12 Aralık 2016

Anneleri, kardeşleri, eşleri, çocukları, sevgilileri vardı...

Onların evlerindeki acı bulutunu kimse dağıtamaz artık, kaç annenin acıdan dilsizleşeceğini de kimse bilemez

Biraz önce (Beşiktaş stadının önünde 30’dan fazla polisin ölümü ile sonuçlanan terör saldırısının sabahında) Galata Kulesi'nin karşısındaki köşede nöbet tutan polislerin yanından geçerken "Başınız sağ olsun" dedim kendiliğinden. Gözlerinde koyu bir üzüntü vardı; yüz hatlarındaki sertliği yumuşatmaya yetmeyen bir gülümseme ile nazik bir şekilde aldılar selamımı. Çevrede hayat aynı şekilde sürüyordu. Tek tük de olsa arkalarına kuleyi alarak “selfi” çeken çiftler vardı; bazıları ise kulenin tam karşısındaki kafede kahvaltı ediyorlardı. Küçük Hendek sokak girişindeki manav ise her zamanki neşesi ile müşterilerini ağırlıyordu. Polislerle göz göze geldiğim o kısa anda onların gözlerinin de aynı şeyleri gördüğünü ama orada araçlarının yanında, ellerinde silahları dimdik durmaya mahkûm olduklarını düşündüm.

Polislik, aslında başkaları normal hayatını sürsün diye yüksek ölüm riski ile yapılan bir meslek. Bunu ve onların da bir kalbi olduğunu unutuyoruz çoğunlukla. Bunun nedeni ülkemizin politik şiddet ve kötülüklerle dolu tarihinde polislerin önce işkence, sonra faili meçhul cinayetler daha sonra ise sokaklarda sürüklenen ölü bedenlerle anılması. Oysa, (hamaset ve politik manipülasyonlarla dolu kalpsiz medya ne kadarını yazacak bilmiyoruz ama) dün soğuk havada maça gidenlerin güvenliğini koruma görevi yapan ve hemen hepsi yoksul ailelerin çocukları olan onlarca polisin de her terör olayında kalpleri yerinden fırlayacakmışçasına çarpan sevgilileri (bir tanesi bizim hemşiremiz ve akşam ölü sayısının fazla olduğunu en önce o söyledi bize), anneleri, çocukları, kardeşleri vardı. Onların evlerindeki acı bulutunu kimse dağıtamaz artık, kaç annenin acıdan dilsizleşeceğini de kimse bilemez.

Onların yanından geçip ellerimde çiçekler,  taze simit ve gazete ile eve girerken onlara olan borcumuzu düşündüm mahcubiyetle. Terör ve şiddet ona buna değil, insana düşman aslında. Herkes,  “malum yalanları, hileli zarları, zehirli uzlaşmaları" ve bunların sonucunun da karartılan hayatlar olduğunu biliyor.* Bu kadarını söyleyip, ölen bütün kardeşlerimin acısını paylaşarak, yakınlarına başsağlığı dileyerek, ülkemizin bu karanlık çıkmazdan kurtulmasını diliyorum tüm kalbimle.

* Leonard Cohen - Everybody Knows

 

Yazarın Diğer Yazıları

Arkadaşım Diyabet İznik Kampı 2019’dan kalan: “Bu kamptan eve yalnız olmamayı götürüyorum”

Diyabet: Hiç geçmeyecek kadar bilgili, her gün geçecek kadar ümitli olmalıyız

Okulda diyabet bakımı ve okul hemşireleri

Sağlıkta bütüncül yaklaşım, okul sağlığı ve okul hemşireliği sistemi

Ekrem İmamoğlu neyi temsil ediyor/neyi temsil etmeli?

İnsan kazandığı zamanki değil, kaybettiği zamanki tutumu ile kendini belli eder