18 Nisan 2012

Selim İleri'yle bir ömür...

Kadıköyü’nde, Baharriye caddesindeki Geren Apartmanı’nda bir gün Türkiye edebiyatının kuvvetini kırılganlığından alan...

 

Kadıköyü’nde, Baharriye caddesindeki Geren Apartmanı’nda bir gün Türkiye edebiyatının kuvvetini kırılganlığından alan; hüznünü şairaneliğe teslim etmeyen üslubuyla lirik metinler yazan bir yazarı dünyaya gelir: Selim İleri.

İlk romanı hiçbir yayınevine kabul ettiremediği Unutulmak’ın ardından Savaş Çiçekleri adlı öyküsünü Yeni ufuklar dergisinde yayımlatır. Ama dikkatleri Cumartesi Yalnızlığıadlı öykü kitabıyla çekmiştir. Eskiyi anlatan bir gündeş olarak nitelendirdiği ikinci hikâye kitabı Pastırma Yazı’nı babasına ithaf eder. Ardından Dostlukların Son Günü, daha sonra Bir Denizin Eteklerinde gelir.

Yazın serüveninde, babasını kıramayıp kaydolduğu hukuk fakültesini gerek ilgisini çekmediğinden, gerek dönemin çalkantılı siyasi koşulları nedeniyle boşladığı dönemde daha sık gitmeye başladığı tiyatro,  zihnindeki durağan görüntülere nefes vermeyi başarması açısından bir dönüm noktası olur. Derken senaryolar kaleme almaya başlar; romanlar, denemeler, incelemeler,anılar, yemek kitapları, bir de şiir kitabı: Ayışığı.

İlkin bilinç akışı tekniğini kullanarak duygularını, çoğunlukla coşku ve hüzünlerini, dile getirdiği, acının süreğenliğinden kurtulmak adına yazdığı romanlarının ardından Yaşarken ve Ölürken ile hislerini tefekkürle birleştirebildiği ikinci evre başlar yazın hayatında. Sonra bel kemiksiz romanlar olarak adlandırdığı, epizotlara bölünmüş eserler yazar Mavi Kanatlarınla Yalnız Benim Olsaydın gibi. Ardında kısmen de olsa postmodern esintiler taşıyan romanlar da kaleme almıştır; örneğin Solmaz Hanım ve Gramafon Hala Çalıyor.

Mütereddit, naif ve dikkat çekmeyecek ölçüde marazi karakterlerin solgun, umarsız hikâyelerinin aktarıcısıdır Selim İleri. Kurmaca, dildeki ustalığıyla, hakikate yaslar sırtını, tüm kadınlar Handan Sarp’tır Yarın Yapayalnız’da, tüm erkekler de öyle. Hepimiz Cem’e dönüşürüz Her Gece Bodrum’da;  belki biraz Turan’a da benzeriz Cemil’e de Yaşarken ve Ölürken’de;  biraz da Mihrace Bu Yaz Ayrılığın İlk Yazı Olacak’ta . Belki biraz Ölüm İlişkileri’nde politik bir roman yazmaya soyunan Emre’ye benziyoruz veya Cehennem Kraliçesi’ndeki , üniversiteye sırf siyasi bir dergi çıkarmak için giren Mehmet’e ya da Bir Akşam Alacası’ndaki apolitik Göksel’e.

Selim İleri’de nostalji özlemi, geçmişi kutsarken eleştirmeyi de ihmal etmez. Geçmişin henüz geçmediği bir zamanın dilidir onunki. Aşk, ulvi mücadeleler arenası değildir sadece; ayağa düşmekten çekinmez ama dile düşmekten çekinir; tutku ve saplantılarla bir zaafa dönüşür zamanla, ama hep karşılıksızdır fakat tehditkâr değildir kat’a. Geçmiş benim için bir imgedir. Selim İleri yazınında o hep sığındığım, anlamlarla boğuştuğum, darboğazlardan geçtiğim geçmiş, karanlığından sıyrılıp yumuşar; ele avuca uygun hale gelir, acıtmaz artık.

İstanbul’un Tramvayları dan dan eder, yıldızlar altındadır İstanbul, anılar hep ıssız ve yağmurludur ve İstanbul hatıralar kolonyasıdır.Yeni nesil otuz kırk sene evvelinin İstanbul’unu onun eserlerinde görür; çünkü sözcüklerle resim yapan yazarlardandır o. Diri, aleni ve aşina olanlarından tutun da örtük, paslı, sararmış hislerimize kadar kalbimizin haritasını çizer. Ama yine de sonunda hep hıçkırık kalır geride, naif ve mahcup bir hıçkırık…

Bu sene Aydın Doğan Vakfı Öykü Ödülü Selim İleri’ye verildi. Benim için, Her Gece Bodrum’u  bir kenara koyarsam, Yaşarken ve Ölürken romancısıdır Selim İleri. Zamanın hem bir andan hem sonsuzluktan yapıldığını edebiyat aracılığıyla kanıtlayan bir yazardır. Ödüllerin işlevi yazarı teşvik veya tebrik etmektir;  eserlerinin kalıcılığına dair bir öngörüde bulunmaktır. Bir dönem kültürel ölüseverlik, maziperestlikle itham edilen Selim ileri, ödüle ihtiyaç duymaksızın,  yazınsal ebediyetini deruni bir dille kaleme aldığı sürekli akan bir nehre benzeyen eserleriyle kanıtlamış ve zamanı geçmişi, şimdisi ve geleceğiyle kucaklamış bir yazardır.

Bazı yazarlarla gönül bağı kurarsınız, onların metinlerinin elleri vardır, kelimelerle dokunurlar size. Bir kez daha inanırsınız yaşamın sonsuz bir büyülenme olduğuna, bir kez daha çizersiniz bilincinizin sınırlarını onların sözcükleriyle. Selim İleri de öyle dokunur dirimini, bir nebze bile olsa, edebiyata borçlu kalbinize. Hayat Selim İleri’nin romanları, öyküleri arasından akıp gider öylece.

 

ETİKETLER

pınar doğu

Yazarın Diğer Yazıları

Montreal Katliamı, Las Tesis dansı ve yaşayan cadılık

Erkeğin sesine boğulmuş bir dünyada kendi sözünü yükselten kadınlara yönelik nefret hiç değişmedi. Eskiden de cadı ilan edilmiştik, yine cadıyız. Madem öyle, cadılığa da devam edeceğiz! Ta ki öfkeden gözü dönmüş erkeklerin zulmü hukuk eliyle bitene kadar

Kendimizi nasıl iyi hissedeceğiz?

İnsan hakları savunucularının toplumsal sorumluluk bilinci öyle yüksektir ki, kendini ihmal etme, hatta hiçe sayma pahasına hayatlarını başkalarına adarlar

Irishman ya da İrlandalı

Erkek anti-kahramanlara odaklanan filmlerindeki maskülen havaya, uzun diyaloglara, kaydırma çekimlerine, donup kalan görüntülere, müziği boca ettiği yavaş çekimlere, katolik öğelere, sade metaforlarla bezediği derli toplu anlatımına alışkın sadık bir Scorsese seyircisi olarak, sabık filmlerindeki sinema dilini bulmayı bekliyordum, fazlasıyla buldum da