23 Haziran 2021

Kahrolsun ABD! Kahrolsun NATO!

Sen onlar gibi olamazsan, onların da her şeye rağmen stratejik ya da başka nedenlerle sana ihtiyacı varsa ancak böyle bir ilişki düzeni kurabilirsin: al gülüm, ver gülüm. İşin aslına bakarsanız, bugün Türkiye'yi yönetenlere kalsaydı Batı'nın hiçbir yerinde olmazdık. Batı grubunda ve kurumlarında olmamız elbette gerekiyor. Bu konunun tartışılması bile saçma artık. Ancak Batı dünyasının eşit üyesi gibi muamele görmek için demokrasimizi onların düzeyine çıkarmamız şarttır

1968 döneminde her fırsatta bu sloganları atardı sol kesim. Çünkü ABD ve NATO'nun, aman Türkiye sola kaymasın diye buyurgan yönetimleri destekledikleri, böylece demokrasinin gelişmesini engelledikleri düşünülürdü. Başka bir deyişle, ABD ile NATO demokrasinin yanında değil karşısında görülürdü. 1970'lerde de solun bu yaklaşımının değişmesine yol açabilecek olumlu gelişmeler görmedik. Nihayet, 12 Eylül darbesini ABD açıkça destekledi. O zaman da ABD'nin başında cumhuriyetçi, tutucu değil, ilerici (!) bir demokrat cumhurbaşkanı vardı. Bizim darbeciler de, ABD'nin desteğinin karşılığında, Ecevit'in koyduğu 714 sayılı NOTAM'ın kaldırılmasını sağladılar önce, sonra Yunanistan'ın NATO'nun askeri kanadına dönüşüne ve ünlü Rogers planına yeşil ışık yaktılar.

Al gülüm, ver gülüm! Bizimkiler ABD'nin istediği bir şeyi yapar, bunun karşılığında ABD bizimkilere destek sağlar. Bir çıkar dengesi kurulur, demokrasi, insan hakları gibi değerler ikinci plana düşer. ABD "Bana ne onların demokrasisinden? Demokrasiye ihtiyaçları varsa geliştirsinler. Ben kendi işime bakarım." diye düşünür. Bunun yanı sıra "Aslında az demokrasi olması da işime gelmez değil. O zaman onları daha kolay kontrol ederim." diye içinden geçirmesi de şaşırtmamalı. Ancak, Batı ülkesi sayıldığımız için mutlaka bir demokratik görüntü istenir sonunda.

Aklıma nereden geldi bu eski günler? Kabil havaalanı konusunda ABD ile anlaşmamız üzerine anımsadım 1968'leri, 1980'leri... Ne güzel! ABD'nin istediği şekilde Afganistan'da yeni görevler yapacağız. Karşılığında "Muhalefeti destekleme. Beni de fazla rahatsız etme" demiş olabilir miyiz acaba? Şaka bir yana, bakıyoruz, ABD ülkemizde demokrasiden, insan haklarından söz etmez oldu. Hani Biden demokrasi yalvacıydı? Biden bizden söz etsin demiyoruz, sadece bir çelişkiye dikkat çekiyoruz.

AB de öyle yapmadı mı? Suriyeli mültecilerle ilgilenmemiz, iki elen devletini rahatsız etmekten vazgeçmemiz karşılığında onlar da unuttular Avrupa değerlerini (!). Aday olduğumuzu, müzakereleri bile anmaz oldular. Uslu komşu konumunu pek yakıştırdılar bize.

Batı ile ilişkilerimizde görülen bu çıkar – değer dengesizliğinin nedeni nedir? Batıyı iki yüzlülükle, çıkarcılıkla suçlayabiliriz elbette. Ancak önce iğneyi, hatta çuvaldızı kendimize batırsak iyi olur.

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra BM kurulduğundan beri Türkiye Batı grubunun üyesidir. Türkiye halen BM Genel Kurulunun başkanlığını Batı grubu adına yapıyor. Batı grubu kimlerdir? ABD, Kanada, Batı Avrupa'daki bütün ülkeler, Yunanistan dahil, Avustralya, Yeni Zelanda. Eski ve yeni günahlarına rağmen dünyanın demokrasi bakımından en gelişmiş grubu. Gel gelelim, bu grup içinde biz bir ve tek istisnayız. Çünkü demokrasimizin düzeyi hiçbir zaman diğer üyelerinkine ve grup ortalamasına ulaşamadı. Neden? Diğer batılı ülkelerinin elbirliği yaparak Türkiye'de demokrasinin gelişmesini engellediğini düşünecek kadar akıllı olan var mıdır, bilmiyorum. Demokrasimizi geliştirmeye çalıştık da Batı grubu mu engel oldu? Sorun bizde. Biz kendi demokrasimizi geliştirmek istemedik. Çoğul ve çoğulcu toplum olarak gelişmek istemedik. Herkes kendi hayat anlayışını toplumun geri kalanına dayatmaya çalıştı. Farklılıkları tahammül edemedik, hâlâ edemiyoruz. Siyaseti, iktidarın devlet rantını kendi yandaşları arasında üleştirme mekanizması olarak gördük. Hukuka, bağımsız yargıya, kurallara hiçbir zaman içten inanmadık. Kuvvetlinin haklı olduğu düzeni doğal gördük. Kendimizi bir türlü batılı sayamadık. Batıyla ruhsal hastalık derecesinde bir aşk – nefret ilişkisi kurduk, hâlâ öyle. Toplumsal yaşamın ekseni yavaş yavaş akıldan dinselciliğe kaydı. Hâlâ seyrediyoruz bu kaymayı. Bu arada toplumsal yaşamın, ahlâkın asıl merkezi de para oldu; gerisi palavra. Yolsuzluk, yozlaşma sardı dört yanı. Sanki o müsilaj neler yaptığımızı Tanrı'nın bize anımsatması, yüzümüze vurması. Hele son gelişmelerle bir yandan toplumun, öbür yandan devletin için için çürümekte oldukları anlaşıldı. Bütün bunların sorumlusu Batı mı?

Sen onlar gibi olamazsan, onların da her şeye rağmen stratejik ya da başka nedenlerle sana ihtiyacı varsa ancak böyle bir ilişki düzeni kurabilirsin: al gülüm, ver gülüm. İşin aslına bakarsanız, bugün Türkiye'yi yönetenlere kalsaydı Batı'nın hiçbir yerinde olmazdık. Batı grubunda ve kurumlarında olmamız elbette gerekiyor. Bu konunun tartışılması bile saçma artık. Ancak Batı dünyasının eşit üyesi gibi muamele görmek için demokrasimizi onların düzeyine çıkarmamız şarttır. Kaldı ki, Cumhuriyeti demokrasiyle her şeyden önce kendimiz için taçlandırmak zorundayız. Yoksa bu düzen böyle sürer gider. Gene de bugünlerde bana ABD'den, NATO'dan filan söz etmeyin.

Yazarın Diğer Yazıları

İki değişik 12 Eylül romanı

"Birincisi 12 Eylül’ün öncesini, ikincisi 12 Eylül’ün sonrasını anlatıyor"

Afganistan’da yeni bir işgal

Talibanlar ve diğer diktatoryalar fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür insanları istemez, dışlarlar. Çünkü özgür insanların yaşadığı bir ülkede Taliban gibi karanlık güçler egemen olamaz. Zihin ve ruh işgalcilerine hayır!

Türkiye - Afganistan ittifakı

Taliban'a verilecek mesajlar onları şeriat yolunda teşvik edici nitelikte olmamalıdır. Taliban'a kadın hakları, Şiilere karşı ayırımcılık yapılmaması, hukuk devleti, demokrasi, uluslararası insan hakları hukuku anımsatılmalıdır. Yoksa Afganistan’da kabaran gericilik tsunamisi bütün Müslüman ülkeleri, biz dâhil etkileyebilir.