18 Ağustos 2017

Evrim teorisi 'Allah yoktur' mu diyor?

İstanbul Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Çağatay Tarhan ile Evrim teorisi üzerine konuştuk

Biyoloji dersi müfredatından Evrim teorisinin çıkartılması son aylarda gündemi epey meşgul etti. Ancak evrim teorisinin ne olduğu, tarihçesi, hem genetik hem moleküler biyoloji alanındaki bilimsel gelişmelere katkısı üzerinde hemen hemen hiç durulmadı. Herkes kendince bir şeyler söyledi, sosyal medyada kimisi kulaktan dolma bilgilerle, bunu doğru ve yerinde bir karar olarak değerlendirdi, kimisi Evrim teorisinin çocukları dinsizliğe sürüklemeyeceğinden aksine canlıların gelişimini öğrenmenin bilimsel bakış açısını zenginleştireceğinden, dolayısıyla müfredattan kaldırılmasının sakıncalarından bahsetti. Evrim teorisi hakkında birbiriyle çelişen çok fazla bilginin dolaştığını görünce, İstanbul Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Çağatay Tarhan ile Evrim teorisi üzerine konuştuk. Kendisi 2002 yılından beri hücresel yaşlanma alanındaki çalışmalarını sürdürüyor.

Öncelikle bilimsel teori ile günlük dilde kullandığımız teori arasındaki fark nedir, açıklayabilir misiniz?

Günlük dilde teori daha çok sezgilere dayalı, dayanaktan yoksun ve kabaca “bu iş bence böyledir” gibi bir algıya dayanıyor. Buna bir örnek olarak şu sıralar özellikle sosyal medyada çok yer bulan Game of Thrones dizisine yönelik yorumlar bile verilebilir. Dizinin bundan sonra nasıl ilerleyeceği, sonunun ne olacağı, kimin kiminle nasıl bir ilişkisinin bulunduğuna dair tonla “teori” üretilir. Kuşkusuz bu tür ifadelerin bilimsel teorilerle bir ilgisi yoktur. Bilimsel teori, doğada gözlemlenen herhangi bir olgunun o şartlarda, o haliyle, o biçimde neden ve nasıl gerçekleştiğine ilişkin tutarlı açıklamalar bütünüdür. Çok kabaca bir cismin yere düşmesi dünyada her yerde gözlemlenen bir durumdur ama bu cismin neden ve nasıl düştüğüne ilişkin açıklamalar teori adını alır. Teoriler birinin dirseklerini masaya dayayıp kafasında kurduğu düşünceler değildir. Gözlemlenen olgunun neden ve nasıl öyle olduğuna ilişkin çeşitli hipotezler ileri sürülür. Bu hipotezlerse belirli bir tarihselliğe yaslanır. Uzun bir zaman sürecinde bu hipotezler defalarca, çeşitli bakımlardan deneysel olarak da sınanır, çok farklı bilim disiplinlerinden gelen veriler ve incelemelerle zenginleşir. Kimi hipotezlerse bu sınamaları geçemez ve elenir. Sınamalardan geçmiş hipotezler kendi ilişkisellikleri içinde belirli bir bütünlüğe oturtulur ve böylece o olguların neden ve nasıl öyle olduğuna ilişkin bir teori inşa edilmiş olur. Bilimsel teoriler yoğun emek, zaman, dikkat, bilgi ve çaba isteyen açıklamalardır dolayısıyla örneğin bilimsel bir teori için “bu yalnızca bir teori” demek en hafif deyimiyle büyük bir cehaleti yansıtmaktadır.    

Evrim teorisi ile ilgili çok fazla yanlış bilgi dolaşıyor. Evrim teorisi nedir? Tarihsel gelişiminde ve evrim teorisi çalışmalarının bugün geldiği noktadan bahsedebilir misiniz?

Yukarıdaki soruya verilen cevaplar bağlamında düşünmeye çalışalım. Doğada gözlemlediğimiz şöyle bir durum var. Dünyanın tarihine baktığımızda süreç içinde kıtalar yer ve şekil itibariyle değişim geçirmiş örneğin. Hala da yılda şu kadar ölçekte hareket ettikleri bilinir. İşte bir bölgede daha önce denizler bugünkü seviyelerinden daha yüksekteymiş. Yanardağ patlamasıyla bir yerlerde bir göl oluşmuş. Depremlerle yer şekilleri değişmiş, dağlar oluşmuş. Yani yerküre çok dinamik ve sürekli bir değişme halinde. Tam da 1999 depreminin yıldönümündeyiz ve bu depremlerin nasıl değişimlere yol açabileceğini kendimiz çok yakından deneyimledik. Bu değişimlere, tartışılmaz bir olgu olarak, yer kürenin evrimi diyoruz. Şimdi yerkürenin neden ve nasıl bu şekilde değiştiğine ilişkin pek çok teori arasından bugün kabul gören bir teori, ayrıntısı bir yana, levha tektoniği teorisidir. Tıpkı yer küre için geçerli olduğu gibi, doğada var olan canlı popülasyonları da sürekli olarak değişmekte, dış görünüşlerinden tutun da genetik, hücresel, biyokimyasal ve davranışsal özelliklerine kadar pek çok özellikleri bakımından zaman içinde farklılaşmakta ve çeşitlilik göstermektedir. Bu da tıpkı deneyimlediğimiz deprem gibi bir doğa olgusudur. İşte evrim teorisi canlı popülasyonlarında bu farklılaşma ve çeşitlenmenin neden ve nasıl gerçekleştiğine ilişkin bir teoridir. Darwin, evrim teorisini oluştururken özellikle canlılar arasında ortak ata ilişkisine ve doğal seçilimle evrimleşmeye vurgu yapar. Yıllar içinde biyolojinin farklı disiplinlerinden gelen verilerin artmasıyla teori başlangıçtaki bu haliyle kalmaz. Örneğin daha sonra gen merkezli evrimleşme, kesintili evrimleşme gibi farklı teoriler de ileri sürülmüştür. Daha sonraları doğal seçilimin yanında genetik sürüklenmenin de temel evrimleşme mekanizmalarından biri olduğu ortaya çıkmıştır. Darwin’in yaşadığı dönemde genetik sürüklenme bilinmiyordu ve teorisinde ağırlıkla görülmesi de beklenemezdi. Bu anlamda evrim teorisi elde edilen yeni verilerle zenginleşmektedir. Günümüzde özellikle moleküler biyoloji alanındaki gelişmeler sayesinde evrimsel değişim mekanistik anlamda çok daha etkin bir şekilde takip edilebilmektedir. Çok uzun sürelerde gerçekleşen değişimler, laboratuvar koşullarında daha rahat tanık olabileceğimiz şekilde tasarlanan deneylerle gözlemlenebilmektedir. Tüm bunların sonucunda evrim teorisi şimdiye dek yapılan sayısız sınamadan başarıyla çıkmıştır.  Bu anlamıyla doğada gözlemlediğimiz evrim olgusunu daha iyi açıklayan bir teori elimizde yoktur.                 

Evrim teorisinin ortaöğretim ve lisede okutulmasının öğrenciye yararları nelerdir? Evrim teorisine ilgi duyduğu için üniversitede biyoloji bölümünü seçen bir arkadaşım vardı mesela.

Evrim teorisi aslında yüzyıllardır süregelen doğanın statik kavranışına vurulan güçlü bir darbedir. Doğanın dinamik yapısı şimdi bize çok sıradan bir gerçekmiş gibi gelse de bu kavranışın nasıl olacağına ilişkin sert tartışmalar yaşanmış ve canlıların da evrim geçirdiğini söylemek büyük bir cesaret gerektirmiştir. Bu anlamıyla evrim teorisi canlılar aleminin belirli ve doğrusal bir hiyerarşik yapıda değil, girift ve karmaşık bir ilişkiler ağı halinde olduğunu söyler. Buna göre, bu bütün içinde örneğin insanın özel bir misyonu ya da konumu yoktur. Bir bilimsel gerçekliğin kavranmasının yanında salt insan merkezli doğa kavrayışından sıyrılmak bile çok önemlidir. Bu, doğayla ve diğer canlılarla ilişkilerin daha sağlıklı kurulması anlamında çok önemli bir adımdır. Öte yandan doğada canlılar ve çevre arasında karşılıklı etkileşimlerin, parça-bütün arasındaki diyalektik ilişkinin kavranışı dünyaya ve topluma bakışı da çok daha sağlıklı etkileyecek girdiler sunar.        

Ve bahsettiğim arkadaşım dindar sayılmasa da inançlı biriydi. Evrim teorisi ile teoloji çakışıyor mu? Evrim teorisi Allah yoktur mu diyor?

Her seferinde dile getirilen bir gerçektir. Evrim teorisine ilişkin köşe taşı sayılabilecek kimi isimler arasında inançlı ve inancına yönelik ibadetlerini yerine getiren insanlar vardır. Bu gün de böyledir. Şunu açıklıkla söylemekte fayda var, neyi açıkladığını yukarıda zaten belirttik ama evrim teorisi bir yaratıcının varlığıyla ya da yokluğuyla ilgilenmez. Darwin’in beş yıl süren meşhur yolculuğunu yaptığı geminin kaptanı mamutların artık dünyada var olmama nedenini çok büyük oldukları için Nuh’un gemisine alınamaması ile açıklamaktadır. Aynı dönemlerde yaşamış bazı din adamları, artık aramızda olmayan nesli tükenmiş türlerin fosillerini tanrının canlıları yaratmadan önceki denemelerinin ürünleri olarak açıklamaktadır. Bir doğa bilimci bu tür açıklamalara fit olmaz, gerçeklik bu açıklamaları aşar. Darwin de bunları yeterli görmemiş çok daha karmaşık, kolayca ulaşılmayan bir açıklama peşinde koşmuştur. Bunları ileri süren insanlar geleneksel kabullere yaslanmaktadır ve örneğin evrim teorisi ortaya atıldıktan sonra da çok ciddi muhalefet etmişlerdir. Dolayısıyla bu soruyu evrim teorisiyle çatışma yaşayan insanlara sormak gerekiyor. Teori, popülasyondaki değişimlerin sonuçlarından biri olarak yeni türlerin de var olan türlerden ortaya çıkabileceğini söylüyor. Darwin’de ilk zamanlar evrim kelimesini değil, değişikliklerle türeyiş ifadesini tercih ediyor. Fakat geleneksel algıya göre bu kabul edilirse, insan da diğer türler gibi sıradan bir tür olmuş olacak, başka türden türemiş olabilecek, kutsallığı ve bunun üzerine inşa edilmiş hikâyeler büyük ölçüde geçersizleşecek. Dolayısıyla teoriye karşı çıkan insanların gerçekten bilimsel bir kaygısının olup olmadığına, teorinin argümanlarına bilimsel argümanlarla karşı çıkıp çıkmadığına bakmak gerekiyor. Şimdiye kadarki deneyimlerimiz karşı çıkanların pek azının bilimsel ölçütlerle hareket ettiğine işaret ediyor. Böyle olduğuna göre bundan ötesi bilimin konusu değildir ve bilimin diliyle konuşulmamaktadır.        

Peki, evrim teorisi ile ilgili Türkiye’deki çalışmalar ne yönde?

Türkiye’de doğrudan evrim, evrimsel mekanizmalar ve bununla ilişkili olarak diyelim popülasyon genetiği gibi konularda çalışma yapan grupların sayısı görece azdır.

Evrim teorisiyle ilgili çalışmaları hükümet maddi ve manevi anlamda destekliyor mu?

Bilimsel çalışma yapma, proje yürütme ve bunlara bütçe ayrılması anlamında bu konuda özel bir destek ya da engellemenin olması söz konusu değil.

Evrim teorisi çalışmalarının, disiplinlerarası etkileşim açısından düşünürsek, tıbbın diğer alanındaki çalışmalara katkıları nelerdir? Evrim teorisinin olmadığı bir biyoloji ya da tıptan söz edilebilir mi?

Evrimsel tıp konusu özellikle son yıllarda önem kazanmaya başladı. Evrimsel tıp neden belirli hastalıklara yakalandığımızı diğer türler ve çevreyle ilişki içindeki bir tür olarak insanın tarihsel öyküsüyle birlikte ele alır ve klasik teşhis sürecine tarihsel bir perspektif katkısı sunar. Bugün bunun en tipik örneğini metabolik hastalıklar ve diyelim obezitedeki artışta görmekteyiz. Bu hastalıklardaki artış özellikle modern insanın ortaya çıktığı dönemde gerçekleşen hızlı değişimlerin onun taşıdığı biyolojik potansiyelin çok ötesine geçmesiyle ilişkilidir. Çok basit olarak biyolojimiz görece yüksek protein-düşük şeker ve düşük yağ içeren bir beslenme üzerinde şekillenmiştir. Sahip olduğumuz genom bu anlamda çok az değişmişken beslenme tarzımız çok hızlı bir şekilde değişim geçirmiştir. Konuya bu açıdan bakılması geleneksel tedavi yöntemlerinin dışında yeni kapılar açabilir. Alzheimer hastalığına neden yalnızca insanların sahip olduğunu düşündüğünüzde bu hastalığın diğer primatlardan zekâ bakımından farklılaşmasıyla ilgili olduğunu ve hastalığın nedenini ararken onlardan ayrıldıktan sonra bize özgü olarak ortaya çıkan genlere bakmak gerektiği evrimsel perspektifle bakışa bir örnektir. Yine son bulgulara göre otizm ve şizofreni, çok daha yakın akrabalarımız olan Denisovanlarda bile bulunmayıp bize özgü genetik yapının sonucunda ortaya çıkmış gibi görünmektedir. Dolayısıyla tedavi süreçleri için bakılması gereken yer bu genetik değişiklikler olacaktır. Bir başka örnek insanlarda AIDS hastalığına yol açan HIV virüsünün nereden köken aldığının ortaya konmasıdır. Ancak virüsün evrimsel akrabalık ilişkileri ortaya konduğunda ne zaman ve hangi genetik değişiklikleri geçirip insanda hastalığa yol açtığı ortaya çıkarılabilmiştir. İnsanda görülen kimi hastalıkların moleküler düzeydeki oluşum mekanizması bira mayaları kullanılarak ortaya çıkarılmıştır. Evrimsel akrabalık ve korunmuşluk kavramını bilmeden bir maya türünden medet ummak kimsenin aklına gelmez. Dolayısıyla bu bakış açısı yerleşiklik kazandığında hastalıkların nedenlerinin ve tedavilerinin daha verimli bir perspektifle değerlendirilebileceği açıktır.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Notre-Dame yangını ve insanlık abidesi

Yüreği dağlananlara, göz yaşı dökenlere, hiç değilse içi burkulanlara ne mutlu!

İnsanlar ölür, sözcükler yaşar

Bir sözcüğe sığar bazen hayat, bazen de sözlükteki hiçbir sözcük yetmez tek bir duyguyu anlatmaya

Kadının adı Sibel

Sibel, erkekleri kötülemeden de bir kadın hikayesi anlatılabileceğinin kanıtı