05 Mart 2010

Alan savunması

İnsan hergün yeni bir şey öğreniyor. Özellikle yeni nesilden...

İnsan hergün yeni bir şey öğreniyor. Özellikle yeni nesilden.
Geçen akşam bir sinemanın bayanlar tuvaletine girdim. Aynanın karşısında yaşları 20 civarında iki kız vardı. Aralarında şöyle bir konuşma geçti:
(Bu kızların aksanlarını taklit etmeyi hiç sevmiyorum ama konu üzerinde önemi var, ne yapalım.)
-Senin şofor bekliyo mo dışaorda?
-Hayır göndardım ban, seninki?
-Benimki bekliyoa
-Aa nedan bekliyoa hala?
-Benim annamlar insanlara güvenmiyoa. O yuzdan.
O an duyduklarıma o kadar şaşırdım, üzerine bir de kendimi öyle fena tehlikeli hissettim ki, kızların her birinin bir kişisel şoförü olduğu yetmiyormuş gibi, o şoför kızları ‘benden’ koruyor gibi geldi.
Üstelik kızları benden, yani insanlardan korumaya, ta dışarda bekleyen bir şoför yetiyordu. Ne tür bir alarm mekanizması takılıysa artık üzerlerinde, kızlara zarar vermeye kalktığım an Superman-şoför Mustafa Bey’in uçarak gelip onları elimden kurtarması çocuk oyuncağıydı.
Hemen anneye gidip kendimi ifade etmek istedim. “Bakın Makbule Hanım, ben iyi bir insanım, kızlarınızı benden korumayın, bu bir. İkincisi, bu kızlar gencecik, bunları her yere şoförle gönderirseniz hayatı öğrenemezler. Hadi dilimizi öğrenmeleri için artık çok geç, ama mücadele etmeyi öğrenemezlerse kimseye hiçbir faydaları olmaz. İmkanları olan bütün ebeveynler sizin gibi davranırsa böcekten korkan bir nesil yetişir. Bugünün küçükleriiiii yarının büyükleriiii...” falan gibi, tabii daha derli toplu cümlelerle meramımı anlatmak istedim.
Fakat ilk cümlemle Makbule Hanımgilin yüksek duvarlı bahçesinden nasıl tekme tokat atılacağım aklıma gelince bu planımdan vazgeçtim.
Beni öyle aniden karşısında gören Makbule Hanım, kızını her yere Superman-şoförle göndermekle ne kadar iyi ettiğini bir kez daha anlamış olacaktı ne de olsa. Olayın maksadını aşmasını istemiyorsam, susmalıydım.
Ama olmadı. O anda kızlardan bir tanesi, diğerine “Tuvalete oturmuyoson di mie, sakın oturmoa,” dedi. Diğeri de “Tabii ki oturmoyorom, saçmalamooaa” dedi. “Kapılara falan da dokuonma bak.”
Hepimizin bir dönem o ‘leş’ dediğimiz barlara haftanın her günü gidip sabahlara kadar rock dinlemişliğimiz olmuştur. O barlardan bazılarının tuvaletleri, gerçekten pistir.
Çok sıkıştığımız bir yolculukta durduğumuz köhne bir benzinlikte, tuvalete ‘oturmamak’ çok yerinde bir davranış olur.
Fakat biz en yüksek teknolojiyle donatılmış, mis kokulu insanların tirim tirim geldiği bir sinemadayız. 10 dakika ara’da kendimizi tertemiz görünen bir bayanlar tuvaletine atmışız. Burda da mı kolera? Burda da mı stance?
Efendim bilmeyenleriniz için belirteyim. Bu ‘Stance’ dediğimiz, bir basketbol terimidir. Basketbol antremanı sırasında antrenör, takım üyelerinin hafifçe öne doğru kaykılıp, ne oturur ne ayakta durur vaziyette bacaklarını açıp pitipitipiti diye ayaklarını çırpmalarını isteyerek, onlara bu duruşun idmanını yaptırır.
Bu duruşta pitipiti diye ne kadar uzun süre tepinebilirsen, temel “savunma” vaziyetinde o kadar sağlam durursun.
Sormadan duramadım, çünkü stance hayatı zor hayattır. “Pardon, siz hiçbir yerde mi tuvalete oturmuyor, kapılara dokunmuyorsunuz? Okulda falan?”
Kızcağız tabii bana kendisi bir bilim adamı, ben de ona “Pardon Quantum nedir? Hiç duymadım da,” demişim gibi baktı.
“Ellearimi de yıkamıyorom ban, hiçbir yere dokunmuyorom, her yer mikroplo, siz de dikkat edin bencea,” dedi. Sonra da “Burcuoo! Hadi çık artıaaak,” diye arkadaşına bağırdı. Onun Superman-şoför Mustafa Bey’i çağırmasına ramak kaldığını hissederek hemen oradan uzaklaştım.
Patlamış mısırımı alıp salona doğru yürürken, “Keşke,” diye düşündüm. “Keşke bu kızlar sürekli tuvaletlerde stance idmanı yapacaklarına biraz turnike çalışsalar. Üç adım’a girseler. Keşke savunmada kolları da oynatmayı, top çalmayı öğrenseler. Sonra haldur huldur hücum çalışsalar biraz. Rakibi akıllı hareketlerle, binbir manevrayla geçip sayı yapsalar. Kendileri yapamazlarsa pas verseler, sonra yeniden top isteseler. Son anda maçı kazansalar, sevinçle coşup kutlasalar...”
“Ama,” dedim sonra kendi kendime, “Bu iş koşarak olur. Bir potadan diğerine seni şoför Mustafa Bey taşırsa, sen top süremezsin. O oynanan senin maçın değil, şoför Mustafa Bey’in maçı olur...”

Yazarın Diğer Yazıları

Aşkım, Nur'um, Yengi'm

Gelişmiş bir deliydi bu, bana sorarsanız. 30 yaşlarında -veya 20’dir belki...

Bir şey soracağım, sen ağladın mı?

Canı istemeyen erişkin insanlar bilsinler ki son fırsat, çıksınlar sinema salonundan...

Hişt, beyaz yaka, bak bu da bizim en uzun gün

Yanağım sarkmasın diye sırt üstü uyumaya çalıştığım bir gecenin sabahıydı. Dolayısıyla firavun gibi altın sarısı ve elimde mızrakla gözlerimi açtım.