10 Nisan 2022

Kendi cemiyetini yaratan ve işine hep sıra dışı bir bakışla yaklaşan global bir marka öyküsü!

"Başlangıçta hayalim buralara kadar gelmek değildi ama hayalim hiç değişmedi; hizmet verdiğim kişileri patronum gibi görüp, onları mutlu etmek oldu"

Soho House 

Yıllar önce Soho House İstanbul'da açıldığında, bir sosyal kulübe dahil olmak için üyelik parası vermeyi biraz anlamsız bulmuştum. 

Zaten oraya üye olan bir sürü arkadaşım ve iş dünyasından kuvvetli bir network'üm vardı. "Ne gerek var ki böyle bir kulübe üye olmaya" diye düşünmüştüm.

Bir de İstanbul trafiğinde evimden kalkıp Beyoğlu'na gitmek benim için imkânsıza yakındı. Dolayısıyla üye olmak istemediğimi söyleyip konuyu kapatmıştım. Ta ki Londra'ya gelinceye kadar. 

Oysa Londra'da 'private club' (özel kulüp) anlayışı ne kadar da yaygınmış. Özellikle belli sosyal statü ve gelir grubundaki insanlar ya da meslek grupları bu kulüplerde bir araya gelmeyi seviyorlar.

Bunlar arasında Londra'da en ünlü olanlar şunlar: 

Annabel's, Loulou's, The Arts Club, Arboretum, The Conduit, Ten Trinity Square ve Soho House 

Ben son altı yıldır Soho Housa'a üyeyim. Bu üyelik burada hayatımı kolaylaştıran bir şey oldu açıkçası. 

Özellikle toplantılarımı yapmak için mekân ararken şehrin içindeki farklı noktalardaki Soho House'ları kullanmak büyük bir rahatlık. Toplantı mekânı olarak sevildikleri için de insanlar buralara koşarak geliyorlar.

Mekânların, girişten itibaren sizi etkileyen bir dekorasyonu var. Lüks bir otelin lobby'sinden içeri girmiş gibi oluyorsunuz. İçerideki insanların çoğu da çok tarz. Hani sokakta görünce "Acaba bu insanlar nerede yaşar, ne yapar?" diye düşündüğünüz tipler. En azından ben öyle düşünüyorum.

Kulüp, üyelerini yaratıcı meslek gruplarından seçmeye özen gösteriyor; çoğu sanat, moda ve reklam dünyasından. Yaş ortalamasını merak edip raporlara baktım; 35 civarlarında. Ama hemen ekleyeyim; yaşsız kalmayı beceren orta yaşlılar da kulübe ayrı bir hava katıyor. 

Aslında benim anlatmak istediğim bu markanın başarı yolculuğu. 

Hep ben de istemişimdir böyle bir markayı sıfırdan yaratabilmeyi. 

Kim bilir ne büyük cesaret ve emek işidir. Belki sonraki hayatta yaparım artık. :) 

Geçen sene temmuz ayında Soho House'lar NY borsasında halka açıldığı zaman "Eyvah şimdi bizi bu durum nasıl etkileyecek?" diye düşünmüştüm. 

Eğer bir şirket halka açılıyorsa daha çok büyümek için hisse satıp, nakit yaratarak yatırım yaparak büyür. 

Kulağa hiç kötü gelmese de sektör hizmet sektörü olduğundan bu durum mevcut üyeleri rahatsız edebilir.

Yatırımcılarına karşı kârlılığını yüksek tutmak için üyeliklerine zam yapıp, bizi daha çok para harcatacak bir baskıya sokabilirler. 

Daha önce ücretsiz kullandığımız servisleri giderek bölüp parçalayıp ayrı ayrı satmaya da başlayabilirler... 

Umarım bunların hiçbirini yaşamayız. Sevdiğim bir kulübün aynı standartta devam edebilmesi beni üyesi olarak çok mutlu eder. 

Şimdilik, her yerde olduğu gibi, Covid sonrası içeride fiyatlar arttı. Öte taraftan aldığımız hizmet çeşitliliği zenginleşti. Lansmanını yeni yaptıkları ve halen geliştirilen bir mobil aplikasyonları var. Buradaki içerikler dopdolu... Ünlü konuşmacıları online dinleyip, sinema ve salon rezervasyonlarımızı buradan kolaylıkla yapabiliyoruz. 

Ayrıca üyelere farklı markalardan sunulan bir indirim dünyası da var. Ara sıra burada dolaşmak ve fırsatlardan faydalanmak hoşuma gidiyor. 

Bu platformda üyeler, ilgi alanlarına göre birbiriyle tanışabiliyorlar da. Dünyanın öbür ucundaki bir üyeyle hem tanışıp hem de birlikte iş yapabiliyorsunuz. Bir süre sonra bir dating app'e dönme potansiyeli de var. Yani yeni bir iş platformu fikri daha. 

Spor salonları ve hocaları fevkalade. Bazı şubelerin üst katındaki havuzlar güneşli günlerde çok talep görüyor. Sabah erken saatte önündeki kuyruklar görülmeye değer. 

Pandemiden sonra Strand'de açtıkları yeni 180 Soho House ve Londra'nın kalbi Chelsea'de açtıkları Soho Home benim deneyimlediğim iki güzel yeni adım. 

Dünyanın diğer önemli şehirlerinde de Soho House'lar var. Paris'te yeni bir Soho House açıldı. Üyeler için seyahatlerinde iyi bir alternatif. 

Grup şimdi de gelen talepler üzerine deniz kenarı şehirlerdeki Soho House'ların sayılarını arttırıyor

Otel fiyatları ucuz değil ama oteller şehrin en güzel binalarında ve harika dekore edilmiş oluyorlar. Konaklamasanız bile üye olarak yemeğe ve sosyalleşmeye gitmek için çok cazip. 

Neticede hangi kaliteyi satın alacağını bilerek gittiğin bir mekân; sürprizi az. 

İstanbul'daki Soho House da bunun en iyi örneklerinden. Harika odaları ve muhteşem binasıyla...

Restoranları benim için olağanüstü lezzetli olmasa da ortalamanın üzerinde bir standartta. Bazı Soho House'larda şimdi farklı restoranlarla işbirliği başladı. 

Böylece üyeler farklı dünya mutfaklarını da House'ların içinde tatma fırsatı buluyorlar. 

Daha önce yaptıkları anketlerde hep aynı menüyü yemekten sıkıldığımızı belirtenler arasında ben de vardım doğrusu. 

Bu yeni işbirlikleri ile farklı restoranlar aylık olarak gelip, kendi menüleriyle servis yapıp gidecekler. Yani bir nevi pop up store. Her iki taraf için de kârlı bir iş birliği olduğuna eminim. Üyeler için de çok iyi bir fırsat tabii.

Soho House grubu, İngiltere standartlarına göre, çok dinamik karar alabilen bir grup. 

Çünkü normalde Londra'da her şey çok yavaş yürür. Grubun bu dinamik yapısı, şimdi halka açık olmanın verdiği baskıyla biraz daha da artacak galiba. 

Yeni açtıkları Soho Home benim şu günlerde gitmekten en hoşlandığım yer. 

Burası bir mobilya mağazası.

Hani ihtiyacınız olduğunda içeri girip yatak, koltuk, masa vs. baktığınız bir mağaza. 

Ama bu mağaza diğer mobilya mağazalarından çok farklı. 

Koltukların üzerinde oturmayın ya da dokunmayın notu yok. Hatta gel benimle vakit geçir, beni deneyimle diyor. Sadece üyelere değil herkese servis veriyor. Üye fiyatları daha uygun tabii. 

Mağazanın içinde harika bir ev havası var. Girişte kocaman bir yemek masası, hemen arkasında şahane bir taze çiçek bölümü... Aynı zamanda birbirinden lezzetli organik kekler ve böreklerin satıldığı minik bir kafe. Bu mağazada beni de uzun bir kuyrukta beklerken görmeniz mümkün.

Soho House'lar genelde dekorasyonlarının özel ve çarpıcı olmasıyla ünlü. Eskiden bu mobilyaları satın alabiliyorduk. Demek ki talep çok olunca iş modeline çevirmeyi düşündüler. Açılır açılmaz talep çok olunca Notting Hill'de de bir mağaza açmaya karar vermişler. Tam da yeri bence. 

Covid sonrası açılan Soho Works'leri de üyeler, aylık bir ücret ödeyerek ofis olarak kullanabiliyor. 

Ücretsiz kahvaltı, çay, kahve ve taze meyve bedele dahil. Size sağladıkları hizmetler içinde özel toplantı odaları ve hızlı internet var. Tabii etrafınızdaki harika enerji de işin bonus'u. 

Londra'da şimdilik 4 noktada var. Ben White City'dekini ziyaret ettim, çok hoştu. 

Bu inanılmaz yenilikçi konseptin yaratıcısı ise 59 yaşındaki Nick Jones. 

MBE (Member of the Order of the British Empire) unvanına sahip Nick Jones, İngiltere'nin Surrey şehrinde büyümüş. Okul hayatını disleksi problemi nedeniyle 17 yaşında bitirmiş ve çok sevdiği Hospitality (Konaklama ve Catering sektörü) işine girmiş. 

Çocukluğunda ailesine servis yapmakla başlayan deneyimini işe çevirebilmek için Trusthouse Forte'ye (İngiliz otel ve restoran şirketi) girip 8 yıl çalışmış. 

Burada mutfaktan tutun da kat hizmetlerine kadar her işte tecrübe kazanmış. Sonra da Grosvenor Hotel'de pazarlama müdürlüğüne yükselmiş.

"Hayalim hep kendi işimi yapmaktı." diyor Nick Jones."Yeteri kadar birikimim yoktu, ilk açtığım yerde kötü yemek ve çirkin mobilyalar ile başarısız oldum. İnsanın ilk dönemlerde başarısız olması aslında çok öğretici oluyor. Neyi niye yapmam gerektiğini daha iyi anlamış oldum. 80'lerde yeme içme işine girmek Londra'da büyük fırsattı. Çünkü yemekler her yerde kötüydü. Bunu erken fark edip sektöre girdim. İlk açtığım yerin başarısızlığından sonra açtığım restoran 'Café Boheme' tuttu, hâlâ da Soho'da hizmet vermeye devam ediyor. Sonra restoranın üst katlarını tuttum ve orayı özel kulübe çevirme kararı aldım." diye anlatıyor.

Greek Street'teki bu yer 1995 yılında Nick Jones'un ilk Soho House'u oluyor. Yeri de Soho'da olunca, markanın adı haliyle buradan geliyor.  

"Başlangıçta hayalim buralara kadar gelmek değildi ama hayalim hiç değişmedi; hizmet verdiğim kişileri patronum gibi görüp, onları mutlu etmek oldu." diyor. "Müşterilerimi mutlu görmek beni daha da mutlu ediyordu." 

Üyelik işine başladığı dönemde fark yaratabilmek için sanatçıları telefonla arayarak kulübe davet edip üye yapmaya başlıyor. Tabii o dönemde Soho çok güvenli bir yer de değil. Ama Jones, sanatçıları oraya getirmeyi basarmış. Böylece diğer insanların da ilgisini çekmeyi başarıyor. 

"İyi uyku, iyi bir yemek ve bol eğlenceden daha önemli ne olabilir bu hayatta... İşte ben müşterilerime bu üç hizmeti dünyanın 30 farklı noktasındaki Soho House'larda sunuyorum." 

Grup sadece bu 30 noktadaki Soho House'lardan ibaret değil. Bütün işleri geçen sene New York'da halka açtıkları Membership Collective (MCG) adlı çatı şirketin altında toplamışlar. Şirketin şu anki piyasa değeri ise 1.42 milyar dolar civarında.

Ana markalarından bazıları: Soho Home, The Ned, Scorpios Mykonos, The Saguaro Hotels, Soho Works 

İyi ki böyle girişimciler var ve hayatımıza zenginlik katıyorlar. 

Sağlıkla kalın… 

Yazarın Diğer Yazıları

Kendimi suçlu hissettim!

Sergiden çıkarken şu duygu ruhumu sarmıştı: Suçluluk. Yeteri kadar dikkatli miydim? Dünyaya zarar verenlerden biri de bendim

Köye gitmemin en eğlenceli tarafı babaannemin ekmek pişirmesini izlemekti

Babaannemin sevdiğim ekmeklerini hâlâ çok özlesem de Pelin'in ekmeği ve emeği bana iyi geldi. Belki bakarsınız ilerde ekmek sevdalılarına ekmek yapmayı da öğretir

Londra sokaklarında stilettolu Zuhal!

Yabancı heyet temsilcileri eminim bu etkinliklerden sonra Türkiye'ye koşarak gitmek isteyeceklerdir.  Zira ben annemin yemeklerini ne kadar da özlediğimi fark edip İstanbul'a ışınlanmak istedim