18 Mayıs 2013

Reyhanlı ve linç kültürü

"13 Mayıs 2013 tarihinde gerçekleşen patlama sonrasında, kışkırtıcı ve tahrik edici Reyhanlılı bir grup oluşmuş, her gördükleri Suriyeliye saldıran darp edip linç girişiminde bulunan...."

“13 Mayıs 2013 tarihinde gerçekleşen patlama sonrasında, kışkırtıcı ve tahrik edici Reyhanlılı bir grup oluşmuş, her gördükleri Suriyeliye saldıran darp edip linç girişiminde bulunan ve Suriye plakalı araçları tahrip eden davranışlar sergilemişlerdir. Suriyelilerin yaşadığı binalara topluca gidilmiş birçok ev yakılmaya çalışılmış, ele geçirilen kişiler darp edilmişlerdir. Aşırı milliyetçi/ulusalcı eğilimlere sahip partilere mensup fanatikler olduğu söylenen ve her geçen gün sayıları artmakta olan bu grup, yaşanan gelişmelerden Suriyelileri sorumlu tutmakta, Reyhanlı ilçe merkezinde devriye gezerek sıklıkla yol kesmekte, Suriyeli veya Suriye vatandaşı olduğunu zannettikleri kişileri linç etmeye çalışmaktadırlar. Patlama sonrasında, Reyhanlı ilçe merkezinde yüzlerce çevik kuvvet, özel hareket elemanları dikkat çekmekte, ancak bu süreçler, onların tanıklığında gerçekleşmekte, polisler bu olaylara seyirci kalmaktadır. … Yaralı olduğu halde korkudan hastaneye gidemeyen, evden çıkamayan bazı Suriyelilerin tedavileri gizlice gece vakitlerinde bazı gönüllüler tarafından yapılmaya çalışılmaktadır. Güvenlik gerekçesi ile dışarı çıkamadığı için, ekmek ve temel gıda ihtiyaçlarını karşılayamayan Suriyeli ailelere, Suriyeli akrabaları veya komşuların çocukları aracılığıyla yardım edilmeye çalışılmaktadır.”

Yukarıdaki satırlar Mazlumder’in Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde düzenlenen saldırılara ilişkin “Ön İnceleme Raporu”ndan. İnternette elden ele dolaşan bu raporu okuduğunuzda ne düşünürsünüz? Hele linç kültürünün bu kadar yaygın olduğu bir ülkede yaşıyorsanız? Bu iddialar doğru mu diye merak edersiniz değil mi? Hükümetin bu konuda bir açıklama yapmasını, savcıların soruşturma açmasını beklersiniz. Muhalefetin ucuz dış politika analizleri yerine meclisi göreve çağırmasını. Köşe yazarlarının bu konunun üzerine gitmesini ya da twitter ünlülerinin sosyal medyada kampanyalar başlatmasını. Irkçılığın hortladığı, mültecilerin fiziksel ya da sembolik şiddete maruz kaldığı, hatta bu yüzden kaçtıkları ülkeye geri dönmeye başladıkları bir ortamda siyasi çekişmelerin, kişisel ihtirasların bir kenara bırakılacağını düşünürsünüz.

Yanılırsınız. Benim “güzel ve yalnız ülkemde” bunların tersi olur. “Terör kampları kapatılacak, Reyhanlı şehitlerinin hesabı sorulacak” sloganıyla “Savaşa Hayır!” kampanyanları düzenlenir örneğin. Ana muhalefet partisinin Dersim milletvekili “AKP Esad’ı devirince sizi geri göndeririz diyerek 400 bin Suriyeliyi topraklarımıza doldurdu” diye twitler girer, Kahramanmaraş’ta, Çorum’da kendisi gibi Alevi olanların katledildiğini unutarak ve bütün mültecileri zımnen “terörist” ilan etmekte bir beyis görmeyerek. Kendisini “akademisyen/gazeteci” olarak tanıtmayı seven köşe yazarı Urfa’da dolaşan “sakalı göbeğinde üniformalı muhalifler”den söz eder, bu tanımlamanın nasıl buram buram İslamofobi koktuğunun farkında bile olmayarak. “Allah korusun Reyhanlı’da olanlar turizm merkezlerinde tekrarlanırsa ne yapacağız?” diye sorar ya da, 50 ölünün üzerine bu laf nasıl edilir diyenleri “zavallılıkla” suçlamayı ihmal etmeyerek. Kimileri ise Komünizmle Mücadele Derneklerini aratmayan bir şehvetle “diktatör sever, mezhepçi, mülteci düşmanı” kerameti kendinden menkul solcularla uğraşır sabah akşam, iktidarda yüzde 50 oya sahip bir sağ partinin olduğunu unutarak, Baasçı elitizmin karşısında sakil bir popülizme sarılarak.

Bu karmaşada kimse Mazlumder raporundaki iddiaların doğruluğunu araştırma gereği duymaz. Sorulması gereken sorular sorulmaz. Reyhanlı’da yaşandığı öne sürülen linç girişimleri sadece hükümetin dış politika yanlışlarının mı sonucudur? Öyle bile olsa bu mültecilere yönelik ayrımcılığı ve şiddeti meşru kılar mı? İnsanların can derdine düştüğü bir ortamda ilk yapılması gereken siyasi analiz midir? Diyelim linç girişimlerini kışkırtanlar “aşırı milliyetçi/ulusalcı eğilimlere sahip partilere mensup fanatikler”. Eylemlere katılanların hepsi mi aşırı milliyetçi/ulusalcıdır? İddialar doğruysa halk neden bu kadar kolay tahrik olmaktadır? Suriyelilere ekmek vermeyen bakkal, yaralıları hastaneye sokmayan doktor, olaylara müdahale etmeyen güvenlik güçleri Baasçı solcular mıdır? Kamu düzenini sağlamaktan, mültecileri koruma altına almaktan kim sorumludur? Hükümet mi, CHP mi, aşırı milliyetçi-ulusalcı fanatikler mi? Sınırları mültecilere açan devlet (ki AKP’nin Suriye politikasını eleştirin eleştirmeyin, bu son derece doğru ve insani bir adımdır; hiçbir devlet ölümden kaçan insanlara kapılarını kapatamaz, kapatmamalıdır), nüfusu bir anda ikiye katlanan bir ilçenin bu demografik değişimi desteksiz kaldıramayacağını hesaplayamaz mı? Peki ya sokaklarda dolaştıkları iddia edilen “belleri silahlı adamlar” kimlerdir? Reyhanlı sakinlerinin uzunca bir süredir dile getirmeye çalıştıkları endişeleri yersiz midir? Korkusundan evlerinden çıkamayan Suriyeli sığınmacıları tedavi eden (ya da onlara minibüsle ekmek dağıttıkları söylenen) gönüllüler de Reyhanlılı değil midir?

Bu sorular sorulmaz çünkü bu coğrafyada linç:

1. Ne idüğü belirsiz birkaç fanatiğin işi değildir; halk, nedense, galeyana gelmeye hazırdır (Reyhanlı’da bunun olup olmadığı da ideolojik kaygılar bir kenara bırakılıp araştırılmalıdır).

2. Linç, devlet politikalarından bağımsız da değildir. Devlet için linç kimi zaman bir stratejidir, doğrudan ya da dolaylı olarak desteklenir (1934 Trakya Olayları, 6-7 Eylül, Kahramanmaraş, Çorum örneklerinde olduğu gibi); kimi zamansa yapılan siyasi yanlışlar, beceriksizlikler linç eylemlerine uygun ortam sağlar.

3. Linç kültürü dediğimiz şey ise salt fiziksel linç eylemine indirgenemez. Adı üzerinde bu (elbette öğrenilen, sürekli yeniden üretilen) bir kültürdür, zihniyettir. Sağcısı da solcusu da, iktidarı da muhalefeti de, sıradan insan da, köşe yazarı da bu kültürden nasibini alır. Yukarıda verilen örneklerden de anlaşılabileceği gibi, söz konusu insan hayatı olsa bile tartışmalar siyasi pozisyonlar üzerinden yürür; amaç her koşulda karşı tarafa vurmak, farklı düşünenleri – sembolik olarak – linç etmektir. Yok etmek, birlikte yaşamaya tercih edilir.

Böyle bir kültürün egemen olduğu bir toplumun gerçek kahramanı Reyhanlı katliamının simgesi haline gelen, patlamada torununu ve kızını kaybetmesine rağmen ortaya çıkıp torununu kurtarmak için ateşe atlayan Suriyelinin etraftakiler tarafından dövüldüğünü anlatmaktan çekinmeyen Döne Kuvvet’tir. Siyasetçilerin, kanaat önderlerinin, akademisyenlerin, köşe yazarlarınının, kısaca hepimizin Döne Kuvvet’i örnek alması gerekir. Bu toplum ilmek ilmek çözülmüyorsa bu Döne Kuvvet gibiler sayesindedir. 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Erdoğan nefreti ve Soma; Gülay Göktürk’e bir cevap

Tokatladığı vatandaşa/göstericiye “İsrail dölü neden kaçıyorsun” diye hitap eden, yani açıkça ırkçı bir terim kullanan bir Başbakanla karşılaştınız mı

Türkiye kendi kaderini tayin etti: Ayrışma!

Ünlü Fransız tarihçi Ernest Renan 1882 yılında yaptığı bir konuşmada milleti bir ruh olarak tanımlar. Bu ruhun varlığını sürdürebilmesi her gün tekrarlanan bir halkoylamasına (plebisit) bağlıdır. Yani millet inşa süreci, milletin kendi kaderini tayin etmesiyle bitmez

Gülen cemaati de yenilgiye uğruyor...

AKP Türkiye genelinde yüzde 40-45 bandında kalacak gibi. Bu sonuç, birçok yorumcunun söylediği gibi, seçmenin yolsuzlukları, vs. onayladığı anlamına gelmese de seçmenin AKP etrafında kenetlendiğini, seçim döneminde yaygınlaşan amiyane tabirle tabanın Erdoğan’ı “yedirmediğini” gösteriyor.