"Görüntü bize bir şey söylüyor"

Yeni kitabı Sincaplı Gece, Can Yayınları etiketiyle raflardaki yerini alan Cem Akaş sorularımızı yanıtladı...


@e-posta
Söyleşi, 20 Ekim 10:52
- A +
Yazı aşağıda devam etmektedir.

Cem Akaş'ın Sincaplı Gece adlı kitabı, Can Yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı. Akaş, yeni romanı, komplo teorileri ve inandırıcılık üzerine sorularımızı yanıtladı. 

Sincaplı Gece’yi bir türe sokmakta zorlanıyor okurlar. Siz nasıl yol gösterirsiniz? Bir türe sokmamız da gerekli mi ayrıca?

Bana romanmış gibi geldi ama bilemem tabii.

Turgut Uyar’ın “Geyikli Gece” şiiri sizde "Sincaplı Gece"ye dönüşmüş. Bu şiir sizin için bir çıkış noktası mı oldu romanı yazarken?

Oldu. Şiiri bilenler Uyar’ın sözünü ettiği varoluş halinin bir versiyonunu kitapta bulabilir sanırım.

Romanın zamanı tam belli olmasa da yakın gelecekte geçtiğini hissediyoruz. Olaylar Türkiye’de geçiyor elbette ama özellikle kadınların giyim kuşam alışkanlıkları sanki İran’daki gibi bir değişimin Türkiye’de de tamamlandığını öngörüyor gibi. Hemen tüm kadınların türban takması ya da yanlarında türban bulundurması gibi durumlar var örneğin. Romanda böyle bir tarihsel bakış açısı var mı gerçekten?

İran’a hiç benzemeyen bir toplum tasavvuru var aslında – toplumsal ve sınıfsal olarak. Kadınların konumunu düşünürseniz özellikle.

Sincaplı Gece, Cem Akaş, Can YayınlarıSinemasal bir anlatım var romanda. Sanki filmini çekmeyi planlamışsınız da ona göre yazmışsınız gibi. Bu teknik okuru da farklı bir tahayyüle zorluyor sanki. Anlatı ağırlıklı olarak diyaloglarla ilerliyor. Özel bir amacı var mı bu yöntemin?

Bu anlatım tarzının bir benzerini daha önce 7’de de kullanmıştım. Diyaloglar demeyelim de, sahnelerle ilerliyor diyelim aslında. Bunu bir eksiltme yöntemi olarak kullanıyorum – klasik bir romandan bekleyeceğimiz yazınsal malzemenin önemli bir kısmını atmak isteyen biri için biçilmiş kaftan.

Romanda anlatılan uluslararası bir komplo teorisi var. Yer yer aksiyonun dozu bir hayli yükseliyor hatta. Öte yandan Türkiye her türlü komplo teorisini boşa düşürecek denli absürd olayların da yaşandığı bir ülke. Yazarken bundan endişe ettiniz mi hiç?

Doğru söylüyorsunuz, ama ben hiçbir zaman gerçek Türkiye’yle aşık atmaya yeltenecek kadar kendini bilmez olmadım.

Romanda birçok teknolojik gelişmenin merkezlerinden biri gibi duran bir Türkiye var. Bunun inandırıcılığına dair bir eleştiri geldi mi size, hele ki bazı belgeler insanların eline ulaşmasın diye Google Drive’ın bile engellendiği, yani bu derece incelikten uzak hamlelerin yapıldığı bir memlekette.

Bunu bir inandırıcılık meselesi olarak görmüyorum açıkçası; ona bakarsanız kitapta Emine’nin icat ettiği cihazın inandırıcılığını da tartışabiliriz. Bu daha ziyade bir görüntü gibi; elimizde böyle bir görüntü var ve bunu anlamaya çalışıyoruz. Bu görüntü gerçek olabilir, gerçeğe ya da geleceğe dair olabilir, tamamen hayali olabilir, ama bize bir şey söylüyor. Ya da, bize bir şey söylüyor mu?

Ayrıksı bir yazarsınız. Yazdıklarınız kolay kolay öncüllerini işaret edemediğimiz metinler aslında. Size sorsak, kimlerdir sizi heyecanlandıran yazarlar ya da yaratıcılar?

Gizli Hava Müzesi’nin yazarları.

Okurlarınız sizi internetten araştırdığında kaydettiğiniz şarkıları da buluyorlar. Müzikle nasıl bir uğraşınız var?

Amatörce.

Sosyal medyayı da kullanıyorsunuz. Nasıl bakıyorsunuz sosyal medyaya, ne gibi bir işlevi var sizin için?

Güncel üretimimi, güncele dair üretimimi paylaşabileceğim, tepkisini alabileceğim bir mecra.

Fotoğraf: Esra Özdoğan