08 Eylül 2020

Biraz cesaret: Okulları açmayın efendiler!

Belli oldu ki bu yıl okullar, çocukları hasta edecek. Aklın yolu tek...

Küresel salgın sonbahar aylarında iyice başa çıkılamaz hale geldi. Durumu biraz kontrol edebilmek için halen hükümetlerin elindeki tek çare okulların açılışını ertelemek, hatta bu sömestr okulları hiç açmamak. Çok zor bir karar; ama cesur olup imkansızı yapmak gerekiyor. 

İster dünya, ister Türkiye... Bakın duruma:

Pasifik Okyanusu kıyısındaki Washington eyaletinin, Seattle kentinde, Washington Üniversitesi'ndeki bağımsız küresel sağlık merkezi IHME'ye (Institute for Health Metrics and Evaluation=Sağlık Ölçütleri ve Değerlendirme Enstitüsü) göre, Türkiye'de maske mesafe kuralına çok sıkı uyulur, kalabalıkların bir araya gelmesi engellenebilirse halen 6 binin biraz üzerinde olan ölüm sayısının, yıl sonuna kadar toplam 20 bine ulaşması beklenebilirmiş. (4 Eylül itibariyle Sağlık Bakanlığı'nın verdiği toplam ölüm sayısı 6564). Eğer durum, siyasilerin bu bağlamdaki tavsiye ve ricaları ile sürdürülür, esneklik devam ederse, buna karşılık, toplam ölümlerin, bunun iki katını biraz aşabileceği (42 bin küsur civarında), günlük tahmini ortalama ölüm sayısının ise 593 olacağı belirtilmiş. (Türkiye'nin toplam nüfusu 81 milyon)

Buna karşılık ABD'de, yıl sonunda Covid-19'dan toplam ölüm sayısı 410 bin olacak. IHME, ABD'de aralık ayı sonuna kadar bütün yıl için ortalama ölüm sayısının günlük 2 bin 589'a varacağını belirtiyor. Kötümser tahmin, sürü bağışıklığı uygulamasının süreceği, halkın mart başından beri nasıl davranıyorsa, bunu aynen sürdüreceği varsayımına dayanıyor. (ABD'nin toplam nüfusu 327 milyon)

Washington Üniversitesi'ndeki bu bağımsız enstitü, "pandeminin ilerleyişi bağlamında en iyi ölçütün gündelik ölüm sayısı olduğunu söylüyor". (Enfekte olmak ile ölmek arasında 17-21 gün arasında bir zaman geçmesi gerektiği belirtiliyor.) 

IHME'nin Fransa için yıl başı tahmini toplam 74 bin ölüm, buna karşılık 2021'in ilk günü itibariyle günlük ölüm ortalamasının 630 olması. (Fransa'nın toplam nüfusu 66 milyon). Fransız hükümeti, metropoliten Fransa ve Reunion adasında geçen salı günü açılan 22 okulun tümünü kapatınca 12 milyon öğrenci evlerine dönmüş...

Almanya için aynı kaynağa bakıyorum: Mevcut esnek siyasetin devam etmesi halinde 2021 yılı başında toplam ölüm sayısı 35 bin olacak. Yıl sonu itibariyle tahmini günlük ölüm sayısı ise 1228. (Almanya'nın toplam nüfusu 85 milyon)

* * *

"Okullar açılıyor" demek, bugünlerde, benim için "savaş başlıyor" ile eş anlamlı. O kadar korkuyorum. Kalbim, nasıl derler, üç buçuk mu, sekiz buçuk mu, her neyse, ondan atıyor. Tansiyonum olsaydı 25'e falan çıkardı.

Hayır olamaz. Bu ortamda, ne öğretmenler, ne çocuklar, ne idari ve temizlik personeli, ne de müdürleri okula gidebilir. Şoförler hasta çocukları taşıyamaz; hatta ana-babalar da, okula giden çocukları eve alamaz; mümkün değil. Evden apartman komşularına, okul yaşından küçüklere, yaşlılara, çocuksuzlara yayılacak hastalık durdurak bilmez, yakında mahalleyi sarar. Mahallenizde okul yoktur umarım. Varsa bir hesap yapın. Hele okul yaşında çocuklarınız varsa yandınız.

Tümünü sabah erkenden sapasağlam şekilde okuldan içeri atsanız, akşam okul kapılarından sapasağlam çıkaramazsınız. Mümkün değil. En sapasağlamı bile, endişe ve moral yokluğundan çöker. Endişelerinizin yüzde kaç artacağını düşünün veliler.

Açılsa da, çocukları okula yollamayın. Hükümetin yapmadığını bazen vatandaşlar yapar -mecburen... Gerekirse sivil itaatsizlik -ama işi buraya vardırmaya gerek yok. Çocukları okula yollamamak için çok çeşitli bahaneler icat edilebilir.

Milli Eğitim Bakanı bey, Biraz anlayışlı olun, lütfen. Belli ki pandemi bitmek istemiyor. Bitmeyecek, şimdiye kadar insanlığın gördüğü en tuhaf, en dirençli ve inatçı virüslerden biri olduğu anlaşıldı bu SARS-CoV-2 nin.

Bakın yaz aylarında, sıcakta bitecek sanmıştık, hiç de öyle olmadı. Yöneticiler, çarşı, pazar, avm, dükkan, lokanta, pastane ve sokakları açıp mutluğumuzu arttırmaya çalışırken bulaş arttı. Bulaşık hastaneye yüklendi, odalar taştı, yataklar koridorları doldurdu; sadece hastalar değil, doktorlar, hemşireler, hastabakıcılar da öldü, ama azgın virüs durdurak bilmedi; daha da bitmeyecek. Belli. 

Belli ki bu Covid-19, aşina olduğumuz, tanıdığımız, hatta kimiyle akraba olduğumuz diğer virüslerden değil. İnsanı ölümün eşiğinde yaşatırken oksijensiz, nefessiz bırakıyor; hastaneden sağ çıkabiliyorsan günlerce evde dinlemen gerekiyor, tekrar Covid-19 hastası olmazsan, kalıcı bedensel hasar ile yaşamak zorunda kalabiliyorsun. 

* * *

ABD'deki iki yüksek eğitim kurumu, Notre Dame Üniversitesi ve Kuzey Karolina Üniversitesi, Ağustos sonunda üniversitelerini açtıkları gibi kapamışlar (Wisconsin Üniversitesi'nde sosyoloji doktorası yapan öğretim asistanı Jill Richardson, Scheerpost, 2 Eylül 2020). Richardson "üniversite yönetimi bütün yaz, pandemi sırasında nasıl ders yaparız diye hazırlık yaptı, ama yetmedi işte" diyor, "Kapıyı açtıkları gibi kapadılar." 

Yunanistan'da okulların açılışı -şimdilik- 14 Eylül'e ertelenmiş. Eğitim Bakanı Niki Kerameus hem özel, hem de devlet okullarında bedava maske dağıtılacağını bildirirken ülkede, yılbaşına kadar günlük 2 bin 710 Covid-19 vakası olabileceğini bildirilmiş. Yıl sonu itibarı ile gündelik ölüm sayısı ise 140 olacakmış... (Yunanistan'ın toplam nüfusu 10,3 milyon). 

Salgının çok yaygın olduğu İspanya'da ise okullar gelecek hafta açılacak. Ama ne kadar açık kalabilecekleri belli değil. 2021 yılbaşı itibariyle günlük ölüm sayısı 468, toplam ölüm sayısının ise 69 bin olacağı tahmin edilmiş. (İspanya'nın toplam nüfusu 46 milyon).

İtalya: Yılbaşı itibarı ile tahmini günlük ortalama ölüm sayısı 492; toplam ölüm sayısı 56 bin. (İtalya'nın toplam nüfusu 60 milyon).

* * *

Belli oldu ki bu yıl okullar, çocukları hasta edecek. Aklın yolu tek: Yöneticiler, okulları açmayın! Anne-babalar, çocuklarınızı okula yollamayın. Elinizden geldiğince kitap, hikâye, roman, komik ve oyun kitapları okuyun/okutun onlara; gerisi evde eğitim, öğretim ve bol ve çok çeşitli oyun. Ne yapalım bir yıl çocukların zekaları daha az parlasın, kafaları daha az bilgi dolsun; ama sağlıkları yerinde olsun. Kitap okusunlar, akıl oyunları oynasınlar. 

Eğitimin milli bakanlığı, halkın gözüne girmek isterse eğer, çevrimiçi eğitim için donanımsız evleri tek tek bulup, her birine asgari bir bilgisayar ile birlikte bir internet hattı hediye eder, çok çocuklulara da bir tane daimi olarak hediye eder, birkaç tane de pandemi bitene kadar bilgisayar ödünç verirsiniz. Hiç de zor değil. Size bu konuda yardımcı olmak isteyenlerin de çıkacağına kuşkum yok! 

Tabi bu da yetmez. Bence şu anlar, sadece çocuk değil, çocuk sahiplerini eğitmek için altın zamanlar: Çocuklar ile nasıl baş etsinler, ne gibi oyunlar oynatsınlar, neler öğretsinler, hangi kitapları okusun, hangi kitapları onlara okutsunlar. Ezcümle, hem çocuklara hem de anne babalar bu bağlamda asgari eğitim vermek gerekir ki bu da öğretmenler için harika bir fırsat; böylece maaş almaya da devam edebilir, fazla öğrettikleri saatler için de ek ücret alabilirler.

* * *

Şu çok açık: Türkiye'deki okulların büyük bir kısmı böyle mesafe-temizlik için müsait değil. Hadi herkese bedava maske dağıttık, dezenfektan verdik. Sonrasından nasıl emin olacağız? Son tahlilde maske, iki veya üst üste üç narin kumaşçık parçası. Öyle olmalı. Ama maskelerin doğru kullanıldığına, çocukların sıkılıp maskeyi yüzlerinden atmadıklarına, yere-tuvalete düşürüp sonra toplamaya çalışmadıklarına nasıl emin olacağız. Diyelimki evde yarım ton maske stokunuz var, okulda yedek maske nasıl bulacaklar? Daha da önemlisi mesafe. Bir kere şunu aklımıza sokalım: Virüsten korunmak için bir değil, 2 (yazı ile iki) metre mesafeye gerek olduğunu yazıyor bütün kaynaklar. Hangi okulun, kaç sınıfı bu kadar geniş sınıflar ile donanmış durumda?

Bir de tuvalet meselemiz var ki; son derece, haddinden çok çok fazla önemli. Köylerde, yoksul ve az gelirli mahalle ve semtlerdeki okullarda, tuvaletlerin temiz, pandemi kullanım koşullarına uygun olduğundan nasıl emin olacağız?

Arada bir bilgi sıkıştıracağım için mazur görün lütfen: Tuvaletler, maalesef çok sık kullandığım yerlerdir, ayıptır söylemesi; ister çarşı-otel-pazar-avm, lokanta, pastane, misafirlik, isterse devlet kapısı, nereye gitsem, az bile kalsam, mutlak bir ihtiyacım doğar, kaçınılmaz olarak bedenim, beynimi dürter. Ve işte bu sık deneyimlerden çok iyi öğrendim ki ülkede, kamusal alanlarda bile tuvaletler hemen hiçbir zaman gereğince pir-ü-pak olmaz. Hatta hatta, en lüküs AVM'lerde bile bakımsız veya kağıt dolu, sifonu çekilmemiş bir alafranga tuvalet ile karşılaştığım olmuştur. 

Üzgünüm ama böyle. En şık semtlerde bile. En Avrupalı dükkanlarda, Alman Bauhaus'larında, İsveç Ikea'larında bile. Kendi memleketlerinde teftiş etme şansım olmadı; dolayısı ile oralardaki def-i hacet mekanlarının durumunu bilmiyorum ama Türkiye'deki temsilcilerde durum, TC memleket ortalamasının iki derece üstünde, fazla değil.

Ey efendiler**, bitmek bilmeyen salgın hastalık karşısında yapacağınız en iyi iş, cesaret edip okulları açmamaktır.


*IHME'den, 1 Ocak 2021 için verdiğim Covid-19 istatistikleri sürekli yenileniyor. Benim burada yazdıklarım, siz baktığınızda keşfedeceğiniz sayılar ile muhtemelen aynı olmayacaktır.

**"Efendiler" çünkü bu konuda karar vereceklerin hepsi erkek.

Yazarın Diğer Yazıları

Cezalandırmamak

Şu an benim için en acil, en dehşet, üzerinde durulması, asla peşinin bırakılmaması gereken, geçmiş ve bugünün pek az bilinen tarihi bağlamında yakın gelecek: Bir siyasi partinin yeniden kapatılacak, dokunulmaması gerekenlere yeniden dokunulacak olması

Evin için: Sevgili cin dostum, Gültan

O günlerden aklımda kalan: Hazırcevaplığı. Yüzünden eksik etmediği, her an kahkahaya dönüşebilecek gülümsemesi

Ahmet Altan, Can Dündar ve Osman Kavala'ya Özgürlük

Canlardan üç canımızdan ikisi içeride, birisi dışarıda "hapis", bizlerde başka türlü bir tür dışarıda, kavuşmayı bekliyoruz