14 Kasım 2021

Kime yaşlı denir?

Yaşlılıkta tüm organlarda değişimler olur. Ciltte kollajen kaybına bağlı kırışıklıklar en görünür değişikliktir. Onunla birlikte kas kaybına bağlı olarak vücuttaki şekil değişiklikleri de belirgindir.

Önceleri hekimler çocukların erişkinlerin küçük modelleri olduğunu düşünüyor ve ona göre davranıyorlardı. İlerleyen yıllarda bunun böyle olmadığı, sadece boyutlarının değil, anatomi ve fizyolojilerinin de erişkinlerden farklı olduğu anlaşıldı. Böylece çocuk hastalıkları ve çocuk cerrahisi ayrı bilim dalları olarak kuruldu ve gelişti.

Yaşlılar için de aynı gelişmeler yaşanıyor. Belli bir yaştan ileride olan kişilerin erişkinlerin saçları beyazlaşmış, cildi kırışmış modeli olduğunun gerçeğe uymadığı anlaşılıyor. Bunun sonucunda da yaşlıları merkezine alan bir bilim dalı olan "geriatri" ortaya çıktı. Çıktı ama daha ilk adımda kargaşa yaşanır oldu. Kime yaşlı denir?

Genel olarak 65 yaş ve üzeri olanlar "yaşlı" kabul ediliyor. Zaten bu nedenle de aşı ilk önce onlara yapılıyor, eve ilk hapsedilenler de onlar oluyor. Ama bu yaş işi hep sorun oluyor: örneğin, her ne kadar erişkinliğe geçiş 18 yaş olarak alınsa da çocukluğun ne zaman sona erdiği de tartışmalı. Bazı çocuk hekimleri, biraz da abartarak, 24 yaşa kadar erişkin değil de "adölesan" oldukları için bu kişilerin çocuk sayılmaları gerektiğini ileri sürüyor. Adölesan dönemi çocukluktan erişkinliğe geçiş dönemi olarak tanımlanıyor. Buna göre 16 yaşında, 70 kg ağırlığındaki bir bireyi çocuk cerrahı olmadığım için benim ameliyat etmemem gerekiyor.

Özetle, yaş işi pek netleşecek gibi durmuyor. Yıllar önce 70 yaşı çok yaşlı bulanlar şimdi aynı yaş grubunu erişkinlerin arasına sokuveriyor.

Çocuk hastalıklarına bakan bilim dalına pediatri denildiği artık biliniyor. Yaşlı hastalarla ilgilenen bilim dalı ise geriatri oldu. Şimdilik pediatri gibi yaygın kabul görmüş bir alan değil. Bu alanda bir uzmanlık eğitimi, şimdilik, yok. Dünya nüfusunun yaşlandığı da düşünüldüğünde ilerleyen yıllarda geriatri uzmanlarına gereksinimin artacağını tahmin etmek de zor değil.

Geriatri teriminin "geronte" kökeninden geldiği belirtiliyor. Eski Yunan günlerinde Atina’da altmış yaş üstü "olgun" erkeklere bu isim verilirmiş. Deneyimlerinden yararlanılmak üzere bu kişilerden kurulan konsey ise "gerousia" ismini alırmış.

Geriatri bilim dalı yaşlı hastaları tedavi etmek için birçok bilim dalı ile ortak çalışılmasını vurguluyor ve, daha önemlisi, tedavi edilen yaşlıların topluma aktif bir şekilde tekrar kazandırılması gerektiğini belirtiyor. Topluma tekrar kazandırmak ve konforlu bir yaşam için fiziksel ve ruhsal rehabilitasyon ülkemizde önemsenmeyen bir konu. İş yaşlı hastalara geldiğinde bu türden rehabilitasyon deneyim ve uzmanlık gerektirebiliyor.

Yaşlılıkta tüm organlarda değişimler olur. Ciltte kollajen kaybına bağlı kırışıklıklar en görünür değişikliktir. Onunla birlikte kas kaybına bağlı olarak vücuttaki şekil değişiklikleri de belirgindir. Görünmeyen alanda ise etkilenmeyen organ ve sistem yoktur. En göze çarpan da damar sertliğine bağlı gelişen tansiyon yüksekliği olur. Azalan kemik yoğunluğu küçük çarpmalarda bile kemik kırıklarına yol açabilir. Değişen metabolizma kullanılan ilaçların dozlarının ayarlanmasını gerektirebilir.

Yaşlı hastaların ameliyatlarında ayrı bir teknik kullanılmıyor ama genelde birçok ilaç kullandıklarından ameliyata hazırlık çok dikkat gerektiriyor. Ameliyat ile ilgili bir sorun ortaya çıktığında ise, gençlere göre, problemin halledilmesi fazlasıyla zor oluyor. Belli bir yaştan sonra ameliyat yapılamaz diye bir kavram yok ama kararı verdiren kişinin takvim yaşı değil, fizyolojik yaşı oluyor. 

Yaşlı hastaların ameliyatlarında hastaları ve yakınlarını en çok endişelendiren konu anestezi oluyor. Hele bunu bir de "narkoz" diye adlandırırsanız daha da korkutucu olabiliyor. Çok da haksız sayılmazlar, zira anestezi sonrası yaşlı hastaların çevreden habersiz, etrafındakileri tanımayan bir halde olmasına rastlanabiliyor. Genelde bir hafta içinde geçen bu durum "ameliyat sonrası delirium" olarak adlandırılıyor. Işıkların hiç sönmediği, karmaşık yoğun bakım ortamlarında ise bu sorun daha da büyüyebiliyor.

Bu tür sorunları azaltmak için yaşlı hasta anestezisinde deneyimli hekimler fark yaratabiliyor. Ancak bundan daha da önemlisi ameliyat sonrası hasta ailesinin ve arkadaşlarının desteği. Ameliyat sonrasında hasta odası ziyaretçilerle dolup taşıyor diye biz hekimler şikayet ediyoruz ama bu açıdan baktığımızda iyi ki varlar demek gerekiyor. Batı ülkelerinde çok az görülen aile ve dost desteği ne iyi ki toplumumuzda devam eden iyi bir davranış biçimi.

Yazarın Diğer Yazıları

Bir de baktık ki D vitaminimiz eksikmiş!

Sadece kemiklere iyi geldiğini bildiğimiz D vitaminin depresyona iyi geldiği, kanseri önlediği, kan basıncı ve kan şekerini düzenlediği yönünde çalışmalar yayınlanıp duruyor. Gittikçe artan miktarlarda D vitamini düzeyleri öneriliyor. Sanki her derde deva. İlginç bir şekilde ülkede herkeste bir D vitamini eksikliği ortaya çıkmış gibi. Biraz garip değil mi?

Bedenden bedene hayat

Tarih boyunca organ nakillerinin her türü defalarca denenmiş ama başarı sağlanamamış. Anestezi uygulanması cerrahların önünü açmış ama doku reddi kavramı anlaşılamadığından ve üstesinden gelinemediğinden uzun süre beklemek gerekmiş.

Farkındalık tedavinin yarısı eder

Meme kanseri ile ilgili ilk kayıtlar günümüzden yaklaşık dört bin yıl öncesini belgeleyen Edwin Smith papirüslerinde görülüyor. O dönemin hekimleri sekiz meme kanseri tariflemişler ve bu gizemli hastalığı tedavisi olmayan bir sorun olarak bildirmişler.