07 Ağustos 2022

Tekerrürden ibaret olan ilişkiler...

Amerikan raporlarının detaylarına inilen "Karanlık bir Oda" kitabından anlaşılıyor ki Türkiye ile Yunanistan, hâlâ boğuştukları Ege, Doğu Akdeniz, Kıbrıs gibi anlaşmazlıklara zaman zaman çözüm formülleri bulunmuş; ama "bir vesileyle" hiçbir zaman uzlaşma sağlayamamışlar

ATİNA 

Yunanistan'ın en saygın gazetecilerinden ve üstat gazeteci rahmetli Mehmet Ali Birand'ın arkadaşı Alexis Papachelas'ın kaleme aldığı kitabı okuyorum.

"Karanlık bir Oda" adlı 578 sayfalık bu kitabını yazmak için Papachelas 25 yıl süren geniş çaplı bir araştırma yapmış. Genellikle Amerikan CIA, Amerikan Gizli Haber Alma Teşkilatı, ABD Dışişleri Bakanlığı, Beyaz Saray ve ABD'nin Ankara ve Atina büyükelçilerinin raporlarına dayanan kitabın içerdikleri Türk-Yunan ilişikileri ve Kıbrıs sorunu ile ilgili gelişmelerin tekerrürden ibaret olduğu sonucunu çıkarıyor.

Kitap, 1967-1974 Albaylar Cuntası döneminde Yunanistan'ın ABD ile ilişkilerinden yola çıkarak 7 yıllık bu zaman dilimi içinde kaydedilen gelişmelere ışık tutmaya çalışıyor.

Türk-Yunan ilişkileri ve Kıbrıs'ı ilgilendiren başlıkları okudukça, Ege'de, Doğu Akdeniz'de ve Kıbrıs'ta şu anda kaydedilen gelişmeleri akla getiriyor. Tam anlamıyla bir "de javu".

Bu raporlara ve kitapta yer alan çokça röportajlara göre Ege'de petrol arama faaliyetlerinden kaynaklanan kriz ilk kez 1973 yılında yaşanmış. O yıllarda "doğal gaz" henüz bilinmediği için ve dünyada bir petrol krizi yaşandığı için petrol arama yarışında iki ülke neredeyse savaşın eşiğine gelmiş.  Ne tesadüftür ki, doğal gazın hayatımızın ayrılmaz bir parçası olduğu günlerimizde küresel boyutlara ulaşan bu kez "doğal gaz krizi" Ege ve Doğu Akdeniz'de iki ülkeyi yine karşı karşıya getiriyor.

Amerikan yönetimi, NATO'nun iki müttefiki arasında bir çatışmayı önlemek amacıyla taraflara bir çözüm formülü sunmuş ve taraflar bu formülü o zamanlar "makul" karşılamış. Formül, "Ege'deki petrol aramaları, çıkarımı ve kullanımı için Türk-Yunan ortaklığında bir şirketin kurulmasını" öngörüyordu.

Diyeceksiniz ki "çözüm formülü budur işte", ama Türk-Yunan ilişkilerinde her zaman olduğu gibi benzeri "radikal ama mantıklı" uzlaşmalar hiçbiz zaman gerçekleşmiyor.

İşin garip tarafı, aynı raporlara göre Türkiye'nin Ege'deki kıta sahanlıklarının belirlenmesini öngören önerisini o dönemde Yunan Cuntası reddetmiş. Oysa bugünkü Yunan hükümeti aynı öneriyi Türkiye'ye sunuyor ama yine de bir uzlaşma sağlanamıyor.

Mesela, iki ülke arasındaki kıta sahanlıkları, -uluslararası deniz hukuk kurallarının buyurduğu gibi- müzakerelerle hala resmen belirlenemediğinden 9 Ağustos'ta (Salı günü) Doğu Akdeniz'e açılacağı açıklanan "Sultan Abdülhamit Han" adlı yeni sondaj gemisinin rotasını nereye çevireceği Yunanistan'ı hükümeti ile, muhalefeti ile TV kanallarıyla yine "teyakkuz" durumuna geçiriyor. Yine "her an sıcak bir temas" olacağından endişe duyuluyor. Yani aynı tas aynı hamam.

Amerikalıların "Ege'de ortaklık formülü" üzerinde çalışılırken Yunan Cuntası 1974'te ve başka başka nedenlerle Kıbrıs'ın legal Cumhurbaşkanı Makarios'a yaptığı darbe ve bunu takip eden Türkiye'nin garantörlük hakkını kullanarak adaya yaptığı müdahale, Ege için bulunan "ortaklık formülü"nün yalnız buharlaşmasına değil; Kıbrıs sorununun tamamen çıkmaza sokmasına da neden olacaktı. Ancak aynı durum Kıbrıs için de geçerli olmuş.

Amerikalıların uzun uzadıya kaleme aldıkları raporlara göre "Türkiye ile Yunanistan yine 1973 yılında, Kıbrıs adasının iki ayrı devlet olarak bölünmesini ya da "çifte enosis" –yani Kıbrıs Rum kesiminin Yunanistan'a, Türk kesiminin de Türkiye'ye bağlanmasını- öngören "dinamik bir çözüm" formülüne çok yaklaşmışlar. Üstelik "Kıbrıs'ın ikiye bölünmesi" önerisi ise Türkiye'ye Yunan cuntası tarafından sunulmuş. Ama buna şiddetle karşı çıkan dönemin Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios'un iyi ilişkiler içinde bulunduğu dönemin Sovyetler Birliğinin(SSCB) "tehditvari" bir biçimde araya girmesiyle bu öneri de kaybolup gitmiş. İşin yine garip tarafı, günlerimizde "iki ayrı devlet" önerisi şimdi Türk tarafından getiriliyor; ama bu kez Yunan/Rum tarafı reddediyor.

Papachelas'ın aynı kitabında ABD'nin o dönemin Dışişleri Bakanı Henry Kissinger'in Kıbrıs'ın ikiye bölünmesiyle ilgili görüşü sorulduğunda "Kıbrıs adası ikiye de bölünse, her iki kesim ana vatanlarına da bağlansa dünyanın sonu gelmez" şeklindeki ifadesiyle bu formüle sıcak baktığı anlaşılıyor

Amerikan raporlarının detaylarına inilen "Karanlık bir Oda" kitabından anlaşılıyor ki Türkiye ile Yunanistan, hâlâ boğuştukları Ege, Doğu Akdeniz, Kıbrıs gibi anlaşmazlıklara zaman zaman çözüm formülleri bulunmuş; ama "bir vesileyle" hiçbir zaman uzlaşma sağlayamamışlar.

Aradan geçen yıllara ve hayat şartlarının değişmesine rağmen bu sorunların hâlâ günümüzün hükümetleri tarafından "sıcak tutulması ve birbirlerine karşı koz" olarak kullanılması sadece huzursuzluk getirmekle kalmayıp, aynı kaynaklı gerginliklerin tekerrürü mutlaka birilerinin işine yaramakta.

Özetlemek gerekirse, Türk-Yunan ilişkileri, ABD-Türkiye, ABD-Yunanistan ve Kıbrıs ile ilgili araştırmalar, çalışmalar yapanlar için okunması ve incelenmesi gereken bu kitabın Türkçeye de çevrilmesi gerektiğine inanıyorum.

Yazarın Diğer Yazıları

Yaz sıcağında sıcak gelişmeler...

Yunanistan, tüm nefesini tutmuş, "Abdülhamit"in nereye gideceği sorusuna odaklanmıştı. Acaba Girit adası yakınlarına mı? Yoksa Rodos adası yakınlarına mı? Yoksa Meyis adasının dibine mi gidecekti?

Lozan'dan hiç bahsetmesek mi?

Türkiye ve Yunanistan'ın bugünkü sınırlarını tayin eden ve iki devletin "tapusu" olarak tanımlanan "Lozan'ı ihlal ettikleri" nedeniyle suçlayacakları yerde kendi özeleştirilerini yapsalar bence çok daha iyi ve yararlı olur

Kısa bir mola...

Tekrar görüşmek üzere