27 Ocak 2019

‘TK 1760’: İnsanlığın hekimlikle ölüşü

Muhtemelen bir hayvan boynuzunun açtığı yaradır ilk hekimin uğraştığı sorun

Hekimlik, ulusal yasalara indirgenemeyecek bir meslek. Çünkü hekimlik mesleğinin evrensel etik kuralları, her zaman ve her durumda ulusal yasaların üzerinde. Zaten bu etik ilke nedeniyle Gezi İsyanı’nda yardım talep eden insanlara koşan hekimlere ceza veremedi Türkiye Cumhuriyeti 

Metin Uca, bu yılın ilk günlerinde Twitter hesabından kritik bir paylaşımda bulundu. Seri halde ilettiği tweet’lerden, 2 Ocak günü Lizbon’dan havalanan TK 1760 İstanbul yolcu uçağında sıra dışı bir olayın geliştiğini öğrendik.

Söz konusu iletilere göre; yolculuğun yaklaşık ikinci saatinde 164 yolcudan birisi, “80’li yaşlarında tonton, sevimli, şişman bir ihtiyar, tuvaletin kapısında birdenbire yere yığıl”dı.

Bu beklenmedik durum karşısında uçak içerisinde bir yandan endişeli koşturmalar başlarken, diğer yandan da “Uçakta doktor var mı?” anons sesleri duyulur oldu.

Ne yazık ki bu anonsa cevap veren kimse olmadı. Hastanın durumu ise giderek ağırlaştı.

Deneyimli kabin ekibi defibrilatörü (durmuş kalbe elektrik vererek onu yeniden canlandırmayı amaçlayan tıbbi bir cihazı) devreye soktu. Pilot ise Türkiye saati ile 21:40’da uçağı Roma’ya acil olarak indirdi.

Hastaya ses vermeyen doktor!

Ancak tüm çabalara rağmen uçağa ulaşan ambulanstaki hekimin müdahale edecek şansı olmadı. Çünkü hasta havada kaybedilmişti...

Kuşkusuz buraya kadar sosyal medyada paylaşılanlar, sevinçle başlayan bir uçak yolculuğunun trajedi ile son bulmasına karşılık geliyor. Ancak bundan sonraki paylaşımlar çok daha önemli ve düşündürücü. Çünkü iddialara göre o uçakta bir hekim vardı ve “Uçakta doktor var mı?” anonsuna ses vermemişti.

Metin Uca, büyük bir özen ve dikkatle, Türk Hava Yolları’ndan bu iddianın doğru olup olmadığını kamuoyuna açıklamasını ve doğru ise; söz konusu hekimin isminin, gerekli cezayı almak üzere meslek örgütü olan Türk Tabipleri Birliği’ne iletilmesini istedi.

Çok da iyi yaptı.

İzleyebildiğim kadarıyla bu konuda resmi bir açıklama bugüne kadar yapılmadı. Ancak konu resmiyete bırakılamayacak kadar hayati…

Yardıma koşana “hekim” denir 

İlk hekimin adını yazmaz tarih. Ama biliriz ki; resmen bir meslek olarak hekimlik var olmadan da hekimler vardı toplumlarda.

Tıp tarihçilerine göre ilk insan topluluğunda, bağırıp yardım isteyen insana, ona yardım etmek amacıyla koşan kişi “ilk hekim”dir.

Pek muhtemelen bir hayvan boynuzunun açtığı yaradır ilk hekimin uğraştığı sorun. Ama hangi sorun ile uğraştığından çok “koşmak” belirlemiş hekimliği.

Hani o ilk hekim, durup dinlememiş bu bağırtı bizim mağaradan mı geliyor diye!

Koşmuş sadece...

Dahası bağırtının hangi cinsiyetten veya mağaranın ortasında yanan ateşe yakın mı, uzak mı yatandan mı geliyor diye de bakmamış!

Koşmuş sadece...

“Koştuğumda başıma ne gelir?”“Mağaranın reisi beni cezalandırır mı?” ya da “Yaralanmadan önce avladığı hayvanın budunu koştuğum için bana verir mi?” diye düşünmemiş!

Koşmuş sadece...

Peki ya bugün?

Hekime hekimlik yasak

Metin Uca’nın paylaşımı sonrası sosyal medyada görüş beyan eden kimi kişiler (pek muhtemelen hepsi hekim), böylesi bir anonsa rağmen hekimin yasal olarak müdahale yapamayacağını, çünkü Sağlık Bakanlığı’nın böylesi bir müdahaleyi yasakladığını iddia ettiler.

Bu iddiayı bir kalemde geçelim. Çünkü iddiaya konu edilen yasal hükmün yürürlükteki hali böylesi bir müdahaleyi engellemiyor.

Aslında siyasi iktidar, kısa bir süre önce Gezi’de sunulan sağlık hizmetlerini “yasadışı” ilan etmek için acil durumlarda dahi hekimin müdahalesini men eden bir yasa tasarısı hazırlamıştı. Ancak Türk Tabipleri Birliği’nin öncülüğünde verilen mücadele sonrası hekimler siyasi iktidarın bu hamlesine geçit vermedi.

Ancak anlaşılıyor ki, siyasi iktidarın hedefe ulaşmamış bu kötücül adımı dahi hekimler üzerinde büyük bir etkiye neden olmuş. Eğer memleket yönetiminde aklı fikri başında olan kimse kaldıysa, bu yorumlar sonrasında, var ettikleri ölümcül sorunun ortadan kalkması için acilen bir şeyler yapmaları gerektiğini fark edebilirler.

Öte yandan bu bakış açısı, hekimlerin kendilerini ulusal mevzuat hükümlerine sığdırmaya çalıştıklarına da işaret ediyor. Oysa hekimlik, ulusal yasalara indirgenemeyecek bir meslek. Çünkü hekimlik mesleğinin evrensel etik kuralları, her zaman ve her durumda ulusal yasaların üzerinde. Zaten bu etik ilke nedeniyle Gezi İsyanı’nda yardım talep eden insanlara koşan hekimlere ceza veremedi Türkiye Cumhuriyeti.

Çünkü hekimlik evrensel bir meslek.

“Malpraktis” meselesi

Metin Uca’nın tetiklediği “anons” tartışması konusunda dikkat çekilen ikinci önemli başlık malpraktis konusunda yaşandı.

Muhtemelen yine hepsi hekim olan kimi kişiler, o uçakta hekimin yapacağı iyi niyetli tıbbi müdahalenin, hastanın ölmesi sonrasında, tazminat ya da ceza davası gibi bir hekimin hiç uğraşmak istemediği kötü bir sonuca yol açabileceğini vurguladılar.

Sağlıkta Dönüşüm Programı çerçevesinde hekimi baştan suçlu ilan etmenin, sağlık sistemindeki tüm eksiklikleri hekime hukuki dava ya da ölümcül şiddet yoluyla fatura etmenin bedeli tam da bu!..

Sağlıktaki dönüşümün hekimlerdeki etkisi açık: Ölümcül sorunlarda dahi müdahale etmekten imtina etmeyi düşünmek, çekinmek, uzak durmak!

Literatürdeki adıyla “defansif tıp” refleksleri sergilemek.

Haksız mı hekimler bu çekinik tutumlarında?

Hayır haksız değiller. Çünkü var olan akıl dışı sağlık sisteminde, hekimler kendilerinden kaynaklanmayan olaylar için dahi şikâyet ediliyorlar ve hatta “gözünün üstünde kaşın var” denilerek dava tehdidiyle karşılaşıyorlar.

Eğer gerçekten hekimlerin tıbbi olaylara tüm samimiyetleriyle müdahil olmalarını istiyorsak, onları dava, suç, ceza, tazminat ile korkutmayacak, ancak hastaların mağduriyetlerini de giderecek bir hukuki uygulamaya hava kadar, su kadar ihtiyacımız olduğu açık.

Aksi halde göz göre göre ölüm gelecek.

“Yardım isteyene koşulsuz koş, ‘mil’ bekleme!”

Konu bağlamında tartışılan üçüncü ve son başlık ise “Smiling Doctor” uygulamasının önemi üzerine oldu.

Bilindiği üzere Türk Hava Yollarının hayata geçirdiği bu uygulamanın çerçevesini, sisteme dahil olan ve uçak içerisinde acil bir durum gelişmesi halinde anonsa gerek kalmadan uçakta bulunan gönüllü doktorun sunacağı acil sağlık hizmetine karşılık THY tarafından hekime bedava mil verilmesi oluşturuyor.

Kuşkusuz bir ilke olarak her türlü emeğin karşılığının ödenmesi gerekli. Ancak pek çok hekim, söz konusu uygulama kapsamında verilen bedava mili yetersiz buluyor ve THY’nin hekim emeğini ucuza sömürdüğünü düşünüyor.

Öte yandan unutulmamalı ki; hekimliğin filogenetik mirası bir zorunluluk emrediyor hekime: Yardım isteyene koşulsuz koş!

“Merak etme; avlanan hayvanın en güzel yeri senin olacak, koş” demiyor. Hele ki acil ya da olağanüstü durumda düşünmeden uçarcasına koş diyor. Ama’sız koş diyor. Karşılığın illa kahrolası bedava mil ya da yeşil dolar olmadığını bilerek koş diyor.

Etik ve Tıp

Peki ama her türlü eşitsizliğin arttığı, her yerde “ye kürküm ye” mantığının galebe çaldığı, her değerin fiyata indirgendiği ve devletlerin meslekleri yasal kıskaç altına aldığı bu çağda hastanın yaşına, gelirine, cinsiyetine, cinsel yönelimine, inancına, ideolojisine falan bakmadan ve “Koşarsam başıma neler gelir” diye düşünmeden koşmak hâlâ mümkün mü?

Her şeyin metalaştığı bu dünyada hekimlerden “altruistik” (diğerkâm; kendinden çok başkasını gözeten) bir mesleki pratik sergilemelerini beklemek gerçekçi mi?

Antik Yunan’da “Ahlâksızlara tıp öğretmeyin” denirdi.

Antik Yunan nereden bilebilirdi ki; üçüncü bin yılda para uğruna bizatihi sağlık sisteminin kendisinin ahlâksızlaşacağını ve hayatın üç kuruş para uğruna hiçleşeceğini!..

Hal böyleyse hem sağlık sistemini hem de her birimizin yetiştiği, geliştiği ve insanlaştığı toplumu ticaretin ve çıkarın ötesinde etikten yana yeni baştan kurmaktan başka çıkar yolumuz var mı?

Aksi halde sıradan bir uçak yolculuğunda göz göre göre canımızı vermek işten bile değil...