22 Ocak 2020

Yüzdeki kılıç izinin arkasındaki hikâye

Yıllar önce Batı uygarlığı ve Avrupa Birliği’nin temel çelişkilerinden birini bir beyin cerrahisi kliniğinde yakalamıştım ve neredeyse 25 yıl sonra da hâlâ devam ettiğini görmüş oldum

Zaman: 1982 yılı eylülü, bir pazartesi sabahı, saat 07:00. Mekan: Viyana Tıp Fakültesi’nin şehir içindeki, eski görkemli binasında, Beyin Cerrahisi Kliniği'nin toplantı salonu. Yüksek tavanlar, büyük pencereler, ama içerisi yine de loş. Sanki bir şatonun içindeymişsiniz gibi. Hafta sonu sonrası olağan sabah toplantısı yapılıyor, kliniğin yönetici hocası Doç. Dr. Gerhard Pendl yönetiminde. Bütün hocalar, asistanlar ve öğrenciler toplantıda hazır. İçlerinde tıbbiyenin üçüncü sınıfını bitirmiş, yaz stajını yapmakta olan genç bir türk doktoru da var, bendeniz. Dr. Pendl sert mizaçlı biri, herkes ondan deli gibi korkuyor. Bu korkuda yüzünün bir yanındaki X işareti şeklinde yara izinin ne kadar rolü var bilmiyorum, ama bu durumun ona olağandışı bir hava verdiği kesin.

Asistanlar hafta sonu yapılan ameliyatlar hakkında bilgi veriyor, filmleri gösteriyordu. Bu ameliyatlardan birini de, emekliliğine az kalmış, kliniğin kıdemli hocalarından Prof. Ganglberger yapmıştı. Dr. Ganglberger, beyin cerrahisinin fonksiyonel cerrahi alanında etkinlik gösteren ve bu alanda da oldukça ünlü bir bilim insanıydı (fonksiyonel nöroşirürji nörolojik durumun ve fonksiyonun düzeltilmesiyle ilgili bölüm.

Örneğin kafatasına takılan bir çerçeve ve açılan bir delikten girilerek beynin içinde, milimetrik olarak hesaplanmış bir noktaya müdahale edilmesi suretiyle Parkinson hastalığının bulgularının tedavisi). Yaptığı ameliyat oldukça basit, normalde uzman gözetiminde asistanların yapacağı bir ameliyattı ve bir sorun da olmamıştı. Ancak Dr. Pendl, bu yaşlı hocayı herkesin içinde aşağılayarak, eleştirilerde bulunmaya başladı. Adamcağız kızardı, bozardı, kendini savunmaya çabaladı ki savunulacak bir şey de yoktu ortada. Sonunda patladı ve "pis faşist" diye başlayan bir konuşma yaptı. Bundan sonrasını takip edemedim, çünkü artık Viyana lehçesiyle konuşuyorlardı Almancayı. Ama havada komünist, kızıl, nazi lafları uçuşuyordu. Tabii ortalık buz kesti.

Sabah toplantısı dağıldıktan sonra meseleyi Avusturyalı öğrencilerden birine sordum. Meğer Pendl, taa Ortaçağ'dan beri Avrupada varolan Tapınak Şövalyeleri gibi bir örgütün üyesiymiş. Örgüte kabul edilmenin koşulu da yüze kılıçla bir çapraz işareti kondurmakmış. Bu örgüt İkinci dünya Savaşı sırasında Nazileri desteklemiş. "Pis faşist" ve "nazi" lafları buradan çıkıyor. Ganglberger ise gençliğinde nazilere karşı direnişte yer almış bir komünistmiş ve aralarında süregiden bir çekişme varmış.

Filmi geriye sardım. Meslek anılarımı yazıyorum ve o yılları hatırlarken de zaman zaman o yıllarda tanıdığım insanların, sonraları neler yapıp ettiklerine bakıyorum. Dr. Gerhard Pendl’in Viyana’dan sonra Avusturya’nın Gratz şehrindeki Beyin Cerrahisi Kliniği’nin başına geçtiğini biliyordum ama çok daha fazlasını yeni öğrendim. Pendl, başarılı kariyerini Tıp Fakültesi Dekanı olarak sürdürür ve 2002 yılında emekli olur. Sonrasında Avusturya Eğitim, Bilim ve Kültür Bakanlığı’nın önerisiyle Viyana Üniversitesi mütevelli heyeti üyeliğine seçilir ve ülkeye yapmış olduğu hizmetlerden dolayı da altın şeref madalyası ile onurlandırılır.

Hikâyenin bundan sonrası gerçekten acayip. Fikir ve konuşma özgürlüğü, bir ülkenin kurucu değerlerine sahip çıkılması ve batı uygarlığının demokrasiye bakışı açısından ibret verici. Ama önce Gerhard Pendl’in hayatından biraz söz edeyim. 1934 yılında doğar, 7 kardeşi vardır ve babasını İkinci Dünya Savaşı'nda kaybeder. Zor yıllar geçirirler. 13 yaşındayken Kuzey Dakotalı bir kızılderili (muhtemelen işgal güçlerinden bir asker) evlat edinmek ister, annesi izin vermez. Bir eczanede çalışır, güçlükle tıp fakültesini okur ve sonunda beyin cerrahı olur. Sonraki kariyeri ulusal ve uluslararası başarılarla doludur.

2006 yılında "Walter Nowotny Kabrinin Bakımı Derneği" başkanı olarak mezar başında bir konuşma yapar. Konuşması sırasında mezar başında aşırı sağcı örgütlerin temsilcileri ve dazlak neonaziler de vardır. Nowotny de tıpkı Pendl gibi Avusturya’nın Linz şehrindendir. İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman Hava Kuvvetleri’nin en ünlü pilotlarından olup Alman ordusunda meşe yaprağı, kılıç ve pırlanta ilaveli şövalye demir haçı alan 25 subaydan biridir, tek başına 250 den fazla müttefik uçağı düşürmüştür. 1944 yılında da kendi uçağı bir mustang avcı uçağı tarafından vurularak, öldürülmüştür. Kabri, Viyana’da şehir mezarlığındadır. WN’nin mezarı daha önce de olduğu gibi, o yıl da saldırıya uğramıştır. Pendl konuşmasında şöyle der: "Bugünün Alman topraklarında hâlâ suçsuz askerlerimizi ve onların korkunç ölümünü unutmayan veya küçümsemeyen bir birlik var." Devamında mezara zarar verenleri, aptal ve kültürsüz insanlar, Kızılordu sempatizanı olarak tanımlar, savaş nesline düşman olanlara, sivil askerlik servisini savunanlara laf eder ve sözünü şöyle bitirir "Biz Walter Nowotny’i nasıl günlük politika içerisine çekmiyorsak, siz de onun ruhunu huzur içinde bırakın".

Gerhard Pendl mezar başında

Konuşma Avusturya basınında genişçe yer alır. Viyana Tıp Fakültesi, Viyana Üniversitesi mütevelli heyetindeki görevine son verilmesi için çağrıda bulunur. Konuşma 12 Kasım 2006'da yapılmıştır, 15 Kasım'da, yani üç gün sonra Avusturya Bilim, Kültür ve Eğitim Bakanı Elisabeth Gehrer, ağır görev kusuru nedeniyle Pendl’ın görevine son verildiğini duyurur. Pendl işten atılmasını mahkemeye taşır. Savunmasını, aşırı sağcı Avusturya Özgürlükler Partisi adına adalet bakanlığı da yapmış olan Harald Ofner yapar. Aynı partinin başkanı, Christian Strache durumu "sol fikir terörü" ve "sol faşizm" olarak tanımlar. 2008 yılında Avusturya Anayasa Mahkemesi son kararını verir ve Pendl’in görevden uzaklaştırılmasını haklı bulur.

Avusturya Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararını okudum. Hukukçu olmadığım için detaylarını anlamadığım yerler olsa da tüm demokrasiler ve tüm anayasalar için önemli bir içtihad niteliğinde ve hukuk fakültelerinde örnek dava olarak okutulmalı.  

Üniversitelerin amacını, görevlerini ve bu konuşmanın bunlarla nasıl çeliştiğini ortaya koyuyor örneğin. Ya da kendi fikrine muhalif olanlara Kızılordu sempatizanı diyemeyeceğini söylüyor (kimi büyüklerimizin kendi fikirlerine muhalif olanları topyekün nasıl PKK, DHKP-C, FETÖ, IŞİD gibi örgüt sempatizanlarına benzettiği geldi aklıma) ve tereddüde mahal vermeyecek bir şekilde noktalıyor: "1945'te yeniden kurulan Avusturya Cumhuriyeti’nin temel niteliklerinden biri, tavizsiz bir şekilde Nasyonel Sosyalizm'den uzak durulmasıdır, bu çerçevede Viyana Üniversitesi Mütevelli Hayeti’nden uzaklaştırılması kararı haklıdır, fikir ve konuşma özgürlüğü ihlal edilmiş sayılmaz, bu karar AHİM içtihatlarıyla da uyumludur". (Burada da kurucu değerlerimizle sorunu olanlar geldi aklıma nedense).

Yıllar önce Batı uygarlığı ve Avrupa Birliği’nin temel çelişkilerinden birini bir beyin cerrahisi kliniğinde yakalamıştım ve neredeyse 25 yıl sonra da hâlâ devam ettiğini görmüş oldum. Ama yaşanmış acıların üzerine kurulmuş cumhuriyetin ve o cumhuriyetin aydınlarının, cumhuriyetlerinin üzerine nasıl titrediklerini de…

Yazarın Diğer Yazıları

Udi Refik Kara'nın hikâyesi

Mayıs ayının dolunay öyküsü çocukluğumda yazlık sinemada izleyip gözyaşlarımı tutmaya çalıştığım Yeşilçam filmlerine bir nazire...

Bu bir ihbar yazısıdır

Bu bir ihbar, aynı zamanda da davet yazısıdır. Gezi'ye katılan herkesi kendini ihbar etmeye davet ediyorum. Biliniz ki sekiz kişiyi mahkûm ettiniz ama, seksen, sekiz yüz, sekiz bin, seksen bin, sekiz yüz bin, sekiz milyon belki daha fazlası olarak karşınıza geleceğiz

Enginlerin Aydınlığı

Yaşarken tektim, şimdi çoğaldım. Sonsuz uzayda yürürken çoğalmaya devam ediyorum. Tanıdığım, hayattayken rastladığım herkes ben oluyor, bende birleşiyor, bir büyük bana dönüşüyor. Bense ben olmaktan çıkıp, tüm canlılar oluyorum