06 Mart 2020

"Kız sözü" veren oyun: Kum Taneleri

Kadınlar hayatın hakkından kavgayla değil dostlukla geliyorlardı…

Yazar ve yönetmenliğini Ali Kemal Güven’in yaptığı Aslı İçözü ve Ayşe Tunaboylu’nun oynadığı Kum Taneleri çocukluktan başlayan ve bir fotoğrafta yıllarca donduktan sonra tekrar el ele tutuşan iki kadının arkadaşlıklarını anlatıyor. Pek çok şifalı mesajı var oyunun; arkadaşlık, feminizm, kız kardeşlik, kız sözü, zaman, aile, aldatma, sadakat, sınıf bilinci… Benim en sevdiğim mesajı ise iki çocukluk arkadaşının hayatı sorgularken güven tazelemek istediklerinde birbirlerine "kız sözü" vermeleriydi. Bir feminist ve bir prenses el ele tutuşarak sınıf bariyerini aşıyor ve yenilgilerinin üzerine beraber yürüyorlardı. Kadınlar hayatın hakkından kavgayla değil dostlukla geliyorlardı… En iyisi sözü oyunun yazarına ve oyuncularına bırakmak elbette! Üç başka bakış ve üç umutlu güzel ruh nasıl mı olurmuş? İşte böyle, yazıya buyurunuz lütfen!

- "Kız sözü" ne demektir? Güvenelim mi güvenmeyelim mi?

Aslı İçözü: Hayatımı biraz verdiğim sözler belirledi, verilen sözün sorumluluğu olduğuna ve o sözlerin muhakkak tutulması gerektiğine hep inandım. Kızıma baktığımda gönül rahatlığıyla aynı davranış özeliğini görüyorum... Bunun kadının ve dolayısıyla benim yaratıcı, doğurgan, sorumluluk almaktan kaçınmayan yapımdan kaynaklandığını düşünüyorum. Her kadın bir Kibele! Bir o kadar verici, onarıcı ve güvenilir.

Ayşe Tunaboylu: Toplumumuzda ağırlıklı olarak "erkek sözü" tanımlaması çok kullanılır. Bana kalırsa cinsel ayrımcılığa karşı çıkmak isteyen kadınların türettiği bir tanımlamadır "kız sözü". Sözü veren kadın olsun erkek olsun sonuçta insandır ve güvenirliği sözü veren kişinin ne kadar "insan" olduğuna bağlıdır.

Ali Kemal: Kız sözü, "erkek sözü"ne bir tavır aslında. Kadınların erkeklere kıyasla daha uzun ve sonsuz sevebildiklerini düşünmüşümdür hep... Bir de ne demek, erkek sözü? Etrafıma bakıyorum da, bütün arkadaşlarımı anneleri tek başlarına büyüttüler. Bence kız sözü -ister anne kucağında, isterse de bir kumsalda- dünyanın en güvenilir sözüdür. Bazen o kocaman hayatının değişmesi, küçücük bir kız sözüne bakar.

- Arkadaşlık ömür boyu sürer mi? Son kullanma tarihi yok mudur?

Aslı İçözü: Arkadaşlıkların her zaman ve her koşulda ömür boyu sürebildiğini zannetmiyorum... Zaman içinde büyüdükçe yolda kalanlar, yolları ayrılanlar, güzel bir anı olanlar... Hayat her yanımıza aldığımızla yolun sonunu göremeyeceğimiz kadar uzun ve engebeli. Bu yolculuğa dayananlarla beraber yola devam eder sadece. Sonsuza kadar mı? Belki...

Ayşe Tunaboylu: İşin içine bencillik, kıskançlık, samimiyetsizlik kısaca ego karışmadıkça, arkadaşlıklar ömür boyu sürer. Hatta araya yıllar da girse, uzun süre hiç görüşülmemişte olsa gerçek arkadaşlık kaldığı yerden devam edebilir. Geçmişte paylaşılanlara ne kadar kıymet verdiğimizle ilintilidir bu durum.

Ali Kemal: Gerçek arkadaşlığın son kullanma tarihi olmaz. Aşk değil ki bu, tükensin. Arkadaşlığı üstün kılan da bu zaten. Ne kadar değişsen de, dönüşsen de, arkadaşlık ilişkini sürdürebilirsin. Biten arkadaşlık hikâyeleri beni hep üzmüştür.

- Kadınlar arkadaşlık kurmada ve korumada daha mı başarılılar? Bu oyun iki erkek arkadaş arasında da geçebilir miydi?

Aslı İçözü: Bir yerde okumuştum, her gün spor yapmak yerine kadın kadına yapacağınız sohbetin, masum dedikoduların bir o kadar sağlığınızı olumlu etkileyeceği, kadın kadına dostluklardan vaz geçmemenin gerekliliği yazıyordu... Bana çok kıymetli geldi! Bizler birbirimizi dinlemeyi, yan yana olmayı kız kardeş olmayı seviyoruz. Erkekler de seviyorsa ve erkek kardeşinin sorumluluğunu taşıyacak güçleri varsa neden olmasın.

Ayşe Tunaboylu: Bu konuda genelleme yapmak istemem. Elbette geçebilirdi.

Ali Kemal: Böyle bir ayrım olduğunu düşünmüyorum. Bu oyun kesinlikle iki erkek arasında da geçebilirdi. Erkeklerin kankalık, kardeşlik anlayışının altında derin bir arkadaşlık bağı ve dayanışma duygusu olduğuna inanıyorum.

- Kum Taneleri sembolik olarak neyi temsil ediyor?

Aslı İçözü: İnsanı... Ne mutlu ki o kadar farklı, renkli ve pırıl pırılız her birimiz! Bir başka metafor kurmak mümkün tabi doğumla ölüm arasındaki mesafe gibi ama ben kum tanelerini böyle görmüyorum. Onlar parıltılarını hiç kaybetmeyen yaşam zerrecikleri... İnsanlar!

Ayşe Tunaboylu: Kum taneleri metafor olarak kullanılıyor. Gülen’e göre evlat acısını azaltmak, dindirmek üzerine kurduğu hayal cümlesi şöyledir: "Herkes kürek kürek toprak gördü. Bense pırıl pırıl kum taneleri..." Oğlunu son kez gördüğü anı pırıltılı bir hayale dönüştürüyor içinde. Ayrıca arkadaşlık, dostluk, kıymetli anılar, paylaşım, zaman kavramı gibi anlamları da var.

Ali Kemal: Kum taneleri ölüm ve hayatı temsil ediyor. Benim için hayatta olmak, kumdan bir kale yapmak sahiden de. Yıkılacağını bile bile yapıyorsun. Ama yaparken, o anın içinde nasıl da mutlusun... Çünkü hayatını anlamlandırıyorsun. Sonra o kumdan kale kumsala dağılıyor; karışıyor... Parmaklarının arasından uçuşan pırıl pırıl taneler de ölümün ta kendisi.

- Mekanların isimleriyle verilmesinin bir mesajı var mı?

Aslı İçözü: Evet elbette var. Oyunumuzun yazarı öncelikle İzmirli! İlk gençliğinin anıları İzmir /Çeşme. Benim içinse Akdeniz, Ege esintisi, meltem rüzgarı… Serin ama üşütmeyen, ferahlatan...

Ayşe Tunaboylu: Burada yazarın cevabı önemlidir.

Ali Kemal: İzmirli olduğum için ve bütün sağlam arkadaşlıklarımın temelleri orada atıldığı için hikâyeyi Çeşme’de başlattım. Bir de İzmirli kadınları çok iyi tanıyorum ve hepsini çok seviyorum. Üniversiteyi Amerika’da okudum. Amerika benim için uzakta olmak, kopmak demek. O yüzden hikâye İzmir ve Amerika arasında geçiyor.

- Bir "prenses" ve bir "feminist" ne kadar arkadaş olabilir?

Aslı İçözü: Bilmem ama gönül ister! Günümüzün insanı öğüten yırtıcı sisteminde statü, mal mülk sahibi olmanın nerdeyse içi boş (benim için) bir erdem gibi göründüğü bu toplumda çok zor... Bunun mümkün olabilmesi için karşı duruş ve arkadaşını her şeyiyle, her koşulda kabul, koşulsuz sevgi gerekli gibi geliyor... Ben masallara inanmak isteyenlerdenim... Masalar direncimizi, hoş görümüzü arttırır umarım.

Ayşe Tunaboylu: Oyunda olduğu kadar! Birbirlerini değiştirip dönüştürürler.

Ali Kemal: Bir "prenses" ve bir "feminist" öyle güzel arkadaş olurlar ki... Arkadaşlık öyle güçlü bir omuz omuza gelme halidir ki, aradaki bütün farklılıkları yıkar geçer. Başka hayatlardan çıkar gelirsin, bir şişe şarap açarsın, birlikte hayatın altını üstüne getirirsin.

- Günümüz için sınıf farklılıklarını aşacak bir kumsal var mı? Kısacası böyle bir arkadaşlık mümkün mü?

Aslı İçözü: Mümkün olmasını diliyorum! Bu nedenle tiyatro yapıyor, oynuyor, yönetiyor, öğretiyor ve çabalıyorum... İnsan olmaktan başka bir çabam yok aslında, pırıl pırıl bir kum tanesi gibi... Eşsiz, kıymetli ve önerilen, öngörülen sistemlerin dışında... Biricik!

Ayşe Tunaboylu: Elbette, neden olmasın? Yeter ki biz isteyelim ve çaba gösterelim.

Ali Kemal: Aslında günümüzde böyle bir arkadaşlık hikâyesi çok daha mümkün, çünkü özellikle yeni jenerasyon sınıf farklılığını hiç umursamıyor. İyi ki de... Bu köşeli ayırımın Yeşilçam filmlerinde kaldığına inanıyorum. Herkes aynı çimlerin üzerinde, aynı deniz kenarında, aynı sahada ve aynı okul sıralarında bir güzel kaynaşabiliyor. Zaten günümüzde hayatta kalmak öyle zorlaştı ki, ister şehir de, ister bir sahilde hepimizin dertleri aşağı yukarı aynı. Ha diyelim ki böyle bir arkadaşlık hikayesi mümkün değil. Olsun. Benim işim büyüklere masal anlatmak.

Yazarın Diğer Yazıları

Tuhaf Bir Miras Hikâyesi’nin yönetmeni Yelda Baskın: Birlikte yapılan her eylem değişimi ve kurtuluşu vadediyor

Yelda Baskın yönetmen olarak klişe ve garanti olana sırtını yaslamak yerine geleneksel ile deneysel olanı harmanlıyor

Sıfır Noktasındaki Kadın’ın sıfır olma çabası

Firdevs ölüme giderken toplumun yüzleşmesi gereken derslerle dolu hikâyesini yazar Neval El Seddavi'ye emanet ediyor ve İpek Taşdan metni sahneye taşıyarak sıfır noktasından kalkması gereken kadın meselesine ayna tutuyor ve metni Türkiye seyircisine emanet ediyor

Delilik tek kişilik azınlıktır

Entelektüel meseleleri bir delinin sistemle çatışması üzerinden anlatmak zorlu bir teşebbüstür elbette ancak kusursuz bir oyunculuk ve sembolizmin işlevsel kullanımıyla tüm dertler sahnede anlaşılır bir netlik kazanıyor