16 Nisan 2021

1980'de bir renk, 'mavi' yasaktı; 2021'de bir sayı, '128' yasaklandı

Memlekette artık soru sormak da muhalefet yapmak da imkansızlaşıyor

12 Eylül 1980 darbesi sonrası.

Darbeciler hazırladıkları anayasa için referanduma gidecekler.

7 Kasım 1982 günü yapılan referandumda evet "beyaz" hayır "mavi" pusula ile temsil ediliyor.

O günlerde askerler bırakın anayasa hakkında olumsuz konuşulması, hayır propagandası yapılmasını, "hayır"ın rengi olan "mavi"yi bile kullanmayı yasaklıyorlar.

Hasan Cemal, "12 Eylül Günlüğü"nün ikinci cildi olan Demokrasi Korkusu isimli kitabının giriş bölümünde o günleri şöyle anlatmıştı:

1982 yılı sonbaharıydı.
Bir gün Başyazarımız Nadir Nadi sordu:
"Hasan Cemal, bizim karikatürcüler nedir öyle mavi renge takmışlar, (Behiç Ak- İsmail Gülgeç) çizip duruyorlar?"
"Vallahi Nadir Bey, ben de bilmiyorum, öğrenip size sorayım."
Ertesi sabah haber toplantısında, bu MAVİ nerden çıktı diye sorunca, alaylı gülüşmeler arasında ben de gerçeği öğrenmiş oldum.
7 Kasım 1982 günü yapılacak 'anayasa referandumu'nda kabul oy pusulaları beyaz, retler mavi renkte olacakmış.
Bunu öğrendikten sonra gazetedeki mavi renkli haber ve yorumları yakın takibe aldım.
Henüz mavi renge yasak yoktu ama, 'hayır'ın propagandası bir yana, telkin edilmesi bile askeri yönetimce belirlenen suçlar arasında ilan edilmişti.
Bizimkiler de, hayır diyemedikleri için 'MAVİ'ye gaz veriyorlardı.
Bir gün telefonum çaldı.
Karşımda Birinci Ordu Kurmay Başkanı Tümgeneral Ekrem Dinç.
Boğuk sesi ve benden yavaş konuşmasıyla:
"Anayasa konusunda en küçük bir ima, telkin, telmih yoluyla dahi olsa en ufak bir şey istemiyoruz. Yoksa derhal kapatacağız."
Ve ekliyor:
"Bir de mavi konusu var. Habire mavi mavi diye çizip duruyorlar. Bundan sonra mavi de olmayacak."
Böylece, darbe anayasası için yapılacak referandumdan önce basına dönük yasaklar arasına mavi renk de girmiş oldu.

Geçmişin acı hatıraları...

Peki ya bugün?

Yıl 2021, aradan 41 sene geçmiş.

"İleri demokrasi" sloganları arasında yaşananlar.

Bugün, şimdilik "renkler" özgür. Ama bu kez de bir sayı, "128" yasaklı.

3 ekonomistin (Haluk Bürümcekçi, Uğur Gürses, Kerim Rota) 2019 yılından itibaren takip ederek memleketin gündemine taşıdığı, "Merkez Bankası rezervlerinin 128 milyar dolarının satışı, satış şekli, satışın şeffaflığı" konusu…

Uğur Gürses kişisel blogunda "128 milyar dolar son 2 yılda Merkez Bankası'nın döviz rezervlerindeki eksilmenin toplamı olarak ifade ediliyor. Belki de daha fazla. Ama bu sayı simgesel olarak yerleşti" dedikten sonra 15 kritik soru soruyor:

1. Satılan, eritilen döviz rezervi miktarı tam olarak ne kadardır? 128 milyar doların üzerinde midir?

2. 128 milyar dolarlık döviz rezervleri Merkez Bankası'ndan hangi yollarla çıkarılmıştır?

3. Merkez Bankası bu konuda, kendi bünyesi dışında yapılan satışlara ilişkin bir Banka Meclisi kararı, Yönetim Komitesi Kararı almış mıdır? Satışlarla ilgili bir Karar Defteri tutulmuş mudur?

4. Ülke rezervlerinin finansal güvenliği tehlikeye atacak düzeyde bu kadar eritilmesine siyasi direktif var mıdır? Kim vermiştir?

5. Merkez Bankası'ndan çıkarılan dövizler nereye aktarılmıştır?

6. Hangi mekanizmalarla satılmıştır? Bankalar arasında mı? Döviz brokerleri aracılığı ile mi? Uluslararası banka ya da finansal kurumların oluşturduğu trading sistemleri aracılığı ile mi?

7. Satışa aracılık edenler 'blind broker' mıdır? Yoksa alıcı ve satıcı taraflar birbirlerini bilebilecek bir eşleşme ile mi satışlar gerçekleşmiştir?

8. Dövizlerin günlük olarak işleyişte satışına kimler karar vermiştir?

9. Hangi kurdan ne kadarlık miktarlarla satılmıştır?

10. Hangi kurdan ne kadar satılacağına kim/kimler karar vermiştir?

11. Satışla alınan TL'ler ne yapılmıştır? Hemen Merkez Bankası'na aktarılmış mıdır? Üzerinden faiz, komisyon elde edilmiş midir?

12. Satışların alıcıları bilinmekte midir? Alıcılar biliniyorsa döviz satışları sırasında satıcının aleniyeti ile işlem ilişkisi örtülenmiş midir?

13. Blok satışlar yapılmış mıdır? Yapıldıysa kimlere, ne kadar, hangi kurdan satılmıştır?

14. Uzlaşmalı, pazarlıklı satış yapılmış mıdır?

15. Yapılan satışlardan oluşan kur zararı (Hazine üzerine alınan pozisyonlar dahil) ne kadardır?

CHP'nin Merkez Bankası rezervlerinin harcanmasıyla ilgili iktidara yönelttiği "128 milyar dolar nerede?" sorusunun yer aldığı afişlerin engellenmesi üzerine Mahmut Tanal söz konusu afişi Meclis binasına astı

Gayet açık net sorular değil mi? Ve bu soruların yanıtının bu ülkede yaşayan herkes için mantıklı bir yanıtının olması lazım. Eğer bir iktidar vatandaşlarına "yoklukta bir arada durarak dayanışma çağrısı" yapıyorsa, pandemide dünyanın pek çok ülkesi işini kaybedene, işsizine, esnafına karşılıksız destek verirken o ülkede insanlar kredi adı altında borçlandırılıyorsa, fakirine törenle, basın toplantısıyla patates-soğan dağıtılıyorsa…

Başta Merkez Bankası rezervleri her kuruşun hesabını sormak bu ülkede yaşayan herkesin hakkıdır.

Bu arada iktidar en yukarıdan aşağıya bu soruya birbiriyle çelişen yanıtlar verdi: Pandemi yüzünden kullanıldığından (rezerv satışı 2019 yerel seçimleri öncesi 33 milyar dolarla başlamıştı. Pandemide vatandaşların maaşından kesilerek oluşturulan işsizlik fonu kullanıldı.) kasada duruyora… Ülke dalgalı kur rejiminde değilmiş gibi (sabit kur ya da Para Kurulu yok) anlatmaya çalışan eski ekonomi bakanlarından milyar dolar-milyar TL'yi karıştırıp tweet'ini silmek zorunda kalan grup başkanvekillerine…

Bir süredir ana muhalefet CHP, her geçen gün artan bir vurguyla "128 milyar doları" sorguluyor, il ve ilçe binalarına "128 milyar dolar nerede?" pankartları asıyor. Ve bir anda ülkenin "bağımsız" savcıları harekete geçiyor ve pankartlar "görüldüğü yerde", polis desteğiyle indirilmeye başlanıyor. İndirildiği yerde yeniden asılıp yeniden indirilenler, "256'nın yarısı nedir?" diye zekice gönderme yapanlar ama yine de "adaletten kaçamayanlar", henüz asmadığı pankart için basılan muhalefet binaları, Meclis'teki odasının camına pankartı asan "itfaiye ile kovalamaca oynayan" milletvekilleri… Son olarak sadece 128 yazan pankartlar bile toplanmaya başlandı.

Memlekette artık soru sormak da muhalefet yapmak da imkansızlaşıyor.

İktidarın tarifi; her konuda tek başına karar alan, hiçbir konuda sorumluluk üstlenmeyen, hesap vermeyene dönüşüyor…

Meclis'te HDP'liler hakkında 913, CHP'liler hakkında 248, İYİ Parti hakkında 12, TİP'liler hakkında 9 fezleke ve dokunulmazlık dosyası var.

Yargı, "yasama"yı adeta kuşatmış durumda.

Kısa bir süre önce ana muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve 17 CHP yöneticisi hakkındaki dosyalar Meclis'e ulaştı. "21 soruda FETÖ'nün siyasi ayağı" adlı, AKP'lilerin Fethullahçılar hakkında söylediklerini hatırlatan bir broşür sebebiyle hazırlandı bu dosyalar…

HDP'nin eş başkanlarını ve pek çok siyasetçisini 2016 yılında "hapse gönderenler" bugün ana muhalefet liderinin, CHP milletvekillerinin kapısındalar.

Siyaset bilimciler Türkiye'deki sistemi "rekabetçi otoriter" olarak tanımlıyor.

"Rekabetçi" kelimesi "seçimlerin hâlâ yapılıyor" olmasından kaynaklanıyor.

Ancak o rekabetin sınırları iktidar tarafından belirleniyor.

Medyanın yüzde 95'inin yandaşlaştırıldığı, yargının, polisin siyasallaştığı, tehdit, hakaret, şiddet içermeyen pankartların bile yasaklandığı, konuşanlar, soranlar, itiraz edenlerin "terörist, darbeci" diye iftira atılarak, kriminalize edilerek, hedef gösterilerek hapse yollandığı, AYM ve AİHM kararlarının keyfi olarak uygulanmadığı, her geçen gün parti, hatta kişi devletine dönen sistemde - ülkede, artık "rekabetçi bir seçimden" bahsetmek mümkün mü?

41 sene önce bir renk, "mavi" yasaktı.

Şimdi bir sayı, "128" yasaklandı.

Her şeye rağmen, her koşulda, demokrasiyi, sandığı, bir arada yaşamayı, barışı savunmaya devam.

Yazarın Diğer Yazıları

6-8 Ekim soruşturmasına 4 yıl sonra giren belgede 'HDP'yi kapatma' vurgusu

"Nereden geldiği belli olmayan bir evrak görüyoruz dosyada. 'Bu dosyanın genişletilmesi, HDP MYK'nin dosyaya dahil edilmesi gerektiği ve HDP'nin odak olduğu' belirtiliyor. Yazıyı kimin gönderdiği belli değil, yazı imzasız"

Kobani Davası, "Cumhur İttifakı Beka Usul Kanunu", 8 Mart kutlamalarından delil ve Davutoğlu'nun tanıklığı

Başta dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu'nun, dönemin İçişleri Bakanı Efkan Ala'nın konuşması, doğruları söylemesinin zamanı…

E-Nabız hesabımdan bana 'Silivri Cezaevi Sokak' çıktı; bak sen şu işe...

Eğer mesleğimi yaptığım ve doğruları söylediğim için bana Silivri'yi 'işaret' ediyorsanız, bu benim için sadece onur olur. Onursuzca susacağıma, eyvallah…