21 Ocak 2015

Tekrar ifade özgürlüğü

İfade özgürlüğü konusunda mesafe kat etmiş her kesimden insan sayesinde ancak dünyamızı yaşanabilir ve katlanılabilir kılacağız.

İnsanlar hangi dünyaya kulak kesilmişse diğerine sağır
(İsmet Özel)

İfade özgürlüğünün gelişimi tüm kesimler için önemli bir mesele. Şimdilik üzerinde en çok gündem oluşan dindarların konuya bakış açısını ve bunun diğerleriyle olan etkileşimini incelemeye çalışarak konuya devam edelim.

Dindarlar insan hakları kavramının gelişimine ve kavramsallaşmasına uzun süre yabancı kaldılar. İslam düşünce yapısı önce durağanlık ardından gerileme dönemine girince her alanda olduğu gibi toplumsal yaşamı geliştirecek, yöneten,  yönetilen ilişkileri konusunda başka medeniyetlere örnek oluşturacak literatürü geliştiremediler. İslam dünyası düşünsel açıdan yaşadığı sorunları derinlemesine tahlil edemeden sosyal hayatın her alanında gerilemeye başladı.  Sonrasında kaçınılmaz bir son olarak temsil edilen devletin ve medeniyetin yenilgisiyle de karşılaştılar. Askeri yenilgilere, toprak kayıplarına uğrayıp bunu giderecek teknolojiyi de bulamayınca,  şaşkınlığa, bocalamaya düştüler  ve sonunda  geç kalmanın verdiği çaresizlikle soruna çare aramaya başladılar. Çeşitli tedavi metodları bulundu. Kimi Batı'yı sorgusuz sualsiz taklit etti, kimisi de Batı'ya yönelişi, taklidi şiddetle eleştirdi. Pek az kimse daha sakin ve aceleci olmayan çözümler üretme peşinde koştu. 

İnsan hakları, özgürlükler gibi kavramlar da bu travmalar sırasında dindarların karşılaştığı kavramlar oldu. Genellikle başta reddetme reaksiyonu gösterildi. Bu tepkinin içinde taklitçilik, kompleks gibi  görüp  karşı çıkma  refleksi olduğu gibi özgürlüğün sınırsızlığı anlayışının dini ifsad edeceği endişesi de vardı. 

Aslında İslam tarihinin daha ilk başlarında toplumun başına çöreklenen zalim yönetimlere karşı mücadeleyi esaslı bir gelenek haline getirememe eksikliğinin yaşattığı bocalamalardı bunlar. Bu ortamlarda İslam toplumu için kendini  geliştirebileceği, yabancılamayacağı insan hakları ve özgürlük kavramlarının gelişimi için münbit  bir zemin vardı. Ancak düşünsel kapasitenin  donuklaşmış yaklaşımlar yüzünden gerilemesi, baskıcı yönetimlerin zalim metodlarının boyunduruğu, devrimci ve dinamik din anlayışının hayat damarlarının kuruması, unutulmaya yüz tutmasıyla bu mümkün olmadı. 

Medeniyetler insanlık tarihi boyunca birbiriyle alışveriş yapmıştır. Önceden geride olan,  hamlenin, sıçramanın sırrını yakaladığı anda hiç komplekse kapılmadan kendisine uyan bilgi ve metodlarla insanlığa örnek ve üstün olmuştu. Bu dönüşümü Ortaçağda Batı, İslam dünyasından aldığı verilerle tamamlıyor ve fakat İslam dünyası deveran dönüp sıra kendisine geldiğinde iç dönüşümünü yapamadığı için bunu beceremiyordu. 

İnsan hakları ve özgürlükleri gibi belki toplumlara, dinlere göre sınırları konusunda  nüans değişiklikleri olsa da ortak bir değer olarak bilinmesi gereken  bir paydanın  ötelenmesi İslam dünyası için zarardan başka bir şey değildi ve öyle de oldu. Örneğin ifade özgürlüğünün sınırlarını genişletme aslında gerçeğe sahip olduğunu düşünen her inanç sahibi için güvenle  en üst sınırına kadar genişletilmesi gereken bir özgürlük alanıyken, pratikte yönetimlerin maslahatı, güvenliği esas alan anlayışları kabul edildi. Zira donuklaşmış din anlayışı ve adamları statükodan yanaydı ve sorunların çözümü için risk almak istemiyorlardı. Sorunu fark bile  edemeyen büyük çoğunluk alimin yanında fark edenler için de riskli tercihler vardı. Bu riskler,  statik bir düşünce geleneğine karşı çıkmanın zorluğu ve yönetimlerle çelişmenin dezavantajıydı. 
 
İfade özgürlüğünün sağlanması aslında en başta dini hayatta bir rahatlamaya yol açacaktı. Zira ifadenin korunmasıyla eleştirel düşünme becerileri gelişecek, hem donukluktan kurtulunacak hem de sorunlar daha anlaşılır, medeni bir ortamda tartışılıp çözülecekti. 

Dindarlar sorunlara çare bulmaya çalışan İslamcılık akımının doğurduğu  Müslüman milliyetçiliği hastalığının etkisiyle sadece sosyal hayatta  kendi yaşadıkları sorunlara çözüm ararken insan hakları kavramını kullandı. Başörtüsü vb. konularda insan hakları söylemini kendisine münhasır kılarak kullanan ve bir de  bu konuda çifte standartlarla karşılaşan İslami camia iyice içine kapandı. Başkasının hakkı, hukuku gibi meseleler hem bu bilincin eksikliği hem  Müslüman milliyetçiliği hem de Batılıların  insan haklarını araçsallaştırmasıyla beslendi ve sorun büyüdü. 

İfade özgürlüğünün gelişmesi konusunda Batı'nın çoğunluğu  da ilkesel davranmadı. Daha dün  Berliner Zeitung isimli Alman gazetesi anti-semitik olduğu iddia edilen bir karikatür yayınlayınca ertesi gün özür diledi. Gazete Paris saldırısında ölenleri andığını göstermek için Charlie Hebdo dergisinin karikatürleri sanarak karikatür yayınlamıştı. Hemen Charlie Hebdo olayı sonrası yaşanan bu olay trajikomediyi yine gözler önüne serdi ve gerçek ifade özgürlüğünü isteyenlerin işinin ne kadar  zor olduğunu gösterdi. 

Gelelim çözüme. Çözüm sadece dindarların kendilerini düzeltme gayretiyle olmayacak. Her farklı kesim öz eleştirisini yapacak ve insanlık kendi önünü açarak başkasının da işini kolaylaştıracak. Hali hazırdaki durum herkesin sadece karşısındakini suçlaması şeklindedir. Öz eleştiri yapansa işi abartıp karşısındakini  günahsız ilan edebiliyor. Bu da söylediklerinin haklılığını ve anlaşılırlığını azaltıyor.

İfade özgürlüğünün genişletilmesi,  herkes için bir hedef olmalı. Charlie Hebdo ifade özgürlüğünü daraltmak,bahane bulmak,   kamplaşmak  için değil olabildiğince genişletme için bir vesile olmalı. Her kesim karşısındakine karşı olan ön yargısını, azınlığa karşı olan baskıcılığını masaya yatırmalıdır.
Ancak bazı hususlara dikkat edilmelidir. İslam dünyasının ifade özgürlüğü  hakkındaki tecrübe azlığı  üzerinde dikkatle durulması gereken bir sorundur. İfade özgürlüğünün öneminin anlaşılmasıyla ilgili verilecek eğitimler ve bunun yaşama yansıması zaman alabilir. Ayrıca dini hassasiyetler ve ifade özgürlüğünün olabildiğince geniş ama sınırsız olamayacağı konusundaki farklı kesimler arasındaki bir mutabakatın vazgeçilmezliği,  ortak paydalar olmalıdır. Karşılıklı güven, çifte standartlardan uzak  ve herkesin gerekirse kendi terminolojisinden rahatlıkla bulabileceği samimi yaklaşım, empati, nezaket gibi hasletlerle zorlanmadan sağlanabilir.

İfade özgürlüğü konusunda mesafe kat etmiş her kesimden insan sayesinde ancak  dünyamızı yaşanabilir ve katlanılabilir kılacağız. En başta ifade özgürlüğüne saygısızlık olan bu çifte standartçılıktan hepimiz evet hepimiz vaz geçelim. Gelin ifade özgürlüğünü ama   başkasının hakkını, hukukunu çiğnemeden en genişletilmiş  haliyle sadece ifade özgürlüğünü  talep edelim. 

www.omerfarukgergerlioglu.com

 


 

Yazarın Diğer Yazıları

Afrin operasyonu ve Kürtlerde artan kopuş

"Doğu-Güneydoğu'da taşlı sopalı eylem yoksa her şey yolunda mı zannediliyor?"

KHK ile yetki gaspı skandalı!

Yeni uygulamayla, KHK ile adeta yaşam hakkı gasp edilmeye çalışılan kişinin, yeni bir KHK ile özel sektörde çalışmasının da önüne geçiliyor

AK Parti, MHP ittifakı statükonun ittifakıdır ve kaybetmeye mahkûmdur

Tayyip Erdoğan önceki tekliflerde kendini naza çekmişti, Bahçeli yılmadı teklif üstüne teklif patlattı