07 Kasım 2021

Mostar denince akla deha gelir...

Değerli akademisyen hocamız Gündüz Vassaf’ın muhteşem, alışılmışın dışında bir formatta kaleme aldığı “Mostari: Bir Köprü Bekçisinin Günlüğü” kitabını okumayı kısa bir süre önce bitirdim.

İletişim Yayınları’nın bu yıl içinde yayımladığı ve benim yeni zannettiğim kitap meğerse 2013’te YKY tarafından da basılmış. Çok kızdım kendime nasıl atlamışım diye!

Gündüz hocanın yazılarında, “Mostar’da ne yaşamaya acelem var ne de ölmeye!” dediği, “Buraya gelmeyen yaşamamıştır,”  diye sürdürdüğü kentte yüzyıllar boyunca çok ama çoook insan yaşadı ve mutlu oldu; ancak yakın tarihlerde de çok ıstırap çekti, pisi pisine yok oldu, gitti. Söz yine Gündüz hocada:

"Saraybosna-Mostar yolu. Mezarlıklar arası yaşam. Evlerin bahçeleri mezar. Dağlar mezar. Ovalar mezar. Oyuk oyuk, kurşun yaralı, savaş malulü binalar. Taşların altında savaş kurbanı insanlar.”

Bütün bunların arasında kurtulanlar da var; bireysel gerçi. Ama olsun, hani çocuğun tek bir tane bile olsa sahile vurmuş deniz yıldızının hayatını kurtarması hikâyesi var ya, işte öyle bir şey. Bu yazıyı kaleme almamın nedeni de Mostar’la ilgili olarak dinlediğim buna benzer bir olay, bir el verme, bir kurtuluş hikâyesi. Önce sahneyi kuralım, fakat önce bir şehir efsanesini düzeltelim: Pek çok yerde belirtildiği gibi (TBMM Genel Sekreterliği, Milli Saraylar Daire Başkanlığı’nın 1997’de yayımladığı “Stari Grad” Mostar kitabı dahil!) Mostar Köprüsünü tasarlayan ve yapan Mimar Sinan değil, onun öğrencisi olan Mimar Hayrettin’dir. Projesini adım adım hocası Sinan’a danışarak geliştirmiştir; o bahsi diğer! Hatta Mimar Sinan aslen Mostarlı bir devşirme olan Hayrettin’in dâhiyane projesini öylesine beğenmiştir ki, onu “Ağa”lığa terfi ettirmiştir.

Kısa bir anekdot daha: “Köprü 1566 yılında bitmiş. Ama mimarı ortadan kaybolmuş. Köprü yıkılır da zor durumda kalırım diye gitmiş bir süre dağlarda yaşamış. Köprünün yıkılmadığını görünce Mostar’a geri gelmiş ve köprünün altından sal ile ilk geçen o olmuş. Köprü, yüz metre yukarıda bulunan Radobolye Çayı üzerindeki Kriva Eupriya yani Eğri Kemerli Köprünün ağabeyidir. Bu köprü Mostar Köprüsünün taslağı olarak onun modeli olması için yapılan bir köprüdür. Her iki köprünün yapımında kullanılan taşın ismi ‘Oruçeviç’tir.”[i]

Boşnak dilinde “köprü” anlamına gelen “most” kelimesinden hareketle Mostar Köprüsünün gerçek adı “eski köprü” demek olan Stari Most’tur; kentin adı da köprüden gelir. Bu yazının okuyucularının hemen hepsinin bileceği üzere Osmanlı döneminde farklı mahallerde de olsa yüzyıllarca birlikte yaşayan Müslüman, Hırvat ve bir miktar da Slavın kenti Mostar, Osmanlıların  çekilmesiyle Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun hâkimiyetine girmiş, II. Dünya Savaşından sonra da Tito’nun liderliğindeki Yugoslavya’nın parçası olmuştur. Ta ki... 1992-1995 yılları arasında dönemin en kanlı iç savaşının sahnesine dönüşüp, kullanıma açılmasından 427 yıl sonra, Türklerle ilgili her izi yok etmekte kararlı Hırvatlar tarafından günler süren bombardımana dayanması ardından 9 Kasım 1993’te tamamen yıkılana kadar...         

Hayrettin Ağa’nın, Allah’a verilen isimlerden (Esma-ül Hüsna) kaynaklı 99 basamaklı, 4 metre genişlikte ve 30 metre uzunluğundaki köprüsü Neretva Nehrinin 24 metre yükseğinden geçermiş. Askeri açıdan son derece stratejik bir öneme sahipmiş. Evliya Çelebi “Seyahatnâme”sinde köprüyü anlatırken der ki:

"Bir kayadan bir kayaya uzanır. Ortasından nehir akar. İki tarafta kuleler arasında bu köprüden başkaca yol yoktur. Şunu bilesiniz ki bu hakir evliya şu ana kadar tam on altı padişahlık yol gezdim. Böyle güzelini görmedim. Bir kayadan bir kayaya sanki gök kuşağı gibi atılmış. Bu köprüdeki letafeti, zarafeti ve mimarlık sanatını bundan önce hiçbir mimar yapamamış.”

Mostar Köprüsü basamakları

Şimdi başlayalım hikâyemize...

Yıl 1986. Değerli dostum, eski ortağım, hocaların hocası Prof. Suha Özkan, 1982’de uluslararası bir mimarlık kongresinde yabancı bir “kelle avcısı” tarafından keşfedilip (!) çalışmaya başladığı, Aga Khan Kültür Vakfına bağlı Aga Khan Mimarlık Ödüllerinin[i] Genel Sekreterlik görevini sürdürürken, kendisinin ifadesiyle ödüle aday olarak “olağanüstü bir koruma projesi” gelir önüne. Mostarlı mimar Dzihad Pasiç’in başını çektiği, yeğeni Amir Pasiç’le birlikte hazırladığı, “Stari Grad Mostar” başlığını taşıyan proje, Mostar kenti tarihi merkezinin rekonstrüksiyon ve revitalizasyonunu kapsamaktadır. O yıl Fransa’nın televizyon kanallarından birinde popüler, büyük sayıda seyircinin izlediği bir coğrafik belgesel dizisi yayındadır. Belki bir rastlantıdır, belki de bir sihirli dokunuştur, her neyse, tam o sıralarda dizi Mostar’ı anlatmaktadır. Gerek Türk gerek Avrupalı turistlerin her zaman akınına uğrayan, çok gözde bir kenttir Mostar, özellikle olağanüstü mimariye sahip köprüsü nedeniyle. Dizinin en ilgi çeken yönlerinden biri de Mostarlı gençlerin turistlerden topladıkları para karşılığı köprünün tepesinden balıklama nehire atlamalarıdır. Aslında bir cesaret gösterisidir bu ve yüzyıllardır damat adayı gençlerin kızları tavlamak için yarışmaları geleneğinden gelmektedir.

Proje hem konutların hem de kamusal mekânların özgün özelliklerinin dikkate alarak onarım ve yeniden yapılandırılmasını ve günlük hayata kazandırılmasını öngörmektedir. İyi de nasıl finanse edilecek bu muazzam proje? Çok değişik, aykırı bir yöntem tarif edilmektedir:

Mostar Kenti Müslüman Yakası

Mostar’a gelen turistlere bir dolar karşılığı köprüden atlayan gençlerin nehrin tabanından çıkardıklar bir taş satılmaktadır. Gerçi turiste taşın kendisi de verilmemekte, köprünün ya da kentin onarımında kullanılmakta, karşılığında turiste bir sertifika verilmektedir. İlaveten, ülkede o yıllarda Sovyet sistemi egemen olduğundan kentte en önemli eğlence sinemadır; biletlere %10 zam yapılmış, ilave gelir Stari Grad projesine aktarılmıştır.

Ayrıca, kamusal yapı ve alanların restorasyonuna öncelik verilmiş ve bunların arasında bulunan tabakhanenin (ki Osmanlı döneminde Yeniçeri Ocağı olarak kullanıldığı belgelerde yer alıyor) alış-veriş merkezi olarak yeniden yapılandırılıp tamamlanması ardından kiraya verilen dükkânların geliri de projenin diğer bir finans kaynağı olmuştur.

Neticede çok ilgi çeken projeye 1986 Aga Khan “Koruma” ödülü verilecek; Kerim Aga Khan Marakeş’te yapılan ödül töreninde Pasiçlere yakın ilgi gösterecektir. Yepyeni bir modeldir uygulanan, insanları yerinden etmeden, “kendin pişir kendin ye”  türünde bir finansman modeli.

Derken... merak ettiyseniz hikâyenin gerisini, haftaya bu sütunlarda beklerim efendim.


[1] Dr. Burhanettin Senli, 25 Mart 2021 –

https://www.burhanettinsenli.com/mostar-koprusu-neden-hedef-oldu/

[1] https://www.turktoyu.com/

[1] Aga Khan Mimarlık Ödülleri dünyanın başı çeken 5 mimarlık ödülleri arasındadır. Diğerleri:

Pritzker Ödülü [ABD] – Alvar Aalto Madalyası [Finlandiya] – AIA (Amerikan Mimarlar Enstitüsü) Ödülü [ABD] – RIBA (Kraliyet Altın Madalyası) [İngiltere].

Yazarın Diğer Yazıları

Yabancıların kaleminden 19. yüzyılda İstanbul – (II)

İstanbul'dan geçmiş ya da orada yaşamış farklı meslek sahibi kişilerin kentin akıllara ziyan güzelliğini anlatmak için nasıl lügat parçaladıkları, art arda sıfatlar sıralamak için nasıl uğraştıkları ortada

Yabancıların kaleminden 19. yüzyılda İstanbul – (I)

Edebiyatçı, gezgin, arkeolog, diplomat, tarihçi, subay, gazeteci, siyasetçi, avukat, tüccar, sıfatı ne olursa olsun, İstanbul'da bulunan ya da İstanbul'dan geçen yabancıların bu kent üzerine kaleme aldıkları kitapların sayısı, o günkü yayıncılık rakamları dikkate alındığında, 19. yüzyılda zirveye ulaşmıştır

Vivaldi'yle yoğrulan yeni maydonozlu köfteler

Ne kadar bereketliymiş şu Dört Mevsim! Her eline alan harcına farklı bir şeyler katmış, menüde tadına doyum olmaz yeni köfte türleri belirmiş...