10 Haziran 2016

"Ben ve eşim yarın Taksim’de olacağız"

O kurşunu atan kişi, birkaç dakika önce Binali Yıldırım'la sarmaş dolaş, bir şeyler konuşuyor.

Sağ-sol çatışmasıyla azgınlaşan terörün kasıp kavurduğu yıllar, 70’li yılların ikinci yarısı.

Her gün sağdan ve soldan ya gençler ya önemli isimler kurşunlara hedef oluyor. Profesörler, sanatçılar, yazarlar, siyasetçiler, gazeteciler birer birer toprağa düşüyor.

Bugün nasıl “terör” diye ayağa kalkıyorsak, terör her gün can alıyorsa, 70’li yılların ikinci yarısı da, aynen öyle, tam kabus. İnsanlar sokağa çıkmaya korkuyor, kurşunun adres sormadığı yıllar, o gün kime isabet edecek, belli değil.

İktidarda Milliyetçi Cephe Hükümeti var, Adalet Partisi, MHP, Milli Selamet Partisi’nin oluşturduğu blok.

1973 seçimlerinde Bülent Ecevit’in liderliği ile birlikte, müthiş bir sıçrama yapan CHP yüzde 33 oyla 189 milletvekili çıkartıyor. Ecevit önce “tarihi uzlaşma” diye nitelenen, ama daha sonra “tarihi yanılgı” olduğunda birleşilen bir koalisyon kuruyor, CHP-MSP koalisyonu.

Zaten ciddi anlaşmazlıkların doğduğu o  koalisyonun ömrü 1974 Kıbrıs Barış Harekatı ile sona eriyor.

Başbakan Ecevit ama, Erbakan zaferle sonuçlanan Kıbrıs Harekatını kendine mâl etmeye çalışıyor. Koalisyon da bozuluyor. 

Bunun üzerine AP, MSP ve MHP bir araya gelerek, 229 oyla sağladıkları Meclis çoğunluğu sonucu Milliyetçi Cephe Hükümetini kuruyor.

Türkiye kan deryası.

 

77 seçimlerine doğru

 

Aradan geçen zamanda Ecevit daha da güçleniyor, “Karaoğlan” efsanesinin yılları.

1977 seçimleri yapılacak. Ancak, Türkiye’nin her yerinde bombalar patlamaya devam ediyor, insanlar ölüyor. Her gün beş, on kişi cinayetlerle hayatını kaybediyor. Ve ortada katil ve katiller yok.

Mitinglere saldırılar, yol kesmeler, siyasi cinayetler almış başını gidiyor.

1977 seçiminden üç, beş gün önce Ecevit İstanbul Taksim’de büyük bir miting düzenleme kararı alıyor. İstanbul o yıllarda CHP’nin kalesi. 44 milletvekilinden 27’sini CHP çıkartıyor.

 

Gizli mektup

 

İstanbul mitinginden bir gün önce.

Başbakan Süleyman Demirel Ecevit’e gizli bir mektup gönderiyor. Mektupta Ecevit’e:

“MİT’ten gelen bilgi doğrultusunda Taksim’de miting yapmanızın çok tehlikeli olacağını bildirilmiştir, mitingden vazgeçmeniz doğru olacaktır”.

O tarihte televizyon yok, tek bir radyo var, TRT. Partiler radyoda seçim konuşması yapıyor, onar dakika. Her partiden genel başkanlar ya da partinin üst yönetiminden insanlar konuşuyor radyoda, seçim propagandası. Konuşmaları partiler banda alıyor, TRT’ye gönderiyor, canlı yayın değil.

Taksim mitinginden bir gün önce CHP Genel Sekreteri Orhan Eyüpoğlu’nun konuşması var radyoda. TRT’ye onun konuşması gönderilmiş.

Başbakan Demirel’den uyarı mektubunu alan Ecevit, Orhan Eyüpoğlu’ndan rica ediyor, onun konuşması geri  çekiliyor, yerine radyoda Ecevit konuşuyor. Aldığı mektubu aktardıktan sonra Ecevit:

“Ben ve eşim yarın Taksim’de olacağız.”

Konuşması boyunca bunu bir kaç kez tekrarlıyor:

“Ben ve eşim yarın Taksim’de olacağız.”

Ertesi gün Taksim tarihi günlerinden birini yaşıyor, muhteşem bir kalabalık, belki yüz bin kişi Taksim’de toplanıyor.

Üç gün sonraki seçimde Ecevit CHP’nin rekorunu kırıyor, yüzde 42 oyla 211 milletvekili çıkartıyor.

 

Mitingden cenaze törenine

 

Neredeyse kırk yıl önceki bu olayı bugün neden anımsıyorum?

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na Fatih’te şehitlerin cenaze töreninde atılan kurşundan dolayı.

Ölüm tehdidi.

Üstelik, o kurşunu atan kişi, birkaç dakika önce Binali Yıldırım'la sarmaş dolaş, bir şeyler konuşuyor. Yanlarında İçişleri Bakanı Efkan Ala.

Daha ne olacak?

Ha 1977’de Ecevit’e o uyarı mektubu, ha bugün Kılıçdaroğlu’na kurşun gösterisi.

Kurşun gösteren kişi ile birlikte birkaç kişi daha önce gözaltına alınıyor, göstermelik, bir kaç saat sonra serbest bırakılıyor.

 

"Takipçisi olacağız"

 

Kurşun gösterisinden sonra Kalkınma Bakanı Lütfi Elvan Meclis’te:

“Sayın Kılıçdaroğlu’na yapılan girişimi kınıyoruz, takipçisi olacağız”.

İçişleri Bakanlığı yazılı açıklama yapıyor:

“Olayla ilgili inceleme devam etmektedir, geri kalan açıklamalar spekülasyondan ibarettir.”

Gerçekten spekülasyon, gerçekten takipçisi oluyor hükümet, böyle takipçiliğe can kurban, adamlar serbest bırakılıyor!

Herkesin gözü önünde, pervasızlığa bakın siz.

 

Kılıçdaroğlu'na düşen

 

Olay sonrasındaki Kılıçdaroğlu’nun tavrı ve açıklaması çok yerinde.

Nasıl ki, Ecevit 1977’de “ben ve eşim Taksim’de olacağız” diyor ve tehditlere pabuç bırakmıyor, Kılıçdaroğlu da benzer çıkışla, aynı tavrı gösteriyor. Doğru yapıyor.

Ana muhalefet liderinin, diyelim ki, aciz kaldığı bir yerde, sokaktaki vatandaş ne yapsın? Hakkını hukukunu nasıl korusun ve hatta can güvenliğini nasıl sağlasın?

Tepkisi, geri adım atmayışı yerinde, ancak ona düşen bir görev var.

Binali Yıldırım’a sormak, kendisine kurşun atan adamla ne konuştuğunu sormak.

Yıldırım bunu açıklamak zorunda.

Açıklayıncaya kadar sormak

Ve o adamların neden serbest bırakıldığını sormak.

Yok “savcı bıraktı”, yok şu oldu, yok bu oldu, mazeretlerine sığınmaya kalkabilecek Yıldırım’ı ille açıklamaya zorlamak.

Ana muhalefet liderine kurşun atılıyor, ülkeyi yöneten en üst yetkililerin gözü önünde, birisi de çıkıp, “geçmiş olsun” demek nezaketinde bulunmuyor.

Gözleri bu kadar kara ise, herhalde Başkanlık uğruna, muhalefet de aynı kararlılığı göstermekle yükümlü.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Sosyal devletten "sosyal halk"a!..

Yıllardır dilinden düşürmediği "ekonomimiz güçlü" sözü, yardım çağrısıyla iflasını ilan ediyor. Yardım çağrısı aynı zamanda "devlette para yok" anlamı taşıyor

Bekir Pakdemirli gördüğüm en kötü Tarım Bakanı

İthalat yapmayı herkes biliyor, mesele ithalat değil, bizim çiftçimizin üretmesi. Onun yoksulluğunun önlenmesi. Bizim topraklarımızın verimli işletilmesi

Koronavirüs derken yangından mal kaçırmak

Bütün dünya ve Türkiye Koronavirüs ile yatıp Koronavirüs ile kalkarken, binlerce insanın hayatı söz konusu iken, Kanal İstanbul!.. İnsaf!.. Pes!..

Advertisement