20 Aralık 2020

Londra'dan bir online girişimcilik öyküsü; korkmayın, siz de hedef oyunu oynayın

Yusuf'un fikri kadar emeği de önemli. Ama daha da önemlisi bu emeği stratejik planlama ve ona yönelik kararlarla yönetmesi olmuş

Garip bir yılı geride bırakıyoruz. "Gelen yıldan umut kesilmez" deyip ayakta kalmaya ve yaşam mücadelesine hep birlikte devam edeceğiz.

2020, belirsizliklerle dolu bir yıl oldu... Korktuk, çok kaygılandık, yakınlarımızı kaybettik, kendimiz hasta olduk... Ama, öyle ya da böyle, geride kalıyor işte.

Geçen gün kişisel notlarımı tuttuğum defterimi çıkarıp 2020 hedeflerime baktım.

Neler hedeflemiştim/neler yaşamışım görmek istedim. Doğrusunu isterseniz sapmaları büyük bir yıl olmakla birlikte, kişisel yaşamımda başardığım güzel şeyler de olmuş.

Hani işyerlerinde yaparız ya, yıllık hedefler koyar, bunlara nasıl ulaşacağımızı planlarız. İşte benimki de öyle bir şey.

Bunu uzun yıllar çalışma arkadaşlarımla birlikte de yaptık. İş için koyduğumuz yıllık hedeflerden ayrı olarak kişisel yaşam hedeflerimizi de birlikte yazar, onları bir oyun gibi düzenlediğimiz yeni yıl yemeğinde birbirimizle paylaşırdık. Böylece birbirimizi daha iyi tanıma ve dayanışma fırsatı da bulmuş olurduk.

Dün de yeğenim Selin'in yeni yıl yemeğinde, kız kardeşim Berrin ve oğlum John, hep birlikte yaşam beklentilerimizi, karşılaştığımız unutulmaz olayları, zorlukları, yeni yıla taşımak istediklerimizi konuştuk. Sıradan bir akşam yemeği, derinleşip unutulmaz olmayı başardı.

Ben kendi adıma, o kadar mutlu oldum ki anlatamam. Yirmili yaşlarını süren Selin'i dinlemeye doyamadım. Bir kez daha hayran kaldım hayallerine, kafasının netliğine.

Selin hem üniversite okuyor, hem de kurduğu online pazarlama şirketini yönetiyor. 'Önce üniversite bitecek, sonra iş' gibi bir kavramları yok. Her şeyi birlikte yönetebiliyorlar.

Bu çocuklar hakikaten harika. Hayattan ne istediklerini iyi biliyorlar, ne istemediklerini de. Ne şanslılar...

Gençlerin enerjisini hep sevdim, bana iyi geliyor. Onların yanında yeni şeyler duyuyor, öğreniyorum. Bazen yeni bir trend, yeni bir müzik, yeni bir stil… Bitmek bilmez hayalleri ve enerjileri var onların.

İşte, onlardan birini daha tanıdım, sizlerle de tanıştırmak istiyorum.

Hayattan ne istediğini erken keşfedenlerden. Yusuf Özkanlı. Şirketinin ismi ise Beddable.

Şirket henüz üç yaşında, merkezi ise İngiltere'de.

Pazardaki bir boşluğu görüp yola çıkan Yusuf, çok genç. Kısıtlı bir bütçe ve küçük bir kadroyla kısa zamanda çok şey başarmış. Kalitesi yüksek, tek renk nevresim takımları satıyor. Tabii ki sadece online satış.

Gençlerin tabiriyle 'COOL' bir marka yaratmayı başarmış.

Az sayıda renk seçeneği ile başlamış, şimdi biraz daha renklenmiş. Hâlâ ürünlerinde desen yok. Kaliteli kumaşlardan dikilen nevresimlerin hedef kitlesi, markanın ilk yıllarında özellikle erkek tüketiciler olmuş.

Nedeni ise çok basit. Kendisi gibi alışveriş yaparken zorlanan hemcinslerinin ihtiyacına yönelik bir pazarlama stratejisi ile ilerlemiş. Tabii kısa sürede bu fikiri müşterisiyle ile buluşturmayı başarmış. Zaten Yusuf'un asıl başarısı da bu.

Londra'da nevresim takımı almaya çalışmak uzmanlık ister. Sebebi de şu, İngilizler her konuda olduğu gibi yatak, yorgan, yastık ölçülerinde de çok değişikler.

Dolayısıyla birbirinden çok farklı yastık, yorgan, çarşaf var. Durum böyle olunca basit bir alışveriş çok karmaşık hale gelebiliyor.

Her şey ayrı ayrı satılıyor. Yastık kılıfları ayrı, çarşaf ayrı, nevresim ayrı. Türkiye'de bunlar genelde bir setin içinde satılır, ölçüleri de çok karışık değildir. Tek kişilik, çift kişilik, bir de belki 'king size' diye daha büyük bir ölçü vardır. Ama burada hiç öyle değil. Dolayısıyla kendinize bir set oluşturmak, birinin rengini öbürünün boyutuna tutturacağım derken çok yorucu bir iş haline gelebiliyor.

Neyse ki, bu karmaşıklık Yusuf'un işine yaramış ve bir iş fikri olup şirketini bugünlere getirmiş. Arkasındaki fikir kadar, oraya gelirkenki yolculuk da önemli tabi.

 

Yusuf Alman Lisesi mezunu. Sonra Amerika'da Babson College'da işletme okumuş.

"Niye işletme Yusuf?" diye sordum.

"Aslında iç mimar olmak istedim. Ama New York'da katıldığım bir yaz okulunda gördüm ki, ben o kadar da yetenekli değilim. Türkiye'de aldığım eğitimlerle de sıra dışı hayal kurmayı, kalıpların dışında düşünmeyi hiç öğrenmemişim. Dolayısıyla yol yakınken, sıradan bir mimar olmaktansa, bari işletme okuyayım diye düşündüm. Ama işletme okumayı da gençlere pek tavsiye etmem. Daha bilgi donanımı sağlayacak okullara gitmelerini öneririm. İşletmede öğreneceklerini yapacakları stajlarda kısa zamanda öğrenebilirler." diye cevap verdi.

Güldüm içimden, ne kadar da haklı. Bize hiç yaratıcı düşünme yetkinliği kazandıracak bir eğitim verilmedi. Varsa yoksa ezberle geçti hayatımız.

Oysa yeni dünya, sorgulayan ve hayata farklı bir yerden bakabileceklerin yeri olacak.

Yusuf ekliyor; ''Ben memur olmak istemiyordum. Kendi imzamı atacağım bir iş yapmak istiyordum. Ama sonra buralarda yaşarken gördüm ki, memur olmak da aslında iyi bir şeymiş pek çok açıdan. Mesela İngiltere'de bir ambulans memuru, ailesini geçindirip evini alıp seyahat edebiliyor. Yaşamında daha az stres var. İş bitince fişi çekip hayatını yaşayabiliyor. Maalesef kendi işinde bu mümkün değil. Risklerin daha yüksek, bilinmezlikler daha fazla…"

Burada BBC size her meslek grubunu çok iyi tanıtıyor. Bir ambulans şoförünün yaşamını görüp öğrenebiliyorsunuz. Medya daha bilgilendirici. Dolayısı ile meslekler hakkında da, büyürken daha çok bilgi sahibi olma şansınız olabiliyor...

"Amerika'da okul bitince bir yıl finans sektöründe petrol analisti olarak çalıştım. Beni sponsor etseler de orada kalmak istemedim. Türkiye'ye dönmek istedim. Ailemin çalıştığı şirkette tekstil işine döndüm. O sürede 'bu işe ne yenilik katabilirim' diye düşündüm ve yaptıkları işe e-ticaret boyutu kattım.

"Gördüm ki, kurduğum siteye Gaziantep'ten girip alışveriş yapan müşteriler var. Onlar her zaman İstanbul'a gelip buradaki çeşitliliğe ulaşma imkanına sahip değillerdi. O yüzden onlara e-ticaret yeni bir imkan sağlayabiliyordu. Bir de zaten İstanbul'da yaşayıp e-ticareti deneyimleyen insanlar vardı…

"Dolayısıyla burada bir iş damarı olduğunu gördüm. Aradaki coğrafya bariyerini kaldırmak önemliydi, bunları zaten Amerika'da öğrenmiştim. Ailem moda ticareti yapıyordu. Ben onlardan çok şey öğrendim. Şirketin sahibi Ahmet Tarkan bana geleneksel ticareti öğretti.

"Alışveriş merkezleriyle olan anlaşmaları, temsil ettiğimiz markalarla iş anlaşmalarının detaylarını, kar marjlarını, sözleşme yapmayı… Kısacası işin bütün detaylarına hakim olmayı kısa sürede öğrendim.

"O ara evlendim, eşim ingiliz ve Türkiye'de yaşayan bir gazeteciydi. Görevi nedeniyle Londra'ya tayin olunca, ben de ilk fırsatta yaptığım işi burada geliştirebilmenin yollarını aradım. ilk iş kodlama yapmayı öğrenmek istedim."

"Online iş yapacak olanların, eğer start-up kafasıyla çalışacaklarsa, kendilerinin bu işi iyi öğrenmeleri gerekli" diyor Yusuf.

Bence de çok haklı. Buralara bir fikrim var deyip gelenler için söylemek isterim ki, çok paranız yoksa mutlaka işinizi kendiniz yapmayı bilmelisiniz.

Yusuf, Lebogon Coding School'da bootcamp'a gitmiş. 3 ay gibi bir sürede işini yönecek sisteme hakim olmuş. 

"Sonra burada PlumGuide diye bir şirkette işe girdim. Luxury airBnB şirketiydi bu şirket. Burayı dijital pazarlama konusunu öğrenmek için kullandım. Hem çalıştım, hem kendi yapacağım işi, başka birinin ticarethanesinde öğrenme fırsatı yakalamış oldum.

"Sonra Türkiye'den de kopmamak için, ev tekstili konusunda kendim çalışmak istedim. Burada kendimize nevresim takımı alırken çok zorlandım; boyutlar farklıydı, her şeyi tek tek almam gerekiyordu... Derken dedim ki; ben bunları set yapıp satsam, benim gibi zorlananların işini kolaylaştırsam… Açıkçası her şey böyle başladı."

 

"Erkekler, alışverişi daha düz mantıkla yaptığı için onların hayatını kolaylaştırmak ilk hedefim oldu.

"E-ticaret işinin en önemli sorunu; benim gibi sınırlı kaynakla da başladıysanız eğer, pazarlama maliyetleri size çok yüksek gelebilir. Bunu biliyordum.

"Onun için de, lüks bir marka konumlaması ile işe başladım. Kar marjları pazarlama faaliyetlerimizi kaldırabilsin istedim.

"Hem kaliteli üretim yaptık, hem de ürün çeşitliliğimizi dört ana renkle sınırlı tuttuk.

"Pazardaki bütün ölçülere uygun nevresim takımlarını bir pakete koyup sattık. En çok koyu gri renk satıldı. Sonra yeşil çok talep gördü. Derken renk seçeneklerini 9-10'a kadar çıkardık. Yanına havlular ve bornoz ekledik. Ev tekstili ilginç bir konu.

"Şu anki müşterilerimin yüzde 90'ı ingiliz. Bazen anneler telefonla arayıp çocuklarına hediye göndermek istiyor. Onlara da online nasıl sipariş verebilirler anlatmaya çalıştığımız oluyor.

"Markanın doğuşunda; sipariş adetlerimiz düşük olduğu için, Türkiye'yle çalışmak istesem de, kendimi Portekiz pazarında buldum... Daha esnek ve disiplinli bir pazar bize göre.

"Benim gibi yeni girişimcilere Türkiye'de pek de itibar etmiyorlar, biraz daha fasonculuğa alışmış bir pazar. Kaliteli üretimi, büyük sipariş adetlerinde ancak yapabiliyorlar."

Online'da başarının sırrı

"Online satıştaki en büyük başarı aslında üreticininin direkt müşteriyle buluşabilmesi, aradaki aracıları kaldırmayı başarabilmek. O zaman hem fiyatlarınız rekabetçi olabiliyor, hem de bu pazarın mantığına uygun oyuncu olabiliyorsunuz. Yani 'Direct to Consumer'.

"Benim yeni hedefim, aslında kendi kumaşımı Türkiye'de üretebilmek ve müşterime direkt satabilmek.

"Kendi markasını tanıtabilmek için özellikle Google ve Facebook aramalarını kullandığını belirtiyor ve ekliyor. "Bu işi gerçekten iyi yönetebilmek çok önemli benim çapımda bir işletmede. Çalışanlarınıza emanet edemeyeceğiniz kadar kritik bir iş bu. Onun için kod yazmayı öğrenmek istedim. Sistemin işleyiş mantığına hakim olmak, reklam harcamalarını doğru yönetebilmek ve kavrayabilmek lazım.

"Ben Amazon'da da mal satıyorum ama oranın müşterisi daha uygun fiyata mal arayan bir müşteri profili. Bu platformlara ödediğiniz komisyonlar sizin kar marjlarınızı çok düşürüyor. Müşteri de siparişi verirken o sitenin üzerinde kalıyor. Yani sizin müşteriniz olmuyor.

"Onun için ben Opumo'yu daha çok seviyorum. Onların amacı müşterilere değişik markaları sunabilmek. Bir seçki sunmak.

"Oradan sipariş geldiği zaman müşteri benim müşterim oluyor. Tekrar tekrar dönüp ona kendimi hatırlatıp ürün satma şansını kendimizde tutabiliyoruz. Dolayısıyla yaptığımız reklam anlaşmasının bir anlamı olabiliyor. Yani onlar Vogue gibi, GQ gibi bir platform... Ürünleri orada görüp siparişi bizden verebiliyorsunuz, size bir market platformu açmış oluyorlar."

Çağ data çağı ama bu datayı nasıl kullanabileceğini bilmek de bir o kadar önemli. Yusuf gibi online ticaret yapacakların bu tecrübelerden faydalanmalarını umuyorum.

Yeni yılda kendine iş hedefi koyup yapacaklara benim de önerim, bulduğunuz her fikri hayata geçirirken derinlemesine çalışıp o işi iyi öğrenmeniz.

Hayalleriniz kadar gerçeklerinizi de iyi tespit edip kurşunlarınızı doğru kullanmanız lazım. Yusuf'un fikri kadar emeği de önemli. Ama daha da önemlisi bu emeği stratejik planlama ve ona yönelik kararlarla yönetmesi olmuş.

Hadi siz de kendinize zaman ayırın ve benim John ve Selin'le oynadığım oyunu oynamaya başlayın…. 

Kalın sağlıcakla…

Yazarın Diğer Yazıları

Kendimi suçlu hissettim!

Sergiden çıkarken şu duygu ruhumu sarmıştı: Suçluluk. Yeteri kadar dikkatli miydim? Dünyaya zarar verenlerden biri de bendim

Köye gitmemin en eğlenceli tarafı babaannemin ekmek pişirmesini izlemekti

Babaannemin sevdiğim ekmeklerini hâlâ çok özlesem de Pelin'in ekmeği ve emeği bana iyi geldi. Belki bakarsınız ilerde ekmek sevdalılarına ekmek yapmayı da öğretir

Londra sokaklarında stilettolu Zuhal!

Yabancı heyet temsilcileri eminim bu etkinliklerden sonra Türkiye'ye koşarak gitmek isteyeceklerdir.  Zira ben annemin yemeklerini ne kadar da özlediğimi fark edip İstanbul'a ışınlanmak istedim