28 Temmuz 2021

Arzu Sabancı’nın mülteci söylemi, güçlüyü sorgulamayıp, güçsüzü hedef alıyor

Güçsüzlerle ilgili eleştiri yaparken güçlüleri, bunların yarattıklarını görmezden gelmek doğru mu?

Gazeteci olarak pek çok defa görüştüğüm Sakıp Sabancı ‘bizim ailenin ve holdingin hikayesi bir göç hikayesidir aslında’ diye anlatırdı. Kurucu Hacı Ömer Sabancı’nın hâlâ holdingin sayfalarında görülebilen hayat hikayesinde; Kayseri’nin Akçakaya köyünde fakir bir çiftçinin çocuğu olarak dünyaya geldiği, 13 yaşında babası öldükten birkaç yıl sonra 450 kilometrelik bir yolu yaya olarak kat edip Adana’da pamuk işçiliği yaptığından bahsedilir. Ardından pamuk ticareti, yağ işi derken Adana, büyüyen işler için küçük gelmeye başlar. 1960’lardan itibaren işin çoğu İstanbul’dan yönetilmeye başlanır, 1974 yılında holdingin merkezini İstanbul’a taşırlar. Hacı Sabancı ‘yaşam savaşı için’ köyünden kalkıp yakındaki başka bir şehre gidip orada büyüttüğü işleriyle Türkiye’nin en büyük şehrinde yer etmiş bir aile şirketini kurmasının daha detaylı ve tartışılabilir hikayeleri vardır aslında.

Ama bugün özellikle ‘göç’ konusuna odaklanmak istiyorum.

Sebebi şu. Hacı Ömer Sabancı’nın adını taşıyan torunlarından Ömer Sabancı’nın eşi Arzu Sabancı sosyal medya hesabından şöyle bir paylaşımda bulundu: “Ülkemde mülteci istemiyorum, sessiz işgale dur de, bayramlaşmaya ülkesine gidenin can güvenliği var demektir. O zaman orada kalmalı…”

Son günlerde giderek artan mülteci karşıtlığının bir yansıması. Fikir özgürlüğüdür onun bunu söyleme hakkı olduğu gibi benim de soru sorma özgürlüğüm var ve birkaç tane sormak istiyorum:

- Suriye’de yaşanan savaşta pek çok ülke ile birlikte en önemli aktörlerden biri Türkiye. Oradaki yıkımda sorumluluk sahibi bir iktidar var. Ülkemde mülteci istemiyorum derken ‘ülkemin mülteci yaratan bir savaşta-savaşlarda olmasını istemiyorum da’ demek acaba aklınızdan geçti mi? Sonuçları konuşmak kadar sebepleri de konuşmak ya da güçsüzlerle ilgili eleştiri yaparken güçlüleri, bunların yarattıklarını görmezden gelmek doğru mu?

- ‘Sessiz işgale dur de’ diyorsunuz. Ülkelerinin pek çok yeri yabancı ülkelerin askerleri ya da cihatçı gruplarca işgal edilmiş insanların, hayatlarını, çocuklarının hayatını kurtarmak için savaştan, kurşundan, bombadan, sebep olan ülkelerden birine sığınmalarını işgal olarak mı tarif etmeliyiz? ‘Dur de’ derken neyi kastediyorsunuz? Zorla otobüslere koyup geri mi gönderilsinler?

- ‘Bayramlaşmaya ülkesine gidenin can güvenliği var demektir. O zaman orada kalmalı’ cümlenizle ilgili. Yıkıma uğramış bir ülkeden bahsediyoruz. Gıdadan barınmaya hatta suya erişime yaşamanın gerektirdiği en basit alanlarda büyük güvenlik sorunu var. Bunları yok mu sayacağız?

- Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik’te 19 Eylül 2018’de yapılan değişiklikle 250 bin dolar ödeyerek mülk sahibi olanlar vatandaşlığa alınıyor. Ya da iktidarın yakın hissettiği ülkelerin vatandaşlarına-yöneticilerine, ne tesadüf imarın pozitif etkisini hissedecekleri yerlerden araziler almış oluyor? Parası olana her şeyin mübah, parası olmayanın hedef olması insani mi?-Türkiye’de 700 bin Suriyeli çoluk çocuk tarımda geçici işçi olarak çalışıyor. Pek çoğu merdiven altı işletmelerde sigortasız, asgari ücretin bile altında. Bu durumu yaratan iktidar hem itiraf ediyor, ucuz iş gücüyle rekabetten bahsediyor, hem de onlar olmasa ekonominin zora gireceğini söylüyor. İktidar eliyle yaratılmış bu kölelik düzeniyle ilgili iki cümleniz var mı? - Kendine medeni çağdaş diyen Avrupa, Türkiye bu mültecilere ev sahipliği yapsın diye para veriyor, yine para teklif ediyor. İnsan onuruna aykırı bu duruma dur de demeyi düşünür müsünüz?

 - Eşinizin dedesi, köyünden başka bir ile orada ‘büyük’ şehre göç etti. Bir zamanlar kendini ‘büyük’ gören bu şehirlerde özellikle Anadolu’dan gelenlere bir tepki vardı. Sadece savaşlar değil, iklim krizinden ülkelerdeki otoriter yönetimlerin duruşlarına bir gün başka bir ülkede yaşamak zorunda kalabileceğinizi ve istenmeyeceğinizi hiç hayal ettiniz mi? Sizin ve ailenizin parası, başka ülkede işleri ya da evleri olduğu için belki daha az zorlanırsınız. Ama dünyanın pek çok ülkesindeki insanlar için bugün, yarın hatta yarından da yakın risk büyük.

- Türkiye’nin kontrolsüz göç sebebiyle güvenlik riski olduğu doğrudur. İyi de sınırları eleğe dönmüş, aralarında her tür grubun cirit attığı bu insanları, masum ve çaresizlerden ayırması gereken bu ülkenin iktidarı değil mi?

- Uzatmayayım daha fazla. Bir itirafla bitireyim. Korkuyorum. Giderek yükselen nefret dalgasından. Olası provokasyonlardan. ‘Gelsinler onları pazarlık kozu olarak kullanalım’ diyen iktidardakiler ile ‘Çok seviyorsan al evine besle, yallah ülkelerine’ diyenlerden. Çözüm üretmek yerine popülizmi popülizmle yenmeye uğraşan (tanım Bekir Ağırdır’ın) muhalefetten. 

Ara noktalarda çözümü konuşmadığımızda sadece slogan attığımızda gün geliyor konuşamaz hale geliyoruz.

 Arzu Hanım; bir zamanlar bu ülkede eşinizin de bir dönem başkanlığını yaptığı TÜSİAD, kimi raporlar hazırlar toplumda tartışmaya sunardı. En önemlilerinden biri Bülent Tanör’ün demokrasi raporu idi. Uzun süredir iş insanlarından çok daha az ses çıkıyor. Pek çoğu susuyor. Başta mülteciler konusu, sizin de başkalarının da yaklaşımınızdan anladığım, sadece gelinen ülkenin temel alındığı değil sınıf temelli bir bakışın da ‘rahatsızlıkta’ hakim olduğu görülüyor. Umarım birbirimizi anlayabileceğimiz, konuşabileceğimiz, ülkemizin sorunlarına sloganlarla değil daha derin akademik çalışmalarla çözüm bulacağımız bir yola gireriz. Güçlünün değil haklının kazanacağı bir memleketi ancak böyle inşa edebiliriz.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Emine Hanım'ın tarifi ve MHP 'askıda Frenk üzümü' kampanyası yapar mı?

Emine Erdoğan’ın öncülüğünde ‘Türk Mutfağı’ adlı bir kitap çalışması yapılmış. Bölgelerden değişik yemekler ülkenin önemli şefleri tarafından tarif edilmiş. Emine Hanım da iki tarifle kitaba katılmış

Ceylan’ın gözleri, Mihraç’ın bisikleti, Tuğluk’un hastalığı ve kahredici suskunluk…

Bisikleti ile evinin yakınında gezerken zırhlı aracın çarpması sonucu ölen Mihraç Miroğlu için memleketin ayağa kalkması lazım idi… Eğer bugün de dün olduğu gibi ‘susulursa’, yaşanacak yeni ‘kazalar’a davetiye çıkacak…

Babacan: Önceliğimiz vatandaşımıza özgün kimliğimizi anlatmak, ileride adı; demokrasi ittifakı olur, Millet İttifakı olur, öyle bir şey olacaksa daha değerli oluruz

"Biz dinimizin kutsallarının siyasete asla alet edilmemesini istiyoruz. Hükûmet zeminin hızlı bir şekilde kaydığını görüyor. Bu zeminin kaymaması için şimdiye kadar yapılmamış şeyleri de yapıyor."