27 Eylül 2009

'İki Yabancı – Strangers in the Night'

Babası bir besteci ve senfoni orkestrası şefiydi. Annesi de çok yetenekli bir şarkıcıydı.

Bir Osmanlı Ermenisinin oğlu olarak önceki yazımızda bahsetmiştik, Beyrutlu Avo Uvezian’dan.

Avo, yaşam tarzı, bohem karakteri ve puroya olan tutkusundan dolayı Zino Davidoff’a benzer.

İlginç bir hayat hikayesi vardır:

Avo, bir göçmen olmasına rağmen kendisini her konuda güvende hissettiği, sevgi ve müzik dolu bir aile ortamında büyüdü. Piyano çalmaya çocuk yaşlarda başladı.

Babası bir besteci ve senfoni orkestrası şefiydi. Annesi de çok yetenekli bir şarkıcıydı. Aklında büyük bir müzisyen olma hayali vardı.

Henüz yeniyetme bir lise talebesiyken “Liban Boys” (Lübnanlı Gençler) adını verdikleri, kendisi dahil üç kişilik bir grup kurdu.

Efkâr ve sevincin hep bir arada yaşandığı Beyrut gecelerinde, Arap müziğinin birinden diğerine fütursuzca geçiveren mahzun ve kıvrak melodileriyle hem kendisi eğleniyor, hem de dinleyenlerini coşturuyordu.

O sıralarda Lübnan’da, Feyruz’un da hemen hemen tüm şarkılarına sirayet eden dramın konusu, “ilginç” gelişmeler yaşanıyordu.

Birinci Dünya Savaşı sonrasında Fransız hakimiyetinde olan Lübnan, uluslararası camianın muvafakatiyle 1943 yılında bağımsız bir ülke haline gelmişti.

Arkasında bir mücadele ve halk rızasına dayanan bir toplumsal sözleşme olmadan bağımsızlaşan ülkede, dini mezheplerin kendi nüfuslarına göre oransal olarak temsil edildikleri bir sistem kurulmaya çalışılıyordu.

Uzun bir süre Osmanlı hakimiyeti, daha sonra Mısır'ın işgali (1840) ve 1860 yılında Dürzilerin, Maruni Hıristiyanların ve Grek Ortodoksların kanlı iç çatışmalarına sahne olan bu küçük Ortadoğu ülkesinde aslında her şey kurulurken belliydi:

Bu ülkeye “huzur” geç gelecekti.

İkinci Dünya Savaşı sona erdiğinde biraz macera olsun diye, biraz da sanatını ülke dışında icra etmek kaygısıyla Avo Irak’a gitti. Liban Boys olarak Bağdat’ta bir otelle anlaşma imzalamışlardı.

Bağdat hayatı sandığı gibi eğlenceli geçmedi. Avo, sadece bir yıl dayanabildi Bağdat’a. Sıkıldı ve daha hareketli bir yaşam umuduyla bu kez İran’a gitti.

O zamanlar İran, Irak’a göre daha zengin ve daha liberaldi. Liban Boys, dönemin en meşhur mekanlarından Park Otel ile anlaşmıştı.

Henüz 20 yaşındaydı ve Tahran’daki hayatından Bağdat’takine kıyasla çok daha memnundu. Kısa sürede espriler yapacak ve müşterileriyle birlikte eğlenebilecek kadar Farsça öğrendi.

Hem müzisyenliği, hem de oldukça dışa dönük ve esprili kişiliğiyle Tahran’da kısa sürede tanınmaya başladı.

Batılı hayat tarzına kenarından köşesinden nüfuz etmeye çalışan Tahran sosyetesine caz dinletiyordu.

Sonra da Arap müziğinin insanın kanını kaynatan kıvraklığıyla herkesi protokol bumbarından kurtarıp, en asıl halleriyle eğlendiriyordu.

Şöhreti, kısa sürede saraya ulaştı. Derken, Şah Rıza Pehlevi’nin özel piyanisti oluverdi.

Avo iki yıl Tahran’da yaşadı ve Beyrut’un o şaşaalı hayatına ve ailesine özlem duymaya başlayınca aklına dönme fikri düştü.

Sanki bir yıl sonra İsrail’in bağımsız bir devlet olacağını (1948) ve El Fetih liderliğinde Filistin Kurtuluş Örgütü’nün kurulup İsrail’e karşı savaş açacağını, ülkenin bir sonraki aşamada Sünnilerin, Şiilerin, Dürzilerin, Maruni Hıristiyanların ve Grek Ortodoksların birbirine girdiği bir iç savaşa doğru sürükleneceğini önceden görmüş gibi, “Senin o özlemini duyduğun Beyrut kalmadı artık; ülkendeki gelişmeler hiç iç açıcı değil; sen en iyisi ABD’ye git.” diye ısrar eden Şah Rıza Pehlevi’nin tavsiyesine uyarak Avo, Beyrut’a dönmek yerine ABD’ye, New York’taki akrabalarının yanına gitti.

ABD’de de istikbalini müzikte aradı. Juilliard Müzik Okulu’na yazıldı ve klasik piyano ve kompozisyon dersleri aldı.

1951 yılında tanıştığı Marie ile evlendi ve müzik kariyerini inşa etmeye devam etti.

1953 yılına kadar ordu orkestrasında piyano çaldı. Bir süre Porto Riko’ya yerleşti. Bu küçük adayı ve halkını çok sevdi. Sanki, çocukluk günlerinin neşeli, heyecanlı ve şakacı insanlarını yeniden bulmuş gibiydi.

Arkadaşlarının ısrarı üzerine 1974 yılında adanın en meşhur mekanlarından birisi olan “Palmas del Mar” adlı eğlence merkezinde piyano çalmaya başladı.

Tahran’daki gibi yine kadrolu bir müzisyen olmuştu. Aklına Liban Boys günleri geliyor ve duygulandığında, piyanonun kenarına gizlediği romdan büyük bir yudum alıyordu.

Avo 61 yaşında Porto Riko’da puro işine girdi ve çok başarılı oldu.

Puro sitelerinde Avo Uvezian’dan büyük caz müzisyeni ve bestecisi diye söz edilir.

İlk defa Frank Sinatra’dan duyduğumuz, dilimize rahmetli Fecri Ebcioğlu’nun sözleriyle “İki Yabancı” adıyla kazandırılan ve bir zamanlar Saddam Hüseyin’in de en sevdiği şarkı olan 1960’lı yılların hit şarkısı “Strangers in the Night”, ikna edici düzeyde çok yaygın bir iddiaya göre bir Avo Uvezian bestesidir.

80. yaş günü münasebetiyle 2006 yılında piyasaya çıkardığı “AVO 80. Anniversary Limited Edition” ile puro sevenlere müstesna bir lezzet sunan AVO bugün bir dünya markasıdır.

Avo Uvezian’ın Beyrut’ta başlayıp, Bağdat ve Tahran’da devam eden; daha sonra Şah Rıza Pehlevi’nin tavsiyesi üzerine ABD’de süren ve oradan aklından hiçbir zaman geçmemiş olan bir Karayip ülkesinde, saray ve tatil köyü müzisyenliğinden, puro patronluğuna dönüşen çok ilginç hayat hikayesi işte böyle.

Değerli bir dostum, bizi ilginç serüvenlere sürükleyen tesadüfleri, insanın omzuna “mavi kuş” konması olarak tabir etmişti ve ben de çok beğenmiştim.

Umudunuz daim olsun efendim.

Bir gün mavi kuşunuz mutlaka sol omzunuza konacaktır.

Yazarın Diğer Yazıları

2015 ve T24’e veda yazısı

2016; insanlığa, ülkemize, T24 okuruna, yazarına, çalışanına ve T24’e şans getirsin

ABD 14 yıldır terörle savaşıyor, sonuç: Terör saldırıları yüzde 6 bin 500 arttı!

“ABD işgalinden önce Irak’ta hiç intihar saldırısı olması ama, 2003 yılından bu yana 1892 intihar saldırısı oldu"

Rusya, Batı’nın yaptırımlarına daha ne kadar dayanabilecek?

Gazprom biterse Putin biter. Sonra sıra Çin’e gelir. Çin karışırsa dünyayı dolarsızlaştırma ittifakı, yani BRICS tamamen biter