09 Şubat 2011

SARDEİS

Bir zaman tünelinde yürüyor gibiyim. Daha biraz önce günümüzdeydim.


Bir zaman tünelinde yürüyor gibiyim. Daha biraz önce günümüzdeydim. Tapınağın bekçisi ile çay içip sohbet etmiştim. Yürüdüğüm yol beni hızlı bir şekilde geçmişin gizemli labirentlerine götürüyor. Tapınağın ağaçlarla kaplı yol bitince, tapınağın girişinde  özenle işlenmiş bir sütun başı karşılıyor. Sütun başını geçince önüme çıkan yolun sonundaki iki büyük sütuna doğru ilerliyorum. Bir iki dakika sonra sütunların yanına varınca aslında iki değil tam 16 sütun olduğunu görüyorum. Çoğu ortadan kırılarak sağa sola savrulmuş. İki tanesi ise zamanın tüm yıpratıcı etkilerine karşı tüm heybetleriyle ayakta duruyor. Yapımına Helenistik dönemde başlanan ve dönemin en büyük 7 tapınağından biri olan Artemis tapınağı, hiçbir zaman tam olarak bitirilememiş. Sütunlardan daha eski bir tarihe sahip olan bir de sunak var burada. Sütunları arkamda bırakıp tapınağın arkasındaki kalenin bulunduğu Akrapolis tepeye doğru tırmanmaya başlıyorum. Kale duvarlarının başladığı yere kadar gidiyorum. Aşağılardaki nehrin kenarındaki tarlayı sürmeye çalışan çiftçi günümüzle geçmişi ayıran bir sınır gibi. Tarlanın kenarındaki Sart Çayı’nın dağlardan altın tanecikleri taşıyan bir zamanların azgın nehri Paktalos olduğuna inanası gelmiyor insanın.  
Bulunduğum yerden İ.Ö 1200- 750 yılları arasında yaşayan ve uzun bir dönem Batı Anadolu’yu egemenliği altına almış Lydia krallığının başkenti olan Antik Sardeis kentinin tüm kalıntıları ayaklarımın altında. Heredotus kentin adının Troya’nın yıkıldığı yıllarda yörenin kralı olan Lydus’tan geldiğini yazar.  Lydia’nın son kralı Pers akınları sonucunda kentin yıkılmasından sonra öldürülen Kroisos’tur. Lydia onun döneminde tarihinin en görkemli günlerini yaşadı. Kimdir bu Kroisos? Kim olacak şu bizim hazineleriyle meşhur Karun. Tarihte madeni paranın ilk kez kullanıldığı yer Lydia krallığının başkenti olan Sardeis’tir. Yani parayı başımıza Lydia’lılar sarmış ve bunu da Sardeis’te yapmışlar. İlk sikkelerin Kroisos zamanında basıldığı düşünülüyor. Dönemin en zengin krallığı olmasının ise iki ana nedeni var. Birincisi Bozdağlar’dan Paktalos çayı yardımıyla getirilen altın cevherinin koyun postları aracılığıyla toplanarak hazineye aktarılmasıydı. Lydia’lılar ise Paktalos’daki altını tuttuğu her şey altında dönüşen efsanevi Phyrg kralı Midas’ın çayda ellerini yıkamasına bağlıyorlardı. Lydia’lılar altını işleme becerisine de sahiptiler. Yapılan kazılarda bulunan ve İ.Ö. 6. yüzyıla tarihlenen altın arıtma atölyeleri Kroisos dönemine denk geliyor. Altın ve gümüşü ayrıştırmayı başarmış olan Lydia’lılar bu atölyelerde yılda birkaç yüz kilo altını ayrıştırarak sikke basımına hazır hale getirebiliyorlardı.  

Bulunduğum tepedeki patika yoldan antik kentin en görkemli yapıtı olan Gymnaseion’a doğru inmeye başlıyorum. Sardeis antik kentinin tam orasından geçen İzmir – Ankara kara yolu,  bu görkemli yapıtlardan oluşan kenti ne yazık ki ikiye bölmüş. Kompleksin karşında trafikten fırsat bulup karşıya geçmeye çalışırken hemen yakınımdaki evdeki kalabalık dikkatimi çekiyor. Merak ediyorum. Bir sünnet düğünüymüş be yemek zamanıymış. Davet ediyorlar. Hiç hesapta olmayan bir şekilde öğle yemeğimi bir düğün evinde yiyorum.   

Komplekse girdikten sonra sağdaki yolu takip ediyorum. Sardeis’in en görkemli yapıtı olan Gymnaseion bir kısmı restore edilmiş bir spor ve hamam kompleksi. Etrafı ise birçok dükkân tarafından çevrilmiş durumda. Gymnaseion duvarının dibinde önce bir restoran görüyorum ilerledikçe hırdavatçı dükkânı  ve Yakup’un dükkânı olmak üzere bir çok dükkân çıkıyor karşıma. Her şey çok canlı. Yıllardır Anadolu’yu dolaşırım hâla görmediğim bilmediğim çok şey var. Her gezimde başka bir sürprizle karşılaşıyorum. Yol bitince bir kapıdan geçerek sinagog’a benzeyen bir yapının içine giriyorum. Burası İ.S. 2 yüzyılda kentin Musevi nüfusu için yaptırılmış. Duvarları renkli taşlardan yapılmış süslerle kaplı sütunlu koridorlara sahip sinagog İ.S. 5. yüzyılda kullanılmaz hale gelmiş. Sinagog’dan çıkarak avluya geçiyorum. Avludaki küçük Aslan heykellerini fotoğrafladıktan sonra biraz ilerideki merdiveni kullanarak duvarın üzerine çıkıp  Gymnaseion’un önünde bulunan yemyeşil bir alana iniyorum. Bir zamanlar sporcuların idman yaptıkları bu alan şimdi sadece yeşil otlarla kaplı. Avluya inince ilk kez tam karşıdan ve bu kadar yakından gördüğüm Gymnaseion’un görkemi adeta nefesimi kesiyor. Bir yapı bu kadar  görkemli ve bu kadar mı estetik olur..! Biraz önce içinden geçtiğim mahalleyi düşünüyorum. 2500 yıl önce insanlardaki estetik kaygısının nedeni neydi acaba. Ya da biz neden bu kadar estetik yoksunuyuz?  Yapının içindeki sütunlar bile muhteşem gözüküyor. Yaklaştıkça yapının görkemi artmaya başlıyor. Yapının her bir santimi bile özenle işlenmiş. Mermer sütunlarda yapılan kıvrımlar büyük bir becerinin ve emeğin ürünü.  

Yapının ortasındaki iki sütunun arasında bulunan kapıdan geçerek arka tarafa geçiyorum. Gymnaseion’la her şey çok özenle ve buraya gelenlerin tüm beklentileri karşılanacak şekilde planlanmış. Yapının arka tarafında iki basamaklı büyük bir havuz bulunuyor. Burada biraz zaman geçirdikten sonra aradaki patikadan geçerek buradaki gezimi bitiriyorum. Çıkışa doğru giderken bu antik çağın görkemli kentini ziyaret edenlerin sayısının neden bu kadar az olduğunu sormadan edemiyorum kendi kendime. 

Nasıl Gidilir?

Sardeis Antik kentinin kalıntıları Manisa’nın Salihli ilçesi sınırları içinde. Salihliye 10 km uzaklıkta olan kente,  İzmir- Ankara yolunun 72. kilometresinde Sart Mustafa ve Sart Mahmut köyleri ile iç- içe. İzmir, Manisa ve Salihli’den gün içinde buraya Sardeis’e gidip dönmek mümkün. Kent yol tarafından ikiye bölünmüş. Önce Artemis tapınağına gidin.  Köyün içinden geçerek birkaç dakika içinde Tapınağın girişine varabilirsiniz. Ayrı yerlere oldukları için tapınak ve Gymnaseion’a giriş ayrı ücretlendiriliyor. 

Ne Yenir? 
Salihli’liler çok methediyordu. Methettikleri kadar varmış. Meşe kömüründe yapılan Salihli odun köftesini yemeden dönmeyin

Yazarın Diğer Yazıları

Su için yürüyoruz

Amerika’da 2014 yılında yapılan bir çalışmada dünyadaki tatlı su miktarının tüm suların sadece yüzde 2.5’u olduğunu söylüyor

Bir kanyon, Bir adam…….

Elini ilk sıktığımda bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu. O gün Arapkir yaylalarında çamurla, yağmurla boğuşmuştuk.

Arapkir yaylalarında bir gün

Hava bir kapıyor bir açıyor. Kapadığında bardaktan değil kovadan boşalırcasına yağıyor yağmur