16 Ekim 2016

Hey! Tef bey efendi çal bana bir şarkı

Çoğumuz telef oldu çoktan. Kimi işkencede kaldı, kimi sokak çatışmasında. Kimi cesetleri battaniyelere sarılı sokak köşelerinde.

 

ŞEHİR TELLALI

New York - Londra - Roma 

 

 

Uykum kaçtı, yer de yok ki gideyim

Hey! Tef Bey Efendi, çal bana bir şarkı

Şangur şungur sabahta peşinden geleyim senin…

Telleri paslanmış gitarın. Senelerdir dolapta. Geçende Sedat değiştireceğim dedi çıkardım, fırsat bulamadı, kaldı. Şimdi radyonun da sesi paslı. Yılları getiriyor geri. Vaktiyle daha rüştümü ispatlamadan kaçtığım, o saçları aynı Bob Dylan gibi dalgalı, bacakları ondan daha havalı ilk göz ağrımı. Tef bey duyuyor musun beni? Söylediğin şarkıya kanıp peşinden New York’lara uçurduğun Joan Baez saçlı o kızı?

 “Faşizme geçit yok!” diye birlikte dövüştüğümüz günleri. Çeliktepe’de, Hisarüstü'nde! Çoğumuz telef oldu çoktan. Kimi işkencede kaldı, kimi sokak çatışmasında. Kimi cesetleri battaniyelere sarılı sokak köşelerinde. Hatırlıyor musun gazetenin her gün baskıya hazır tuttuğu vesikalık fotoğraflarımızı? “Kanın Yerde Kalmayacak” manşetinin yanında yayınlanmak üzere.

Biliyorum kuma gömüldü akşamların imparatorluğu

Elimden döküldü yok oldu

Burada körce dikti bıraktı beni, ama hala yok uyku

Şimdi dirildi yine, iktidar oldu faşizm geldi geri. Yıkıyor, yakıyor geçit buldukça, kanları yerde kalıyor kalanların, kaçanların.

Ekşi sesliydi şarkın Bob Dylan. Varoluşçuydu dizelerin.  

Sihirli döndüren teknenle al götür beni gezdir

Soyulmuş cildim duygusuz,

ellerim tutmaz olmuş beceriksiz

Adım atamıyor ayaklarım hissiz

Bekle dolaşsın bari topukları çizmelerin

Hazırım nereye dersen gitmeye, hazırım silinmeye

Kendi resmigeçidimde

Gönder dans büyünü benim yoluma doğru, söz veriyorum büyülenmeye.

Büyülenmemek mümkün değildi ki. Zaman zaman araya Leonard Cohen’de girdi. Sık sık Joan Baez de. Direniş ruhuyla birlikte. Sabah dördü buldu Chelsea otelinde.  

Duyabilirsin hani kahkayı, dönmeyi, sallanmayı güneşin içinden geçerken

Kaçıyor sadece koşaraktan

Ve lakin teller yok gökyüzünü kapatan

belli belirsiz atlar gibi olursa tekeri kafiyenin duyarsan

tam yeri geldiğinde tefin,

başkası değil yamalı palyaçodur gelen arkadan

değmez bırak umursamadan

gördüğün gölgendir senin hep peşinde dolaşan

diye söyledi Bob Dylan şarkısını Tef Bey’in yanında.

Şimdi rüzgar sert. Ağzı sımsıkı kapalı. Kaşları çatık. Ama o hala diyor ki: “Cevap Rüzgarla Uçar”.  Daha kaç yol var bir insanın kat etmesi gereken. Ona insan diyebilmek için? Evet, kaç kuşak geçecek aynı yollardan biz, bizden önce ve bizden sonrakiler… Hangi denizleri aşacak beyaz güvercin, kumlara uzanmadan önce. Ve sonsuza dek yasaklanmadan önce. Cevap arkadaşım, rüzğarla uçar. Rüzgarla uçar cevap.

Tef bey efendi çalıyor tefini yine:

İnsan kaç kez başını kaldırmalı

Gökyüzünü nihayet görebilsin

Evet, insanın kaç kulağı olmalı

Nihayet duyabilsin halkın ağladığını

Evet, ne kadar ölüm gerekecek nihayet öğrensin

Çok fazla insanın öldüğünü

Cevap, arkadaşım, rüzğarla uçar.

Cevap rüzgarla uçar.

Bir dağ ne kadar yaşar?

Denizle erimeden önce

Evet, kaç yılda bazı halklar hele?

Kavuşur özgürlüğe

Evet, insan başını kaç kere çevirebilir geriye

Görmediğini iddia ede ede

Cevap, arkadaşım, cevap rüzgarla uçar

Cevap rüzgarla uçar.


www.sebnemsenyener.com  

Yazarın Diğer Yazıları

Geçmişte yaşanmayana özlem

Hâlâ Portekizce’den bir türlü başka hiç bir dile tam çevrilemeyen, “saudade"...

Geleceğin hatıratı

"Gazeteler iflas etti, hükümetin propagandacılarıyla dolduruldu, muhabirlik tamamen manen ve malen çökertildi, her şey reklama indirgendi"

Bir intiharın anatomisi: Yollar, köprüler, barajlar, metrolar

Garcia, Peru’da hem büyüyen ekonominin hem de çöken ekonominin mimarı.  Bir zamanlar Peru’nun JFK’si (Kennedy’si) umudu iken sonu tarihe Odebrecht kurbanı lakabıyla yazılan adam.