01 Mart 2022

"Ne uğruna, kimin uğruna ölmeli ya da öldürmeliyim?"

Bir çocuğu ameliyat edip kafasından tümörü çıkartabilirsiniz ama bir diktatörün, bir otokratın kafasından savaşı, adaletsizliği, zulmü nasıl çıkartabilirsiniz ki?

Denver havaalanında elektrikli yürüyen yol hiç bitmeyecekmiş gibi. Duvarlarda Kızılderili kadın ve erkeklerin resimleri var. Amerika topraklarında hâlâ özgürce at koşturdukları zamanlardan resimler. Apache, Arapaho, Cheyenne, Navajo, Comanche kabilelerinden. Fotoğraflarda hep uzağa bakan mağrur, güçlü, kendiyle ve doğayla barışık kadın ve erkekler... Bu insanlar nerede şimdi? Küçük rezervasyonlarında, içki, sağlıksız beslenme ve topraklarının ellerinden alınmış olmasının mutsuzluğunu ruhlarında sonsuza dek taşıyacak bireyler olarak koca ülkede, bir zamanlar kendilerinin olan ülkelerinde bir köşeye sıkışıp kalmışlar. Beyaz Adam'ın acımasız, gözünü servet ve kâr bürümüş doymak bilmez iştahının geride bıraktıklarından.

Havaalanından uzun biteviye bir yolda, gideceğimiz küçük kasabaya doğru yol alıyoruz. Bir iki gün önce yağan kar bembeyaz yapmış her yeri. Taaa Kayalık Dağlar'a kadar göz alabildiğine beyaz. Bizi götüren şoför hafta sonu kayak merkezlerine giden arabalardan trafik çok sıkışık oluyor diye anlatıyor. Aspen gibi ünü buraları aşmış kayak merkezlerinde insanlar mutlu mesut kayak yapıyor hafta sonları. Ne geçmiş, ne hâl ne de gelecek var gözlerinin önünde. Beyaz Adam'ın dünyası böyle değişmiyor hiç.

Uzaklarda bir savaş var. Savaş evden uzaksa sorun değil. Irak savaşında bilgisayar oyunu gibi, Hollywood filmi gibi, izletmişlerdi bombaların vurup öldürdüğü insanları. O zaman da bir toplantı için Amerika'daydım. Taksi şoförü aynen şunu demişti: "Benzinin galonuna bir dolar zam mı gelsin, bir milyon Iraklı mı ölsün diye sorsan çoğunluk ikincisini tercih eder." Büyük bir yalana sığınmışlardı petrolü kontrol altına almak için o savaşta. Onca insanın öleceğini, yıllarca bitmeyecek bir kargaşanın kapısını açacaklarını biliyorlardı ve yalan söylemekten çekinmemişti Amerika ve İngiltere'nin o zamanki başkanı, başbakanı; kimyasal kitle imha silahı üretiyor bunlar diye (kendilerinin ürettiği kimyasal olmayan kitle imha silahları sorun olmadı hiçbir zaman). Sonra da pardon demişlerdi, üretmiyorlarmış, yanlış istihbarat almışız. Ama ne yapalım, biz petrollerinin üzerine çökecektik, bir bahane lazımdı.  

Orta oyuncularının 'İçinden Tramvay Geçen Şarkı' oyununda dedikleri gibi, "Horoz dövüşmek isterse ipe sebep serilir". Şarkının başka bir yerinde de Ferhan Şensoy "Üç tank, dört uçak, yüz gram beyaz peynir" nakaratının arkasından: "Abicim diyorum ki bir keresinde de bir uçak eksik alsak da şu peyniri bol tutsak, ama hayır, cık, uçaksızlık olur muymuş." Büyük sanatçı, nasıl da güzel özetler dünyadaki adaletsizliği, aç insanları ve silah sanayisinin devletleri yönlendirmesini...

Beyaz Adam değişmiyor. Bu seferki İmparatorluk hayalleri kuran çağdaş bir çar. Çarın çağdaşı olur mu? Bu çağda diktatörlük toprağı pek verimli, epeyce var dünyada onlardan. Putin nasıl bir Beyaz Adam olduğunu yıllarca önce göstermişti. 2000 yılında Rus denizaltısı Kursk battığında, Norveç'in yardım talebini reddetmişti. Bir patlama sonrası 118 mürettebattan 24'ü sağ kalmıştı ve Putin böyle bir yardım almaktansa denizcileri ölüme terk etmeyi tercih etmişti. Bu adamlar böyledir. Başkalarının canlarıyla oyuncak gibi oynarlar, başkalarının canlarıyla cesaret gösterip, başkalarının canlarıyla kahraman olurlar. Ukrayna işgali ile ilgili her kafadan bir ses çıkıyor. Bizim yöneticilerimiz de işgali kınıyorlar ama Avrupa Konseyindeki oylamada Rusya aleyhine oy kullanma cesaretini gösteremiyorlar.

Ukraynalı bir ailenin oğlunu ameliyat etmiştim, Miron. Kocaman bir tümör vardı kafasında. Dört yıl oluyor. Ukrayna'ya dönerlerken fotoğraf çektirmiştik ve sonra da Miron kucağıma oturmuştu. Ailesi arada fotoğraflarını paylaşır, durumundan haberdar eder, Instagram'dan mesajlaşırız. Güzel bir kadın, güzel bir adam ve güzel bir çocuğun resimleri... Bütün insanlar gibi.

"Nasılsınız" diye sordum? "Çok korkutucu, ailemiz ve Ukrayna için, bütün şehirlerimiz bombalanıyor, her yerde uçaklardan atılan bomba ve top ateşi sesleri" yanıtı geldi. Büyük çaresizlik. Bir çocuğu ameliyat edip kafasından tümörü çıkartabilirsiniz ama bir diktatörün, bir otokratın kafasından savaşı, adaletsizliği, zulmü nasıl çıkartabilirsiniz ki?

Karşısında cesaretle duran halk kitleleriyle elbette.

Colorado'da gece, uyku tutmuyor. Yollara düşüyorum. Karanlıkta yıldızlar karların üzerinde ışıldıyor. Büyülü bir gece. Soğuk. Kızılderili kalmamış topraklarda, Kayalık Dağlar'ın eteklerinde yürüyorum. Ruhumdan lekeler damlıyor karların üzerine. İçimde birikmiş tortular. Yaşamaktan utanıyorum. Büyük beyaz bir örtü kar, yeryüzünü kaplamış. İçine girip örtüyü üzerime çekiyorum. Bu gece belki de o gecedir. Uykuya dalmayı bekliyorum, ama uyuyamıyorum.

Savaş ve Barış'tan Tolstoy'un şu sözlerini not almışım:

"Her iki tarafın da bitkin düşmüş, aç, dinlenme olanağı bulamamış insanlarının zihninde her şeye rağmen birbirlerini öldürmeye devam etmelerinin yerinde olup olmadığı düşüncesi kıvrılmaya başlamıştı. Tüm insanların yüzünde kararsızlık okunuyordu ve her insan içinden, 'Ne uğruna, kimin uğruna öldürmeli ya da ölmeliyim? Siz kimi isterseniz öldürün, ne isterseniz yapın ama ben artık öldürmek istemiyorum' diye geçirmeye başlamıştı."

Gece soğuk, karanlık ve beyazdı. Elinde silah, tanımadığı insanları, belki Miron'un ya da başka bir çocuğun babasını ya da annesini öldürmeye giden Tolstoy'un memleketlilerinin kendilerine bu soruyu sormalarını diledim: "Ne uğruna, kimin uğruna öldürmeli ya da ölmeliyim?"

Yazarın Diğer Yazıları

Udi Refik Kara'nın hikâyesi

Mayıs ayının dolunay öyküsü çocukluğumda yazlık sinemada izleyip gözyaşlarımı tutmaya çalıştığım Yeşilçam filmlerine bir nazire...

Bu bir ihbar yazısıdır

Bu bir ihbar, aynı zamanda da davet yazısıdır. Gezi'ye katılan herkesi kendini ihbar etmeye davet ediyorum. Biliniz ki sekiz kişiyi mahkûm ettiniz ama, seksen, sekiz yüz, sekiz bin, seksen bin, sekiz yüz bin, sekiz milyon belki daha fazlası olarak karşınıza geleceğiz

Enginlerin Aydınlığı

Yaşarken tektim, şimdi çoğaldım. Sonsuz uzayda yürürken çoğalmaya devam ediyorum. Tanıdığım, hayattayken rastladığım herkes ben oluyor, bende birleşiyor, bir büyük bana dönüşüyor. Bense ben olmaktan çıkıp, tüm canlılar oluyorum