Geçen hafta sermaye grubu hiç beklenmedik bir çıkış yaptı. TÜSİAD, hükümetin ekonomi ve güncel politikalarını iddialı bir dille eleştiren açıklamalarda bulundu. Büyük patronların bu çıkışını kimse beklemiyordu. "Ülke olarak moralimiz bozuk. Güven bunalımı yaşıyoruz” diyerek sözlerine başlayan Ömer Aras, belediyelere atanan kayyımlardan İmamoğlu’na açılan soruşturmaya, Kartalkaya yangınından İliç maden faciasına, 6 Şubat depreminden Soma’ya, Ayşe Barım ve gazetecilerin tutuklanmasından ordudan ihraç edilen teğmenlere, yolsuzluktan kadın cinayetlerine kadar birçok meseleye değindi. Suç örgütü kurmanın şirket kurmaktan daha kolay olduğunun, tutukluluğun kural haline geldiğinin altını çizdi.
Yani kısacası ‘sistemin çöktüğünü’, yeniden bir toplumsal refahın ise ancak yeni bir eğitim sistemi, liyakat, hukukun üstünlüğü ve bağımsız yargıyla mümkün olabileceğini vurguladı.
TÜSİAD ölmedi, yüreğimizde yaşıyor…
Hepimiz, uzayda koloni çalışmaları yapan milyarderlerin, sonunda dünyaya dönüş yaptığını şaşkınlıkla izledik. Onlar, ülkenin haline şaşırırlarken, biz de onların hâlâ yaşıyor olduklarına şaşırıyorduk doğrusu! Şaşkın şaşkın birbirimize bakarken aklımız karıştı.
Meğer uzaydan bakarlarken ülke güllük gülistanlık sanıyorlarmış. Böyle bir sabah uyanıp da ‘Aaa ekonomimiz çökmüş, yolsuzluk almış başını gitmiş, insanlar aç, hukukun da esamesi okunmuyor!’ diye şaşkınlıkları da ülke yanarken sessiz sedasız milyarlarına milyar katmaları da hep ondanmış. Ne bilsinler gariplerim?
Biz, “Sussak gönlümüz razı değil” hakkaniyeti ve naifliğiyle açıklama yapan TÜSİAD, nihayet 'ülkenin geldiği durumu' gördü diye sevinirken, onların başına gelebileceklerden habersizdik… Meğer iktidar, yeni yasal düzenlemeyle Devlet Denetleme Kurulu tarafından şirketlere geçici kayyım atayabilecekmiş. Yani anlayacağınız, bugüne kadar kayyımı uzaktan izleyenler, şimdi VIP deneyim yaşayacaklarından korkuyorlarmış!
Ama ne gam! Bundan böyle yeni paydaşlarımızla kıçımızı kanepeye yan devirip, bir elimiz kıçımızı kaşırken, diğer elimizle Twitter’dan protestomuzu yapmaya devam ederiz hep beraber… Ne diyelim, hoş geldiniz Türkiye’ye!
Ülkede güzel şeyler de olmuyor değil. Diyanet İşleri Başkanlığı, dinî, dünyevi menfaatleri için kullananların başını çeken Halil Konakçı hakkında soruşturma başlattı. Diyanetin başlattığı soruşturmaya, Cumhurbaşkanı başdanışmanı mealen ‘Halil Konakçı onurumuzdur’ diyerek sahip çıktı. Bu savunmanın altından ne çıkar bilinmez… Hiç öyle kafa yormaya da değmez bence. Bir lokma bir hırka deyip de zenginliğine zenginlik katanların bir dakikalık hikayesini buraya bırakıyorum.
Herkes Kocama Benziyor
“Herkes Kocama Benziyor", son zamanların üretken kadın yazarlarından Alis Çalışkan'ın kaleminden çıkan ve Hakan Emre Ünal'ın yönetmenliğinde hayat bulan etkileyici tek kişilik bir oyun. Başarılı oyuncu Pınar Güntürkün, pavyonda tuvaletçilik yapan Ayten karakterini, samimi bir performansla canlandırarak, izleyici üzerinde etkileyici bir izlenim bırakıyor. Bu performansı ona, 2022 yılında 24. Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri'nde "Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu" ve 22. Direklerarası Seyircileri Ödülleri'nde "Tek Kişilik Performans" ödüllerini getirerek başarısını taçlandırmış.
Ayten, pavyonda tuvaletçilik yapan, hayatı boyunca ailesine, kocasına, çocuklarına ve patronlarına hizmet eden, kendini bildi bileli başkalarının ihtiyaçlarını karşılamak zorunda kalmış, kendi sesine, isteklerine ve ihtiyaçlarına yabancılaştırılmış bir kadındır. Bir gün “Yeter ulan” deyip kendi hikâyesini anlatmaya karar verir. “Herkes kocama benziyor!” diyerek anlattığı hikâyeyle, erkek egemen dünyanın tekrar eden yüzlerini, kadınların kendilerine dayatılan rolleri bir bir anlatmaya, anlattıkça da sorgulamaya başlar.
Sesi içine kaçmış Ayten bir anda bülbül gibi şakımaya başlar, tirillerini titrete titrete Neşet Ertaş’tan türküler söyleyerek hikâyesini anlatmaya devam eder. Hem anlatır hem de oynamaya kalkmayan kolları, kırdığı buzlu camla birlikte öyle bir havalanır ki artık inmeye hiç niyeti yoktur. Çallll!
Ama ondan sadece kendi hikâyesini değil, pavyonda çalışan diğer kadınların hikâyesini de dinleriz. Oyun, patriyarkal düzenin kadınlara dayattığı farklı şiddet biçimlerini, pavyonda çalışan diğer kadınların yaşadığı kırılmalar üzerinden anlatıyor ve seyirciye kolektif bir kadın deneyimi sunuyor.

Ayten hikâyeden hikâyeye atılırken sizi de peşinden sürüklüyor. Anlatıcının gücü o kadar kuvvetli ki, yan hikayelerin oyuna ne kadar hizmet ettiğini sorgulamadan izliyorsunuz. Ancak bu kesitler zaman zaman odağı dağıtıyor ve güçlü bir kadın hikâyesinden uzaklaştırabiliyor. Bence metin, daha derinlemesine bir feminist bakış açısıyla şekillenseydi, ortaya çok daha çarpıcı bir eser çıkabilirdi. Bu bakış açısını bir kenara koyarsak, Herkes Kocama Benziyor, mutlaka izlemenizi önereceğim oldukça keyifli ve etkileyici bir oyun.
Oyun Yer, Tarih ve Saatleri:
24.02.2025 Pazartesi / 20:00
Samsun Büyükşehir Belediyesi Sanat Merkezi / Samsun
11.03.2025 Salı / 20:30
Kozyatağı Kültür Merkezi / İstanbul
13.03.2025 Perşembe / 20:30
Kadıköy Boa Sahne / İstanbul
25.03.2025 Salı / 20:30
Baba Sahne / İstanbul
29.03.2025 Cumartesi / 20:30
Claphall / İstanbul
27.04.2025 Pazar / 20:00
Çankaya Sahne / Ankara