19 Şubat 2021

Uğursuz sayı 13

Terör örgütünü muhatap almamak adına üçüncü taraflardan yararlanmayı devletlerin pek istemediğini bilirim, ama insan canı söz konusu olunca bir çaresi bulunmalı, bulunabilir, bulunduğunu başka ülkelerde görebiliyoruz, yoksa sonuç çok trajik oluyor

Gara trajedisi ciğerimizi yaktı. 13 rehine ve üç güvenlik görevlisi şehit oldu. Olayın bütün boyutlarını öğrenemedik, büyük bir olasılıkla hiç öğrenemeyeceğiz. Yetkililerin dediklerine göre, yıllardır terör örgütünün elinde rehin olan 13 kişiyi kurtarma operasyonuymuş Gara baskını. Rehinelerin ölmesiyle sonuçlanan bir operasyon başarısız olmuş demektir. Peki, başarısızlığın nedeni nedir? Sorumlusu kimdir? 13 rehine nasıl öldürülmüştür? Demokrasinin yerleşmiş olduğu olgun bir toplumda böyle bir olay deprem etkisi yaratırdı. Medya ve parlamento öyle kolay kolay susmazdı. Yönetim çok güç duruma düşerdi. Sorumlu bakanların istifası hemen gündeme gelirdi. Bu kadar canın yitirildiği bir olayın hesabı sorulur, verilirdi. Ne ki burası Türkiye! Bizde doğru dürüst bir parlamento araştırması bile yapılmayacağından eminim. Ay'a, uzaya gidiyoruz masalları, beyin uyuşturucu televizyon programları, bağırıp çağırmalar, hakaretler arasında bu olay da korkarım unutulup gider, ateş düştüğü yeri yakmakla kalır. Bütün bunları düşününce insanın içi daha da acıyor.

Hele bir parti kongresinden bir şehidin acılı annesine telefonla bağlanma olayı yok mu? Kimse kusuruma bakmasın; ben bunu siyasetin acıyı istismar olarak görüyor ve  siyasetin acıyı bu kadar istismar etmesini kaldıramıyorum. Esefle karşılıyorum.

Kamuoyuna sunulan bilgilerden anlaşılan, bu baskın olmasaydı rehineler hâlâ hayatta olacaktı. Dolayısıyla rehinelerin kurtulma şansları devam ediyor olacaktı. Meğerse şehitlerimiz yıllardır rehinmiş terör örgütünün elinde! Niye dar bir çevrenin dışında kamuoyu bilmiyordu bunu? Kamuoyu bilgisinden uzak tutmanın amacı neydi? Bunu yapmak yönetime ne kazandırdı? Soranlar da olmuş, ama rehineleri kurtarmak için bugüne kadar ne çaba gösterilmiş olduğu bilinmiyor. Dünyanın birçok yerinde görülüyor kaçırma, rehin tutma olayları. Birçoğunun da kan dökülmeden, rehinelerin sağ salim dönmesiyle sonuçlandığına tanık olabiliyoruz. Genellikle insani kuruluşların, etkili kişilerin araya girmesiyle ulaşılıyor bu sonuçlara. Biz acaba böyle bir yol hiç düşündük mü? Bazı sivil toplum kuruluşlarından yararlanmayı değerlendirdik mi? Kızılay bu tür durumların uzmanı olan Uluslararası Kızılhaç Örgütüyle işbirliği yapabilirdi. Aklımıza geldi mi? Bütün bu soruların da yanıtını alamayacağız.

Terör örgütünü muhatap almamak adına üçüncü taraflardan yararlanmayı devletlerin pek istemediğini bilirim, ama insan canı söz konusu olunca bir çaresi bulunmalı, bulunabilir, bulunduğunu başka ülkelerde görebiliyoruz, yoksa sonuç çok trajik oluyor.

Rehineler için esir sözcüğünün kullanıldığını işittik. Çok  yanlış bir sözcük. Hukuk bakımından yanlış. Öte yandan, esir ya da rehine yerine "alıkonulmuş" deyiminin kullanıldığını da hayretle okudum. Kim kimi alıkoyuyor? Açıkcası bir terör örgütü devlete karşı koz olarak kullanmak üzere insan kaçırmış, rehin tutmuş yıllardır. Bunun mazur görülebilecek, gösterilebilecek yönü yok.

Bu vesileyle vurgulayalım. Kaçırmak ve rehin almak uluslararası hukuk açısından suçtur. BM’in 1979 tarihili Rehin Almaya Karşı uluslararası Sözleşmesi rehin alınmasını yasaklar ve rehinecilerin cezalandırılmasını öngörür. Avrupa Konseyi’nin 1977 tarihli Terörizmin Bastırılması Sözleşmesi de insan kaçırmayı ve rehin almayı suç olarak tanımlamıştır. Dördüncü Cenevre Sözleşmesi 33'üncü maddesinde terörizmi, 34'üncü maddesinde rehin almayı yasaklar. Bir yandan yönetimi eleştirirken, öbür yandan bunları da bilelim, es geçmeyelim. Siyasal nedenlerle hukuktan sapmayalım.

Her türlü terör eylemini kendi adıma lanetliyorum, uluslararası hukukta terörle mücadelenin şu altın kuralını anımsatıyorum: "Terörizm hiçbir koşul altında haklı gösterilemez." (Terrorism cannot be justified under any circumstances.)

Halen başkanlığını yaptığımız BM Genel Kurulu'ndan insan kaçırma ve rehin alma konusunda bir karar çıkartmak bence gerekir. Böyle bir karar 13 şehidimize bir saygı ifadesi de olur.

13 sayısı uğursuz bilinir. Bu inanışın nedenine ilişkin değişik açıklamalar okuruz. Ancak bundan sonra 13 deyince benim aklıma gelecek olan Gara trajedisidir.

Yazarın Diğer Yazıları

AB başkanları bizi enayi sanıyor

6 Nisan Ankara ziyareti AB'nin görünür gelecekte çok olağandışı gelişmeler olmazsa değişmeyeceği anlaşılan Türkiye politikasının bir uygulamasıdır

Montrö üzümü ve bağcı

Bildiriye o kadar beğenmesem de emekli amirallerin demokrasi ölçüleri içersinde bildiri yayımlama hakkı olduğunu savunuyorum. Dayanağım Avrupa İnsan Haklı Sözleşmesinin 10'uncu maddesi

Avrupa Birliği'nin uslu komşusu olarak Türkiye

Sakallı Celal boşuna dememiş, "Türkiye Batıdan Doğuya giden bir gemidir, güvertesinde bazı insanlar Batıya doğru koşarlar" diye