15 Kasım 2013

Muharrem Bey bakmış, kırk yıllık Kâni olmuş yine Yâni

Ne hikmetse şu 10 Kasım’lar, sanki bir turnusol kâğıdı, bir mihenk taşı veya bir itiraf günü oldu, ülke siyasi ahfadının, şuuraltının, devlet çekirdeğinin suretini gün yüzüne çıkartan...

 

Geçende bir dostla yazışırken de ağzımdan (klavyemden) çıkıverdi…

Ne hikmetse şu 10 Kasım’lar, sanki bir turnusol kâğıdı, bir mihenk taşı veya bir itiraf günü oldu, ülke siyasi ahfadının, şuuraltının, devlet çekirdeğinin suretini gün yüzüne çıkartan...

19 Kasım 2002 tarihinde kurulan 58.nci Cumhuriyet Hükümetinde Millî Savunma Bakanı  Vecdi Gönül, 10 Kasım’da Brüksel’de şu meşhur ‘[(…) Bugün eğer Ege"de Rumlar devam (yaşamaya) etseydi ve Türkiye"nin pek çok yerinde Ermeniler (yaşamaya) devam etselerdi, bugün acaba aynı milli devlet olabilir miydik?] ifadesi, boşuna literatüre geçmedi.

Eh, bunu dengelemek gerekiyordu; Ana Muhalefet Partisi de aşağı kalmamalıydı ve sahneye o bir ulusalcııııı, o bir demokrat, Sosyalist Enternasyonal Toplantısı’na ev sahipliğini yapan bir sosyal demokrat partidennn diye davet edeceğimiz Muharrem İnceee…

CHP Grup Başkan vekili Muharrem İnce,10 Kasım 2013’te, Atatürk’ün ölüm yıldönümü nedeniyle Eminönü Yeni Camii’nde okutulan mevlit sonrası yaptığı açıklamada Atatürk yani bu ülkenin kurtarıcısı olmasaydı, bugün hareket (!) edenlere şunu söylüyorum; adınız Ahmet, Hasan, Hüseyin, olmazdı. Dimitri olurdu, Yorgo olurdu. Bunları doğru bilmeleri lazım dedi.

Benzeri ifadelere dikkat ediniz; mutlak surette bir bozukluk, eksiklik var tesadüfî olmayan; sanki bilinçaltı bir rahatsızlığı (asla ‘sıkıntı’ demeyeceğim, bu da ayrı bir konu) yansıtıyor…

Vecdi Gönül (…) Ermeniler ve Rumlar ………. devam etseydi, Ermeniler …….. devam etseydi derken, fark edeceğiniz üzere yaşamayı – var olmayı demeyi atlıyor; burada onları yaşamaktan ve var etmekten men etmişliğin suçluluk duygusunun verdiği bir (yine ‘sıkıntı’ demeyeceğim, hiç beklemeyin) rahatsızlık söz konusu. Daha önce bundan bahsetmiştim…

Muharrem İnce ise ‘(…) bugün hareket (!) edenlere söylüyorum filan diyor; yahu belediye otobüsünde miyiz ki ilerleyelim beyler ya da sağlı sollu hareket edelim beyler misali, hareket (!) edelim… Kim neye hareket ediyor, hangi yöne hareket ediyor, belli değil… Bu da sanki bilinçaltından CHP olarak Sosyalist Enternasyonal’e ev sahipliği ederek sola doğru hareket eder görüntüsü verirken, aslında sağa doğru tam gaz hareket eden bir laf ediyorum diye hani bir çorba içiyorum ama neme nem bir çorba içtiğimi ben de bilmiyorum ruh halinden galiba...

Daha derin bir Freud’yen analiz de yapılabilir herhalde… Bunu başka yazılara bırakayım…

Galata Rum Okulu Vakfı yöneticisi Yorgo Demir, İnce için Sırtını halkına dayadığı bir işle meşgul Muharrem Bey, siyasi ahlak değerler- nezaketten yoksun refleksle öz vatandaşlarına saygı duymak bir yana, onları hiçe sayıyor, küçümsüyor sözleriyle yorumladı.

 

Dimitri ve Yorgo’lar, Hasan, Hüseyin oldu…

İnce’nin sözlerinin hukukça değerlendirildiğinde azınlıkları hâlâ yabancı gören zihniyetin devam ettiğinin söyleyen Demir: Ne ironidir, İnce’nin bahsettiği bu coğrafyada her zaman olan Dimitri ve Yorgo’lar, Türkiye Cumhuriyeti kurulurken (Trabzon ve çevresi) hayatları tehdit altındaydı; Hasan, Hüseyin olmak zorunda kaldılar. Asimile edilerek- katledilerek coğrafyadan silinmek istediler. Ermenilere Anadolu, Yahudilere Trakya, diğer Müslüman / gayri Müslim halklara da günümüze kadar reva görülen mezalim gibi dedi. Tarih - dünyadaki adıyla (Türkiye’de hala değil) Prens Adaları’ndan Prinkipo (Büyük ada)’da, balıkçı Yorgo ve balıkçı Ayhan, emekli Nafi’yi (Naftali) de alarak, eski çiçekçi, bugün ise kayıkhanedeki Keko İmdat’tan sandalı alıp, uyuklayan Hovsep’e Yahu uyan, uyan balığa çıkalım diyorlar…

Her tür, maraz, karın ağrısı, gasp, işgal, baskı ve zorbalık denemelerine karşı çıkıp ayakta duran, içeri ve dışarıdan türlü bedhahlara karşı direnen ve inadına kardeş ortamını yeniden Adalar’a getirmeye çabalayan, aslan gibi bir CHP’li, evet şaşırmayın, bir CHP’li Belediye Başkanı ve ekibiyle böyle yaşanıyor Adalar’da…

 

Muharrem İnce Bey, uyanacak ve o da balığa çıkacak…

Sayın Muharrem İnce Başkan Vekilimiz; derhal cevaplama ihtiyacı duydu sağ olsun…

Efendim, ben işgalci Yorgo’lardan ve Dimitri’leden bahsettim, vatandaşımız olan, vergilerini ödeyen ve her tür vatandaşlık görevlerini yapan insanlar için bunu söylemedim buyurdu…

Allah aşkına (Camii çıkışı konu açıldığı için ‘Tanrı’ yerine, ‘Allah diyorum) Muharrem İnce Bey, ah bir de TC vatandaşları için mi söyleyecektiniz? Lütuf etmişsiniz… Yani aslında TC vatandaşlarına da söyleyebilirdiniz ama merhamet etmiş ve sadece yurt dışındaki Yorgo ve Dimitri’lerden bahsetmişsiniz…

Neyse, en anlaşılır şekilde anlatmaya çalışacağım…

Ulus-devlet modelinin herhalde Mustafa K. Atatürk’ün üretimi olduğunu söylemeyeceğiz; böyle bir şeyi iddia etmek en başta O’na haksızlık etmek olur…

Dünya’da, İmparatorluklar sonrası devletlerin bir kısmı monarşileri demokratikleştirip – parlamenter sisteme geçtiler, diğerleri de ulus-devlet modeline… İyi / kötü tartışmıyoruz…

SSCB’nin yıkılışından sonra ise ulus-devletler yavaş-yavaş demokratikleşmeye başladılar…

Ulus devletler de Ahmetler, Mustafalar, Ricardolar, Giovanniler, Picassolar vs Fransa’da hepsi Fransız; Türkiye’de de ise Yorgo’lar, Dimitri’ler, Hagop’lar, Haçik’ler, Yasef’lerin çoğu -  kâğıt üzerinde - Türk olmanın görevlerini fazlasıyla yerlerine getirdiler ama Türk olma haklarından men edildiler.

Demokratik devlette ise, artık Ahmet, Mehmet eski kimliklerini kazanıyorsa Fransa’da, Türkiye’de de eski Yorgolar, eski Dimitriler, eski Hagoplar, eski Haçikler, eski Salamonlar, eski Yasefler ve eski Saitler yeniden kimliklerini kazanacaklardır, müsterih olun…

Onun için, en iyisi, şimdiden uyanık kalmak; zira güzel bir sabah balığa kimle çıkacağınızı bilemezsiniz; bir bakmışsınız Ahmet diye bildiğiniz Yorgo olmuş, Yakup diye bildiğiniz Hagop, Selçuk diye bildiğiniz Sarkis. Kısaca kırk yıllık Kâni olmuş bir güzel Yani…

 

Yazarın Diğer Yazıları

16'ncı Altın Kayısı Festivali'nde Türk asıllı yönetmen ve Türkçe filmler de ödül aldı

Ermenistan Başbakanlığın ödülü, bizim ‘GAIFF Sinema’yı Kalkındırma Platformu’, Ermenistan’dan Datev Hagopyan’ın ‘Tagart (Tuzak)’ filmine takdim edildi…

Ve "iyi ki var" dediğimiz 16'ncı Yerevan Altın Kayısı Film Festivali'nin sonuna geldik...

Güzel, eğlenceli, değişik yani yeknesaklıktan kurtaran ama belirli bir düzene ve disipline alışkın özellikle yabancı konuklar için biraz yorucu ve yıpratıcı ama ‘araziye uymaya çalışıyor’ insanlar, ne de olsa kayısı ülkesi… 

‘Azerbaycan Filmi’ derken

İnsanlığın unuttuğu ulvi değerleri, günümüzde inatla yaşatan Malakanlar!