11 Nisan 2022

Cumhurbaşkanı adaylığı

Muhalefet, stratejik hatalarına bir yenisini ekliyor ve adaylık sahnesine destursuz giren Erdoğan’ın adaylığını hukuken sorgulayacağına buna peşin vize veriyor ve meşruiyet kazandırıyor.

Meseleyi Erdoğan “3'üncü kez aday” olabilir diye koysalar iş kolaydı. "Olamaz" denir geçilirdi. Ama sorun biraz daha karışık.

Peki “aday” olabilir mi? Olabilir. Ama ancak “2'nci kez aday” olabilir. Bu yaklaşıma göre 2018 görevi bir 2'nci görev değil bir 1'inci görevdi, çünkü önce de facto sonra da 2017’de de jure değişmiş bulunan yeni bir anayasal rejime ait bir statüydü. (“Rejim fiilen değişmiştir, iş resmiyete kalmıştır.”—RTE) Bu muhakemeye göre olası bir 2023 görevi bir 2'nci görev olacağı gibi, 2014 görevi de bir 1'inci görev değil başka bir sisteme ait başka nitelikte bir pozisyon idi. Şahıs aynıydı ama hukuki kişilik ve devlet memuru kimliği farklıydı. Buraya kadarı, kabaca AKP çizgisi. Zorlama bir argüman ama kullanılacak gibi görünüyor.

Bir başka yaklaşıma göre ise, Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı kariyeri kesinlikle bitmiştir. Çünkü Anayasa’nın 101. maddesine göre “Bir kimse en fazla iki defa cumhurbaşkanı seçilebilir.” Bu demektir ki 2014 ve 2018 görevlerinin üstüne Erdoğan 2023'te aday olamaz. Tek istisna 116/3. maddededir: “Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde, Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir.” (Böyle bir karar için de Meclis’te 3/5--360/600--çoğunluğa ihtiyaç vardır. AKP-MHP ittifakı ise bunun altında kalmaktadır. Dolayısıyla muhalefetin oyu kritik olacaktır.) Bu demektir ki, seçim 2023’e kalırsa aday olamaz; Erdoğan, aday olacaksa, erken seçimi istemek zorundadır.

Yukarıdaki paragraf kabaca muhalefetin ve anayasa hukukçularının çoğunluğunun çizgisi. Yeniden adaylığın önünü kesmek isteyenler 116/3’ün yan sıra zımnen veya açıkça bir muhakeme daha yürütmek zorunda kalmış oluyorlar: 2014 birinci görevdir, 2017 Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi “sistem-içi” (!) küçük bir değişikliktir, 2018 de ikinci görevdir, o halde 2023 bir üçüncü görev sayılır ve bu olmaz diyorlar.

116/3. madde 2017’de yazıldığına göre “İkinci dönem”den kasıt ancak 2023-2028 olabilir. (Mantıksal uzantısı hoş olmamak üzere.) 2018-2023 ikinci dönem olamaz, çünkü 2014-2018 birinci dönem değildir. Birinci dönem, yeni anayasasıyla, 2018-2023’tür. Bir anayasa hükmünü geriye yürütüp 2014’ü onun kapsamına almakta isabet olup olmadığı da  herhalde tartışılacaktır. “Bir kimsenin en fazla iki defa cumhurbaşkanı seçilebi(leceğine)” dair olan hükümden hemen sonra “… bu hükmün kapsamına, daha önce cumhurbaşkanlığı yapmış kimseler dahildir/dahil değildir” şeklinde bir ibare konmuş olsaydı bu kadar tartışma çıkmayabilirdi.

Kısacası, ortada tartışmasız hak olan bir 3'üncü adaylık yok. Bir 2'nci adaylık ise tartışmalı. AKP’nin zorlayabileceği bir zemin var; muhalefetin hiç zorlanmadan koruyabileceği bir zemin yok. Öyle görünüyor ki hukukla siyaset yine çatışacak. Ve meşruiyet yine yara alacak. (Vaktiyle 367 sorununda  da hukuk ve siyaset birbirine karışmıştı.) 

Bu çelişik yaklaşımlar bize yakın tarihimizin elim bir gerçeğini de hatırlatmaktadır. 2017 anayasa tebdili (tadilinden çok öte), daha az değil, Türkiye’de “devlet şekli”nin kökten değişmesi demekti, sistem-içi falan değildi. Türkiye’yi iyice rotasından çıkarmış bulunan 2017 dayatmasına doğru, yeterli, vakitli muhalefet edilememişti ve duruma oldukça rahat adapte olunabilmişti. (Erdoğan ne istedi de vermezlik edebildik!) Şeklen bir anayasa değişikliği olan 2017 içeriği itibarile yeni bir anayasa hükmündeydi. Kusurlu da olsa bir parlamenter sistem türevinden ucube de olsa bir başkanlık sistemi varyantına geçişti.

Sadede dönersek: Bahçeli ve Erdoğan "Erken seçim yok" diyorlar, fakat bilmiyor olmalarına imkân yok ki seçim 2023’te vaktinde yapılırsa Erdoğan aday olamıyor, meğerki Meclis erken seçim kararı alsın. Yoksa yeni ayak oyunlarına mı hazırlanıyorlar? Başka bir deyişle, siyasi art niyetlerle hukukun suistimal edilmesi alışkanlığı bir kez daha mı karşımıza çıkacak? Ve bu kadar önemli bir meselede. Muhalefet ise "erken seçim" diyor. Bunun Erdoğan’a adaylık yolunu açacağını bile bile mi? Tuhaf bir çelişkiler yumağı: İktidar, lehine olduğu halde, erken seçim istemezmiş gibi yapıyor. Muhalefet, aleyhine olduğu halde, erken seçim isteriz diyor.

Kötü içerikli ve kötü yazılmış anayasayla, bir yanda hukuka, demokrasiye saygısızlık ile meşruiyete değil, kaba güce dayalı siyasetle, öte yanda yetersiz muhalefetle ancak buralara gelinebiliyor: Belirsizlik, muğlaklık, ikirciklilik ve keyfilik. Bu denli önemli konularda ciddi ve net tanımlanmış normlar yerleşmiş olsaydı, neyin (daha) doğru ve (daha) geçerli olduğu kabul edilmiş olsaydı, yukarıdaki cinsten laflara gerek kalır mıydı? Ve de muhalefet muhalefet gibi muhalefet etseydi.

Kâh gereksiz uzlaşımcı kâh isabetsiz hodri meydancı tutum alan muhalefet, stratejik hatalarına* bir yenisini ekliyor ve adaylık sahnesine destursuz giren Erdoğan’ın adaylığını hukuken sorgulayacağına buna peşin vize veriyor ve meşruiyet kazandırıyor. Erken seçimi istememesi gerekirken (Erdoğan özellikle ekonomik kriz yüzünden yıpranmakta ama henüz çökmedi), tam tersine, Erdoğan’a 116/3’ün kapısını açıyor ve büyük risk yaratıyor.


* Tadadî bir liste: 2007 anayasa değişikliğinde pasiflik, 2010 referandumunda etkin muhalefet eksikliği, 7 Haziran 2015’de koalisyon arayışı, “Yenikapı ruhu”yla flört, dokunulmazlığın kaldırılmasında işbirliği, İhsanoğlu vak’ası, laiklikten verilen ödünler, 2017 anayasa değişikliği karşısında zafiyet…. Hepsi de bir örnek olay incelemesinin konusu.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Yabancılaştırmacı özelleştirme

İktidarın hata eseri değil bilerek isteyerek yaptığı kötü ve kötücül politik tercihlerin ve koyduğu önceliklerin en vahimlerinden biri olan özelleştirmeye ve özellikle yabancılaştırılmış özelleştirmeye "suç" olarak bakacağım

ABD Yüksek Mahkemesinin tutuculuğu

Genellikle toplumun gerisinde kalmış olan bu Mahkeme, ayrı bir erk olmasına rağmen, birinci erk Yasama'nın iki kamarasından birincisi olan Temsilciler Meclisi'ni frenlemesi öngörülen ikinci üst kamara olan Senato'nun da üstünde, ondan daha da elitist ve tutucu bir üçüncü kamara gibi çalışmıştır

"Rekabetçi otoriterlik" safsatası

Bu nitelemenin pek de ikna edici olmadığını kendileri de bir miktar anlamış olmalılar ki, zamanla teorinin alternatif ismini "seçimli otoriterlik" olarak uyarladılar