Nasılsınız?

Sahiden nasılsınız...


@twitter @e-posta
Editörden, 06 Temmuz 11:10
- A +
Yazı aşağıda devam etmektedir.

“Kamber Ateş nasılsın?”
“İyiyim can annem, iyiyim..”
“Kamber Ateş nasılsın?”
“İyiyim, çok iyiyim, sizler nasılsınız?"
Kısa süren sessizliğin sonrasında kadın devam eder:
“Kamber Ateş nasılsın?”

Yıllardır göremediği oğlunu cezaevinde görmeye gelirken konuşabilmesi için yolda bu kadarını öğrenebilmiştir. İpek Ateş, yıllar sonra Mamak Cezaevi'nde oğlu Kamber Ateş'e sadece nasılsın diye sorabiliyordur. Anadilinden başka bir dil bilmiyordur, anadili ise doğup büyüdüğü topraklarda yasaktır o zamanlar. 

O zamanlardan bu zamanlara.. diye düşünmek bile upuzun bir iç çekiş. 

Nasılsın sorusu üzerine düşünürken tarihe, edebiyata ve hatta sinemaya geçmiş bu anıyı hatırlatmak istedim. O zamandan bu zamana nasılız diye de düşünmek belki de. 

Geçen gün gerçekleştirdiğimiz bir toplantıda izleyicilerden biri konuğumuza "Şimdi yaşadığımız bu zamanlar 80 döneminden daha sert değil mi" diye sormuştu. 

Uzun mesele. Çok mesele. Biz bu ay nasıl olduklarını sormak istedik yazarlarımıza.

Zor bir durum galiba, nasılsın sorusunu tam anlamı ve en gerçek hâliyle yanıtlayabilmek ve her nasılsak, o nasıl olduğumuzu anlatabilmenin hakkını verebilmek.

Yanıtı bir kenara bırakın "Nasılsınız" sorusunu sormaktan bile çekindiğimiz zamanlar yaşıyoruz, hem de çok uzun bir süredir. İyi olmaktan utanıyoruz, azıcık gülümsesek, her şeyi unutup bir kenara koyup güzel bir şeyler yaşasak, hemen ardından vicdan azabı duyuyoruz. Nasıl olabiliriz ki?

Bilene bilene tükenen bıçak gibi belki de anlamı bu sorunun. Nasıl olabiliriz ki?

Bazen umutsuz bazen umuda doğru çarpıyor kalbimiz, güm güm...
Bazen iştahla ve hızla sayfaları çeviriyor, bazen bir yokuşu tırmanırcasına ağırlaşıyor elimizdeki kitaplar...
Bazen denize bakınca sevinç, ağaca bakınca sarılma duygusu ama bazen sanki bakmıyoruz bile... 

Bazen şükür, bazen isyan. 

Bir zamanlar hiç tanımadığımız insanlar ya düşüncelerini ifade ettikleri için, ya işlerini geri istedikleri için, ya adaleti savundukları için şimdi bizim olduğumuz yerlerde değiller. Bir yemek masasında, odasında, ağaç gölgesinde, deniz kenarında, sevdiklerinin yanında kitabıyla uyuyakaldığı kanepesinde, dilediği yerde, istediği gibi... 

Ve biz... Kurmadan önce endişe ile düşündüğümüz tüm cümlelerimizle, tedirginliğimiz ama umudumuz ama direncimizle... 

Nasıl olabiliriz ki?

Ama sonra bir dize: 

"duyurun acınızdan yeni bir soy yaratmanın
doyumsuz, sonsuz, o eşsiz görkemini.
daha işimiz bitmedi, öykümüz sona ermedi."*

Bu ayki dosya konumuz "Nasılsınız" sorumuza dair; Perihan MağdenKarin KarakaşlıŞavkar Altınel, Aslı Serin, Levent YılmazŞebnem İşigüzelİbrahim Yıldırım yazdı.

Yineleyelim; öykümüz sona ermedi.

Önümüzdeki ay, mavide...

(*Edip Cansever, Tragedyalar)