27 Nisan 2016

Milletvekili olsam, Kahraman’ın yönettiği oturumlara katılmam

İsmail Bey, siz terk edin o koltuğu, fazla beklemeden, kem küm düzeltme çabalarıyla olmuyor bu iş...

Dondurmacı, halı satıcısı, manifaturacı kılıklı adamlar Sivas’ın köylerinde dolaşıyor. Bu adamlar köylülere soruyor:

“Namaz kılıyor musunuz?”

“Köyünüzde cami var mı, varsa yetiyor mu, yetmiyorsa, yeni bir cami yaptırmayı düşünür müsünüz?”

“Neden sakal bırakmıyorsunuz? Sakal şeriftir, caizdir.”

Çeşitli kılıktaki bu adamlar kim? Nerede görevli bu adamlar? Kim adına köylerde dolaşıyorlar? Soruları kim adına soruyorlar? Sadece Sivas’ın köylerinde mi dolaşıyorlar? Tükiye’nin başka hangi il ve ilçelerinde bu kılıkla dolaşan, benzer soruları soran başkaları var mı?

Aktardığım bu olay kulaktan dolma, sağda solda dolaşan dedikodu filan değil. Geçen hafta Meclis görüşmelerinde kürsüden dile getiriliyor.

Meclis kürsüsünde muhalefet milletvekilleri bu gibi olayları aktardıkları zaman, iktidar kanadı, iddiaları anında inceletiyor ve doğru değilse, on, on beş dakika sonra aynı kürsüden yalanlıyor, eksik varsa, tamamlıyor, düzeltiyor.

Ama, bu sözlere AKP sesini hiç çıkarmıyor, yani doğruluyor.
 

İsmail Kahraman istifa etmelidir
 

Anadolu’da bu tür dini yoklamalar, alttan alta dini çalışmalar sürerken, bunları destekleyen “üst akıl” Meclis Başkanından geliyor, çanağı çömleği o patlatıyor.

Meclis Başkanı İsmail Kahraman “dindar bir anayasa” isteyerek, “laikliğin anayasadan çıkartılmasını” savunuyor. Kahraman bu anlamda zaten bilinen bir figür, sürpriz yok. Cumhuriyete ve laikliğe inancı yok. Olabilir.

Aykırı olan, söylediği sözler Meclis Başkanlığı ile bağdaşmıyor. Hem “demokratik, laik, sosyal, hukuk devletine bağlı kalacağına” yemin ediyor, oturduğu en üst makam bu ilkelerle bütünleşiyor, hem de Cumhuriyet’in bu temel ilkesine ters düşüyor.

Bu sözleri söyleyen bir Meclis Başkanı artık o koltukta oturamaz. İsmail Kahraman laikliğe karşıt tutumunu dile getirerek, kahramanlık gösterisinde bulunduğu gibi, bir kahramanlık daha gösterip, Meclis Başkanlığından derhal istifa etmelidir.

Etmiyorsa, ben muhalefet milletvekillerinin yerinde olsam, onun yöneteceği hiç bir oturuma katılmam. İstifa edinceye kadar.

Dün akşam saatlerinde, sözlerini sözüm ona düzeltmeye çabalıyor, “partinin değil, benim şahsi görüşüm” diyerek.

Oysa, sözleri çok net, tepkiler gelince, AKP güç duruma düşüyor, beyefendi de, AKP’yi kurtarma manevrasına girişiyor, yemezler.

İstifa etmeden temizlenmez bu iş. 
 

Rejim değişikliği önerisi 
 

“Düşünce özgürlüğü açısından, inancını dile getiriyor.” AKP’nin bazı anayasa hukukçuları Kahraman’ı böyle savunmaya çabalıyor.

Cumhuriyetin temel ilkesine karşı çıkan biri AKP’li olunca, “düşünce özgürlüğü”, başkaları aynı özgürlüğü kullanmak isteyince, “terör örgütü üyesi, halkı isyana teşvik” gibi suçlamalarla, anında gözaltına, ardından yargıç karşısına, “kaçma tehlikesi, delilleri karartma ihtimali” ile doğru kodese.

Laiklik ilkesi 1924 Anayasasına 1937 yılında yapılan bir değişiklikle giriyor. 1961 ve 1982 anayasalarının ilk dört maddesi arasında yer alıyor, “değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez” maddeleri arasında.

Türkiye Cumhuriyeti’nin temel harçlarından biri, demokratik, sosyal, hukuk devleti nitelikleriyle birlikte.

Şimdi kalkıp, “anayasadan laikliği çıkartalım, dindar bir anayasa yapalım” demek, rejim değişikliği önermek demek.

Türkiye İslam Cumhuriyeti gibi.

Öyle niyetler olabilir, var da, ama o kadar uzun boylu değil.

On dört yılda Türkiye’nin DNA’sını bozdular, bozmaya da devam ediyorlar.
 

Bahçeli lütfetmiş
 

Her durumda AKP’ye destek veren MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli dün grup konuşmasında  İsmail Kahraman’ın “dindar anayasa yapalım” sözüne hiç değinmiyor.

Değinse, eleştirse, AKP’ye ayıp olacak. Hiç dokunmuyor.

Zaten konuşması boyunca, “eleştiriler baki kalmak üzere, AKP’nin yanındayız, Sayın Erdoğan’ın sözleri umut vericidir, Davutoğlu vize muafiyetinde haklıdır” gibi birbirinden değerli görüşleriyle, AKP-MHP ortaklığını, açıkça ilan ediyor.

Sırası mı Kahraman’ı eleştirmek?

Ancak, toplantı ardından gazeteciler kendisine sorunca, “doğru olmamıştır” demek zorunda kalıyor. “Doğru olmamıştır” sıradan bir tepki. Yine de, lütfetmiş Bahçeli.

AKP’liler bile acele, “bizim anayasa önerimizde laiklik ilkesi yer alıyor, yok öyle bir şey” diye, canhıraş açıklama yapıyor. Ama, Bahçeli AKP yolunda devam. İbretlik bir durum.

Neyse, biz Bahçeli’yi AKP’si ile baş başa bırakalım, asıl soruna dönelim.

İsmail Bey siz terk edin o koltuğu. Fazla beklemeden. Kem küm düzeltme çabalarıyla olmuyor bu iş. Siz gelin, en iyisi istifa edin.

Türkiye sizin sayenizde batı basınında yine manşetlerde, prestijimiz yine sırt üstü yere yapışmış durumda.

Yoluna güller serpilen üç, beş turist gelecek ise, onlar da ürküyor, gelmekten vazgeçiyor. Sayenizde beyefendi.  

Yazarın Diğer Yazıları

"Adalet" deyince, akla "adaletsizlik" geliyor

Hukukun üstünlüğünün, kuvvetler ayrılığının, aylarca yargıç karşısına çıkmadan tutuklu kalmanın, bir emirle serbest bırakılmanın "olağan" hale gelmesinin ötesinde, her gün yaşanan kadın cinayetleri, a'dan z'ye ihmaller, mahkemelerde sapıklara, katillere verilen cezalarda "iyi hâl indirimleri", cezaevinden firarlar toplum vicdanında ağır yaralar açarken, "adalet adaletsizliktir" demek o kadar normal ki!

Büyük lokma ye, "NATO'ya veto" deme!..

Erdoğan'ın baştan 'olmaz' dediği her şeye evet demesinde bir şey var. Ne var, bilmiyoruz ama, bilmediğimiz bir şey var!..

Kadın cinayetleri gölgesinde asgari ücret pazarlığı

"Millet aç" diye feryat eden kadına anında gözaltı, "Beni öldürecek" feryatlarıyla 23 kez başvuran kadına umursamazlık!