25 Nisan 2019

Ayın karanlık yüzü

Nasıl dün Madımak’ı ateşe vermişse, bugün de Çubuk’ta CHP liderinin zar zor sokulabildiği evi yakmak istedi o “dinamik"

Kemal Kılıçdaroğlu’na saldırıda, yumruk atandan çok, elinde bastonu, başında takkesiyle, kuvvetle muhtemel ki “Hac farizası”nı da tamamına erdirmiş görünümlü ihtiyarların dehşet verici bir devinimle ona doğru seğirtme çabaları etkiledi beni…

Onları izlerken aklıma Maraş Katliamı’ndan bir tasvir geldi; dillendirilirken bile insanın kanını donduran, yüreğini dağlayan tanık aktarımlarından en unutamadığım şu tasvir: 

Bir Alevi evine dalan üç-beş kişilik cinayet timine, birazdan başlayacak can alma eylemini meşrulaştırma yolunda elde Kur’an, “Bismillah”larla eşlik eden sakallı, takkeli, “dini-bütün” bir ihtiyar adam…

Kim bilir başka bir zaman-mekânda görseniz, ne kadar nur yüzlü, muhterem, mübarek biri diye düşünebileceğiniz türden bir ihtiyar adam!..

Ama o katliam ortamında, “Kızılbaş”  oldukları cihetle ne Müslüman ne de insan sayılan “vatan-millet-devlet düşmanları”nı “kanı helâl” kılmak üzere, bir cinayet ritüeline dini alet etmede baş aktörlüğe soyunmuş bir ihtiyar adam…

Ne yapayım ki Kılıçdaroğlu çevresinde örülmüş etten duvarı delip geçme, onun canını yakmak isteğiyle baston sallayarak kabarmış öfkesini dışa vurma motivasyonlu o “dini-bütün” ve belki birazdan da  adında “Barış” olan dinin mabuduna secde etmek üzere namaza duracak ihtiyarları görünce, bunu hatırladım ben!..   

                                                                           ***

Kılıçdaroğlu’nun kıyısından mucize kabilinden döndüğü “Çubuk Linç Girişimi”ni anlamak için 1978 Maraş Katliamı’na, 1993 Sivas Madımak Yangını’na ve daha nice benzeri korkunç olaya bakmak; bunlar arasındaki “karanlık” sürekliliği görmek gerekir.

Menemen, 6-7 Eylül, Kanlı Pazar, Maraş, Çorum, Sivas ve işte Çubuk…

Bunlar bu toprakların karanlık yüzüdür.

Bunu inkardan gelmek, romantik bir halk güzellemesi yapmak tarihsel olarak da sosyolojik olarak da etnolojik olarak da mümkün değildir.

Provokasyon, tezgâh, planlı tertip…

Ne isterseniz arayın saldırının altında; ama bulsanız da bulmasanız da şu sonuç değişmez: 

Çubuk’ta Kılıçdaroğlu’na yönelik saldırının altyapısında CHP liderinin temsil ettiği toplum kesimlerini “lânetli öteki” sayan bir psiko-kültürel dinamik var.

Verdiğimiz tarihsel örneklerden anlaşılacağı üzere dün de vardı, bugün de var.

Nasıl dün Madımak’ı ateşe vermişse, bugün de Çubuk’ta CHP liderinin zar zor sokulabildiği evi yakmak istedi o “dinamik".

Nasıl bağırıyordu Madımak’ı ateşe verenler, onu da hatırlayın: “Cehennem ateşi buuu!..”

Ve nasıl Madımak’ta ölümden dönen Aziz Nesin orada olmakla “esas fail” kılınıp suçlandıysa, bugün de Kılıçdaroğlu ülkenin on milyonlarca vatandaşını temsilen bir şehit cenazesine ana muhalefet lideri olarak Çubuk’ta katıldığı için suçlanıyor; buna da kayıt düşün!...

O yüzdendir ki  Kılıçdaroğlu’na (haklı) tepkilerini göstermiştir "Arkadaşlar", ama artık sakinleşmeleri münasiptir!..

Yine o yüzdendir ki linçe yeltenenler değil, linçe uğrayan “tekdir” edilmeli ve ona “Ne işin vardı sana yüzde 9 oy çıkmış beldenin şehit cenazesinde” diye sorularak, suçlu, güçlü kılınmalı; böylece yumruğun, vuranın yanına kâr kalması sağlanmalıdır!..

Nihayet o yüzdendir ki “Başkan”ı olunan “Cumhur”un yüzde 30’undan oy almış ana muhalefet liderine yönelik linç girişimi sonrası onun aranılıp aranmadığı sorusuna da “Neden arayayım ki” karşılığı verilmelidir!..

Üstelik, serde öfke vardır.

Kaybetmişlik öfkesi!..

                                                           ***

Bu doğrultuda da şunu hatırlamadan edemiyorum: Avrupa tarihinde "cadı-avı" denilen uzun erimli, korkunç ve sistematik insan kıyımları, bir iktidarın kendisini zayıf hissettiği, “beka sorunu” yaşadığı dönemde başlamış ve ne yapılırsa yapılsın gidişatın tersine çevrilemeyeceğinin anlaşıldığı zamana kadar sürmüştür.

Türkiye elbette halihazırda öylesi  korkunç çatışma, kıyım, katliam boyutunda bir tablonun ve sürecin içinde değil. Ama iktidarın elden gitmekte olduğuna dair emarelerin, buna dayalı endişelerin, bunun sonucu olarak biriken öfkelerin yol açtığı hayli saldırgan bir ruh hali olduğu da gerçek.

Ne yaparlarsa yapsınlar, bütün propaganda imkanlarına, “medya” adı altında işlettikleri yalan değirmenlerine, muhalif her kesimi suçlu, “şeytan”, “terörist” ilan etme çabalarına rağmen seçimde istedikleri sonucu alamadılar. 

Dolayısıyla toplumu da bütünüyle teslim alamadılar.

Aksine, sözde ne derlerse desinler özde, işin özünde kaybettiklerini görüyor ve daha da kaybedeceklerini seziyorlar.

O yüzden buna sebep saydıkları “Öteki Türkiye”ye; CHP’lisine, HDP’lisine, kendi saflarında olmayan milliyetçi ve dindar-muhafazakârlara, İstanbul’un, Ankara’nın kaybına yol açtığını düşündükleri bütün "cadı"lara, işte Kılıçdaroğlu’dan başlayarak göz dağı vermek, hayatı dar etmek istiyorlar.

Dolayısıyla, yukarıda kaydedilen toplumsal karanlığı, bu yolda seferber etmekte sakınca görmüyorlar.

                                                                ***

Toplumun bir statiği, bir de dinamiği var.

Toplumun bir statükodan yana tutuculuğu, bir de değişmeden yana direnişçiliği var.

Toplumun bir iktidarı, bir de muhalefeti var.

Toplumun bir öfke, kin ve düşmanlığı, bir de neşe, şefkat ve kardeşliği var.

Toplumun bir karanlığı, bir de aydınlığı var.

Statiği, statükoyu, iktidarı, öfkeyi, kini, düşmanlığı ve karanlığı sırtlamış, Çubuk dolaylarından geliyorlar!..

Ahmed Arif’le çıkalım yollarına karşıcı:

“Vurun ulan,

Vurun,

Ben kolay ölmem.

Ocakta küllenmiş közüm,

Karnımda sözüm var

Haldan bilene.”

Yazarın Diğer Yazıları

Yeni Zelanda İslam’ı!

İstediğiniz kadar imam-hatip açın, Kur’an kurslarına 4-6 yaş arası tüyü bitmemiş çocukları doldurun; yine de İslam’dan sınıfta kalıyorsunuz!..

Eskimeyen soru: Hangi İslam/Gerçek İslam?

AKP’nin bu başarısı, aynı zamanda en büyük yenilgisi... Onun hem trajedisi hem komedisi bu

Dalkavuklar, Padişahlar ve Keloğlanlar

Keloğlan bir mit-kırıcı, kült-yıkıcıdır; dalkavuk ise mit-yapıcı ve “kült” parlatıcı…