03 Mart 2019

Afrika'dan dünyaya hükmeden tasarım zirvesi

Belçikalı sanat yönetmenlerinden, Japon moda tasarımcılarına, Brezilyalı grafik tasarımcılardan, girişimcilere kadar pek çok isim bir araya geldi Cape Town’daki Design Indaba konferansında. İnsan, tasarım alanında bir zirve hayal ediyorsa, böyle bir buluşma tasarlanabilir ancak

Pek çok kavramın olduğu gibi, “zirve“, “tasarım”, “trendsetter”  gibi kelimelerin de içinin bir hayli boşaltıldığı bir ortamda yaşıyoruz. Ne var ki bardağın boş tarafı hakkında dertlenmek değil; dolu tarafındaki örnekleri sunmak istiyorum; her zamanki gibi...

Güney Afrika’nın Cape Town’ı, uzak bir kıtanın en uç noktasında olması, yaşadığımız yerden pek farklı doğal yapısı, keskin iklim şartları, ilginç canlıları, çoğu Hollandalı olan Avrupalıların ve yerel halkın birbiri ile birlikte (bir şekilde) yaşaması, gerçekten ilgi çekici insanları, zorluklarla ve mücadele ile dolu tarihi ile oldukça ilginç bir yer.

Henüz sadece bir kez gerçekleştirebildiğim geçmiş bir seyahatimde, güneşten değil ama rüzgardan (ve tabii cehaletten!) sağlık sınırlarını zorlayacak biçimde yanıklar içinde kalmış; uçsuz bucaksız şarap bağları arasında gezinirken, bir yanda 17. ve 18. yüzyılda bu topraklara yerleşmiş Fransızların ve Hollandalıların yarattığı ve adına Cape-Dutch Architecture (Cape-Hollanda Mimarisi) denilen tarzdaki müthiş zenginlikteki binaları, diğer yanda ise yerli halkın sefalet içinde yaşadığı favelaları hayretler içerisinde izlemiştim.

Yerlilerin yaşadığı bölgelere özellikle gecekondu demedim; çünkü gözünüzün önüne gelecek gecekondu imgesi, sözünü ettiklerimin yanında oldukça lüks ve konforlu kalır. Ben balçık içinde; birbirinden destek alırcasına dip dibe dizilmiş karton ve oluklu malzemelerden oluşturulmuş bir tür yerleşim biçiminden bahsediyorum; öyle ki bu barınaklara yapı dahi denilemez. Güney kutbundan gelen buz gibi dalgaları, keskin rüzgarları ve şiddetli güneşi kadar, işte bu yaşam koşulları altındaki sert bir coğrafyadan bahsediyorum.

Geleneksel zanaatın tasarımla evrimi

Cape Town’ın zıtlıklardan doğan bu cazibesinin yanında, benim için asıl çekici olan tarafı, insanlarının tasarım ile olan ilişkisi; yaratıcılığın bu keskin kenarlardan fışkırırcasına yayılması.

Afrika’nın kendine özgü el yapımı objeleri, boncuk işleri, tekstilleri herkesçe bilinir. Bugün, geçmişten gelen bu geleneksel zanaat sermayesinin tasarım ile evrildiği bir Afrika var. Ardındaki kültürel miras ile estetik kodlar öyle güçlü ki, sadece dünyaya sesini güçlü biçimde duyuran bir coğrafya değil; dünyanın modadan mimarlığa tüm tasarım pratiğini de yıllardır artan bir şekilde kendisine çeken bir etki söz konusu olan…

Cape‘de 1995’ten bu yana, tam 21 yıldır aralıksız olarak düzenlenen Design Indaba konferansı geçtiğimiz hafta içinde gerçekleşti. Evet dile kolay, Güney Afrika’da tam 21 yıldır her seferinde hem kıtadaki hem de tüm dünyadaki tasarımcılar bir araya geliyor; mimarlıktan teknolojiye, modadan yerel zanaatlara, kadın haklarından müziğe, özgürlükten tarıma kadar pek çok konuyu konuşuyor. Konuşmalar canlı olarak ayrıca Durban, Johannesburg, Port Elisabeth ve Potchefstroom kentlerinde de yayınlanıyor; isteyenler bilet alıp bu kentlerden de izleme şansına sahipler.

Kentin orta yerinde konumlanan fuar ve kongre merkezinde, Arstscape Theatre Centre’de bu kez 27 Şubat -1 Mart tarihleri arasında gerçekleştirilen festivalin kendine dert edindiği temel mesele, “yaratıcılık ve tasarım ile daha iyi bir gelecek inşa edebilir miyiz” olarak belirtiliyor ki ben mesleğim adına bundan daha net ve anlamlı bir kaygı daha bilmiyorum.

Tüm dünyadan konuklar

Bu amaç doğrultusunda, her yıl olduğu gibi bu yıl da pek çok yeni Afrikalı tasarımcının dünyaya tanıtıldığı bir ortam oldu Indaba. Diğer yandan Afrika dışından da konuklar ağırladı.

Eğer “trendsetter” veya “moda ikonu” diye kavramlar gerçekten de var ise, bunun içini hakkı ile dolduran isimlerden biri olan Li Edelkoort, ve dünyaca tanınan tasarım kritiği Alice Rawsthorne (ki her ikisi de geçtiğimiz yıllarda çeşitli vesilerle ülkemizde de konuşmacı oldular) bu isimlerden sadece ikisiydi.

Li Edelkoort Time dergisi tarafından alanındaki en etkili isimlerden biri olarak gösterilen bir trend profesyoneli ve 2015’ten bu yana New York ‘ta Parsons School of Design’ın dekanlığını yürütüyor. İndaba kapsamında, 2020’nin moda ve tasarım eğilimlerini açıklayan Edelkoort, gelecekte folklorik öğelerin, zengin renklerin hayatımızda hiç olmadığı kadar yer alacağından dem vurdu etkinlikte. Meraklıları, tasarımcının yürüttüğü atölye çalışmasına katılarak, bu tahminleri daha geniş bir biçimde dinleme şansını elde etti konferans süresince.

Festivalin konukları arasında bulunan John Pawson, Londra Tasarım Müzesi’nin yeni binasından dini yapılara kadar imza atmış, sade yaşamın ve minimalizmin öncülerinden olan kült bir isim. Londra’da müze’nin inşaatını gezerken karşılaşmış ve ayaküstü tanıştırılmamız sırasında  heyecandan iki cümleyi zor bir araya getirmiştim. Karşımda biftek bıçağından teknelere, onlarca eşsiz konut projesinden harika sahne tasarımlarına kadar tasarımın her alanına dokunmuş; ve en önemlisi beni büyülemiş olan Almanya’daki St.Moritz kilisesine imza atmış bir dev insan vardı çünkü.

İçinde bulunduğumuz dönemin en ilgi çekici isimlerinden biri olan Markus Kayser de konuşmacılar arasında yer aldı. MIT, Royal College of Arts, Metropolitan Üniversitesi gibi dünyanın sayılı okullarında tasarım üzerine sahip olunabilecek en iyi eğitim hayatını geride bırakmış olan Kayser, sürekli icatlar peşinde koşan bir yenilikçi. 2011’de ilgimi çekmesinin sebebi, o yıllarda çok yeni olan üç boyutlu yazıcıları güneş ışınları ile çalıştırmaya çalışan ve bu teknoloji ile çöldeki kum taneciklerinden cam üretmeyi hedefleyen projesiydi.

Indaba‘yı takip edenler, Keenan Wyrobeck ile de tanıştılar. Stanford mezunu bu teknoloji dehası, Zipline isimli şirketin kurucusu. Zipline, 2016’dan bu yana Rwanda’ da drone’lar ile tıbbi malzeme ve kan lojistiği yapan bir teknoloji ve servis şirketi. Şirket hizmetlerini, sağlık desteği bakımından çok kritik olan bu coğrayada arttırmayı hedefliyor.

“Makinelerin öğrenme gücü!”

Seminerin diğer bir konuşmacısı, Amerika’da doğan ve tüm dünyaya yayılan #metoo hareketinin mimarı, iletişim tasarımcısı Ellie Frymire oldu. Tasarımcı konuşmasında, bu kampanya ile birlikte  kendilerini de şaşırtacak biçimde artan ilginin ardındaki sosyal medya algoritmasından bahsetti. Makinelerin öğrenme gücüne ışık tutabilecek, dönemin en iyi vakalarından biriydi kuşkusuz bu kampanya.

Reklam ve iletişim dünyasından pek çok ismi ağırlayan etkinliğin bu alandaki ağır topu defalarca yılın ajansı seçilen, reklamcılığın öncülerinden olan Droga5’in kurucusu Avustralyalı David Droga idi.  Droga’nın kariyeri, Cannes Lions’da en genç kişi olarak aldığı yaşam boyu başarı ödülünün yanında Asya’dan Amerika kıtasına kadar pek çok başka prestijli ödül ve üyelik ile dolu. 2017’den bu yana üç yıldır Adweek tarafından pazarlama, medya ve teknoloji alanındaki en etkili 100 isim arasında gösteriliyor. NewYork‘da bulunan New Museum’un, Endeavor’un ve Facebook‘un danışma ve yaratıcı kurullarında oturan isimlerden biri aynı zamanda.

Belçikalı sanat yönetmenlerinden, Japon moda tasarımcılarına, Brezilyalı grafik tasarımcılardan, girişimcilere kadar pek çok isim bir araya geldi bu dört  gün boyunca. Hani insan tasarım alanında bir zirve hayal ediyorsa, böyle bir buluşma tasarlanabilir ancak.

Sadece tasarım değil müzik de var

Indaba’da geleneksel olarak konferansın yanında pek çok farklı etkinlik de düzenleniyor. Bu sefer de özellikle gece yapılabilecek etkinlikler üzerine bir program hazırlanmıştı. İsteyenlere film gösterimleri, bisikletli turlar içeren bu programda, gün boyu konferanslara doyamayanlar için bir de “gece okulu” oluşturulmuştu. Burada çeşitli firmalar ve profesyoneller deneyimlerini aktardılar. Kahve tadımından, sağlıklı yaşam için tasarım odaklı düşünceye, geleceğin mimarisinden VR deneyimine dek farklı konular, sıcak Cape Town akşamlarında da konuşulmaya devam etti.

Konferansın diğer bir özelliği ise, konuşmalarla birlikte bir de çok zengin bir müzik programının etkinlik süresince izleyici ile buluşuyor olması. Bir tasarımcı olarak, yaşamımda yer açtığım ikinci alan her zaman müzik olmuştur. Bir de Afrika kıtasının müzik kültürü üzerindeki yerini şöyle bir düşünürseniz, benim gibi birinin her yıl bu konferansta yer alan müzisyenleri nasıl da sıkı sıkı takip ettiğimi tahmin edebilirsiniz.

Müzik setleri dışında, ses demişken, bu yılki programda daha önce 2016 da Zorlu PSM de The Pyramid isimli işi ile sunulmuş olan Yuri Suzuki de bulunuyordu. Japon sanatçı kendini ses ve müzik tasarımcısı olarak tanımlıyor.  Ülkemizde sıkça karşılaşmaya alışık olduğumuz üzere örneğin  “gülüş tasarımı” gibi bir tanım değil bu; Suzuki sesi ve müziği gerçekten de tasarlıyor; bilindik kalıpların ve kabukların dışında yenilik vaad ediyor tasarımcının çalışmaları… Bunlardan bazılarına şu linklerden ulaşabilirsiniz:

İKEA,bundan iki yıl önce yine bu konferansta bir grup Afrikalı tasarımcı ile işbirliği başlatmıştı. Bu işbirliğinden ortaya çıkan yepyeni bir koleksiyon  bu yılki etkinlik süresince ilk kez tanıtıldı. Beş farklı Afrika ülkesinden gelen bu tasarımcıların İKEA tasarımcıları ile ortaklaşa çalışarak hazırladığı  ÖVERALLT isimli bu ürünler limitli sayıda üretildi.  Mobilyalar, masa üstü eşyalar, sürdürülebilir çanta ve giyim aksesuarları gibi parçaların olduğu bu koleksiyonun bu yılın Mayıs ayından itibaren markanın ürün gamı arasında yer alacağı bildiriliyor. İKEA nın yaratıcı lideri James Futcher, koleksiyonun kendisinden çok geçtiğimiz iki yıllık sürece dikkat çekerek bu işbirliğinin markanın bir sosyal amacı haline dönüştüğünü belirtiyor.

Afrikalı yepyeni 50 tasarımcının, Emerging Creatives -ortaya çıkan yeni yaratıcı insanlar- olarak etkinlik sonunda lanse edilmesiyle birlikte, kıtada bu konferans ile tasarım, mimarlık, moda, teknoloji alanında tasarımın gücü  bir şölen havasında kutlandı. Zirvenin uluslararası önemli bir buluşma olmasının yanında diğer en önemli özelliği, sadece düzenlendiği kentin içinde konuyla alakalı bireyleri değil, tüm kıtadaki tasarımcıları kapsayıcı nitelikte olmasıydı kuşkusuz.

Yazarın Diğer Yazıları

Kavuşturan tasarım

Taksim Meydanı yarışması için gerçekleştirilen ve İBB TV’den de canlı olarak yayımlanan buluşma toplantısı kolektif tasarım adına atılabilecek en önemli ve gerçek adımlardan biriydi

İstanbul'dan Saskia Sassen ve Richard Sennett geçti

Sassen’e göre yapılaşmayı nihayetinde öğrendik; çünkü doğaya ve çevremize saygılı olmamız gerektiğini, insan odaklı olmanın kaçınılmaz olduğunu acı deneyimlerle idrak ettik. Artık bunu nasıl uyguladığımız önemli

Doğal afetler için tasarım

Telefonların çalışmadığı, internetin kesildiği, evimizin olmadığı, arabamıza atlayıp bir yere gidemediğimiz bir ortamda ne yapacağımıza dair bir fikrimiz var mı?