09 Şubat 2010

KONYA’DAN KARAMAN’A DOĞUŞ VE YOKOLUŞ

Şaşkınlığım geçer geçmez köyü dolaşmaya çıktım. Bir eski kilise daha gördüm; daha büyük ve daha iyi korunmuş...

Konya'dan Karaman'a FOTO GALERİ
Konya Ovası’nda, her taraftan görmeme rağmen tepesine ulaşan yolu bir türlü bulamadığım, Karadağ Volkanı’nın eteklerinde ilerliyordum. Ümidim ilk köyde sorarak doğru yolu bulmak. Sağda gördüğüm kubbe dikkatimi çekiyor, arabadan iniyorum. Bir kilise kalıntısı, duvarların bir kısmı yıkılmış. Arkada başka bir harabe daha var. Eski bir yerleşim merkezi üzerindeyim. Yıkıntıları bırakıp arabayla köye doğru devam ediyorum. Köyün girişindeki kalabalık büyük bir lahdin etrafında hummalı bir çalışma üzerinde. Arabadan inip merakla lahite yaklaşıyorum, çalışanlardan bir gence soruyorum:
Kolay gelsin, ne yapıyorsunuz burada.
Buğday depoluyoruz.
Bu lahitin içine mi! Sizin deponuz yok mu?
Bundan iyi depo mu olur? Köyün her tarafında bunlardan bir sürü var. Biz de boş kalacaklarına değerlendiriyoruz işte.
Köyde bunlardan çok mu var?
Evet, bir sürü.
Adı ne bu köyün.
Maden Şehri. Eskiden Bin Bir Kilise derlermiş.

Şaşkınlığım geçer geçmez köyü dolaşmaya çıktım. Bir eski kilise daha gördüm; daha büyük ve daha iyi korunmuş. Girişi düzgün, kesme taştan yapılmış. Kilisenin kemerli yapıya sahip sol kanadı sapasağlam duruyor, hemen kuzeyinde büyükçe bir sarnıç var. Bölgede daha o zamanlar su problemi yaşandığı için neredeyse tüm eski yapılar sarnıçlı. Yürüdükçe sağlı sollu bir sürü lahit, dibek taşları ve su yalakları beliriyor. Bin Bir Kilise’nin kalıntıları hâlâ işe yarıyor burada. Eski zaman gezintimi bitirdikten sonra, köylülerden doğru yolda olduğumu öğrendim.
Karadağ’ı çevreleyen küçük tepelerden birinin üzerindeki Değle köyü ikinci durağım. Köy mü yayla mı pek anlayamasam da bir zamanlar görkemli bir yer olduğu belli. Köyde yeni yapı neredeyse yok gibi. Sadece tarihi binaların duvarlarına eklentiler yapılmış. Yapıların birçoğu Bizans döneminden kalma. Etrafı dolaşırken şimdiki zaman ve mekân algılarınızı yitiriyorsunuz. Geçmişin sokaklarında sanki bir rüyada ya da bir film platosundaymış duygusuna kapılıyorsunuz. Sadece yapılar değil, yaşayanlar da eski zaman insanları sanki. Değle ören yerinde altı tane Bizans kilisesi varmış. Bir kısmı ayakta bir kısmı yıkılmış kiliselerin kitabeleri ne yazık ki parçalanmış. Değle, Aziz Paulus’un yaşadığı yerlerden, yani kutsal bir yerleşim alanı.

Şaşkınlığımı bu tarihi köyde bırakarak Karadağ Volkanı’na doğru tırmanmaya devam ettim. Kısa süre sonra Konya Ovası’nı çok iyi gören bir noktaya vardım. Bir zamanlar etrafına ateş saçan volkan kraterinin tabanında birkaç aile bugün yaylacılık yapıyor. Volkanın oldukça geniş kraterinin kenarında durmuş aşağılara, Karaman’a doğru bakıyorum. Bozkırı keşif yolculuğum tam buradan, bu yüksekten bakışla başlıyor.

Karaman Yolunda
Karaman yolculuğumun ilk hedefi, Karaman’a 40 kilometre mesafedeki Bizans döneminden kalan Manazan Mağaraları. Karaman’ın doğusundaki İbrala Suyu vadisinde, Yeşildere ve Taşkale kasabalarının arasındaki bu eski yerleşim yeri, vadinin kuzey yamaçlarını kaplayan kayalıkların oyulmasıyla inşa edilmiş. Yoldan bakınca yamaçtaki kayalıklara oyulmuş yüzlerce delik hemen dikkati çekiyor. İlk yerleşimlerin Bizans döneminde başladığı sanılıyor. Çok yakın zamana kadar bölge halkı bu mağaraları değişik amaçlar için kullanıyordu. Tüm yerleşimler tek bir kaya kütlesinin oyulması ile yapılmasına rağmen, bu kütleler zamanla depremlerin ve diğer doğa olaylarının da etkisiyle koparak birbirinden ayrılmış. Konut olarak kullanılan bu oyukların bazı odaları ışığın girişi, ortadaki ana salon ve diğer odalarıyla gayet iyi planlanmış. Katlar arası ulaşım da tüm katlardan geçen bir metre çapındaki kuyu ile sağlanmış. Manazan Mağaraları’nda keşfedilen bir kadına ait mumya, Karaman Müzesi’nde sergileniyor. Mağaranın doğu cephesindeki bir sıvaya yazılı kitabe, buranın Bizans dönemine ait olduğuna dair önemli bir kanıt.
Manazan Mağaraları’nın büyüleyici atmosferini geride bırakarak Taşkale’ye doğru yönelebilirsiniz. Karaman’a 46, Konya’ya 150, Ereğli yoluna da 15 kilometre mesafedeki Taşkale, ilginç yerleşim düzeni ile dikkat çekiyor. Eski adı Kızıllar olan kasabanın tarihi M.S. 3. yüzyıla kadar gidiyor. Ören yerlerindeki buluntular Geç Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlının izlerini taşıyor. Taşkale’nin önemli özelliklerinden biri de, Manazan Mağaraları ile aynı litolojiye sahip kayalara oyulmuş 250 civarındaki buğday ambarı. Çok yakın zamana kadar bu buğday ambarları köylüler tarafından sıkılıkla kullanılmaktaydı. Günümüzde tek tük olsa da bu amaçla kullanılan ambarlar bulunuyor. Duvara oyulmuş ambarların yerden yüksekliği birkaç metre ile 30 metre arasında değişebiliyor. Bu ambarlarda saklanan tahıllar yıllarca bozulmadan kalabiliyormuş. Ben ambarlar arasındaki basamaklardan geçerken, üç küçük çocuğun güvercinlere ulaşmak için yaptıkları tırmanış tam bir gösteriydi. Dümdüz duvarda asfalt yolda yürür dibi rahat ve seri hareket eden çocuklar için bu günlük bir iş olduğu için, Taşkale’ye yolunuz düşerse rastlamanız da kuvvetle muhtemel.

Rotamız Taşkale’den sonra İvriz kabartmasına yöneliyor. Burası bozkır gezisinin en sulak etabı. Konya Ereğli’ye 12 kilometre uzaklıktaki İvriz Suyu’nun kaynak başında, Tuwana krallığından günümüze kalan bu Geç Hitit dönemi kabartması M.Ö. 8. yüzyıla tarihleniyor. Boyu altı metreyi bulan kabartmada, Kral Warpalavas’ın, sol elinde buğday başağı sağ elinde üzüm salkımları bulunan bereket tanrısı Santaj’a sunduğu şükran anlatılıyor. Kabartma üzerindeki Hitit hiyeroglifleri kralın tanrıya dua ettiğini yazıyor. Eğer bu yorucu etabı bir günde tamamlarsanız, Ereğli’de dinlenmek en doğal hakkınız. Yaz zamanı giderseniz Ereğli’nin o muhteşem kirazından almayı da unutmayın.
Konya’nın Karapınar ilçesi, son yıllarda erozyon önleme çalışmaları sayesinde sık sık gündeme geldi. İlçe topraklarının büyük bölümü hareket eden kumullarla örtülme ve çöl olma riskiyle karşı karşıya kalmıştı. Yapılan çalışmalarla bu tehlike şimdilik önlenmiş görünüyor. Karapınar son birkaç milyon yıllık jeolojik dönemin izlerini barındıran büyüleyici bir alan. Volkan konileri ve volkanik göller birer doğa harikası. Karapınar-Ereğli yolunun üzerindeki Meke Gölü bu oluşumların en ünlüsü. Göçmen kuşların uğrak yerlerinden biri olan gölün suyu son yıllarda giderek azalıyor. Gölün tam karşısındaysa bir benzin istasyonu bulunuyor! Hemen arkasındaki Acıgöl, ülkemizin en büyük volkanik gölleri arasında. Bu oluşuma “maar” deniyor. Volkanik aktivite sırasında bir veya birkaç patlamayla volkan küllerinin çukuru göle dönüşüyor. Karapınar’da birçoğu kurumuş onlarca maar bulunmakta. Bölgede dolaşırken bir zamanlar buraların bir ateş çemberi olduğunu düşünmek bile insanı heyecanlandırıyor.
Bu volkanik aktivite zamanla insanların yararlandığı jeolojik oluşumları da meydana getirmiş. Oymalı köyü civarındaki volkan küllerinin içine oyulmuş Oymalı yeraltı şehri keşfedilmeyi bekliyor. Kentin sadece bir kısmı açığa çıkarılmış. Otuzun üzerinde girişi tamamen açığa çıkarıldığında, dünyanın en büyük yeraltı kenti unvanına kavuşabilir. Kentin özelliği, girişlerin etrafında bir sürü yapının da olması. Zaman bulabilirseniz Oymalı köyüne giderek Muhtar Nusret Altınöz’ü bulun. Eğer çok meşgul değilse size mutlaka yardım edecektir. Yeraltı kentine rehbersiz sakın girmeyin, bir daha çıkamayabilirsiniz. Bu bölgede geçireceğiniz iki günde belleğinizden silinmeyecek görüntülerle karşılaşacaksınız.
Aynı  bölgede gezmeniz gereken diğer bir doğal oluşum da obruklar. Bu muhteşem doğa anıtlarının çoğunda ne yazık ki artık su bulunmuyor. Su bulunanlardan en önemlileri Meyil, May, Çıralı, Apa, Timraş ve Kızören obrukları. Çıralı Obruğu’nun içindeki mağaralar binlerce yıldır insanlar tarafından kullanılmış. Tüm bu özellikleri nedeniyle MTA Genel Müdürlüğü, Karapınar’ın Türkiye’nin ilk jeolojik parkı olması için bir proje başlattı. Buraya kadar gelmişken Çatalhöyük ziyaret edilmeden geçilmez. Geçmişi M.Ö 7500 yıllarına kadar giden, dünyanın bulunan en eski ve gelişmiş Cilalı Taş Devri yerleşimlerinden Çatalhöyük, 1958 yılında İngiliz Arkeolog James Mellaart tarafından keşfedildi. Konya Ovası’nın insanlık tarihindeki yerini, Çatalhöyük’ü gezerken çok daha iyi anlarsınız.
Bir sonraki durağımız, bölgedeki bir gölün günümüzden iki milyon yıl önce kurumaya başlamasıyla ortaya çıkan doğal anıtlar. Cihanbeyli ilçesinin Kuşça kasabası bu doğal anıtlara ev sahipliği yapıyor. Volkanlardan çıkan tüflerin gölde birikmesiyle başlayan oluşum öyküsü, aşınma sonucunda doğal anıtların ortaya çıkmasına kadar sürmüş, günümüzde de davam ediyor. En başta volkanik küller ve akarsularla gelen malzemeler gölde çökelmiş. Göl kuruduktan sonra aşınma süreçleri başlamış; önce yağmur suları çatlaklara sızarak buraları oymaya başlamış, yağmur sularının oyduğu çatlaklar ikinci aşamada rüzgâr tarafından şekillendirilmiş. En tepedeki sağlam kayalar aşınmaya karşı direndiği için, altında kalan tabakaları da korumuş. Bu nedenle yumuşak kesimler hızla alçalırken sert olanlar yukarıda kalmayı başarmış. Bölgede aşınma o denli fazla ki, rüzgârlı bir havada aşınmayı çıplak gözle görmek mümkün. Bu vadide geçireceğiniz birkaç saat, doğanın yaşam ritmini hissedeceğiniz anları barındıracaktır. Bölgede gezecek o kadar çok yer var ki: Ereğli’deki güncel traverten oluşumları, Bolluk Gölü’nün kenarındaki fosil traverten konileri, kurumaya yüz tutmuş Apa ve neredeyse kurumuş olan May barajları, kurumuş göller sadece birkaçı.
Hava kararmak üzere. Karadağ Volkanı’ndan esen soğuk rüzgâr geçmişin sokaklarından doğanın mucizelerine uzanan yolculuğumdan gerçeğe döndürüyor beni. Bir zamanlar Karacadağ ve Meke gibi  volkanlarla birlikte bölgeye ateş saçan Karadağ Volkanı, şimdilerde suskun bir vaziyette, çaresizce Konya Ovası’nın hazin durumuna bakıyor. Çatalhöyük’ü bağrında saklayan, Hititlere ev sahipliği yapan bu dağ, ne yazık ki Konya Ovası’nın kurumasına da tanıklık edecek. Jeolojik zamanın bu acımasızlığını belki şu anda göremeyeceksiniz, ama bu bozkır turundan sonra hiçbir kaynağın sonsuz olmayacağını da anlayacaksınız.

Yazarın Diğer Yazıları

Su için yürüyoruz

Amerika’da 2014 yılında yapılan bir çalışmada dünyadaki tatlı su miktarının tüm suların sadece yüzde 2.5’u olduğunu söylüyor

Bir kanyon, Bir adam…….

Elini ilk sıktığımda bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu. O gün Arapkir yaylalarında çamurla, yağmurla boğuşmuştuk.

Arapkir yaylalarında bir gün

Hava bir kapıyor bir açıyor. Kapadığında bardaktan değil kovadan boşalırcasına yağıyor yağmur