02 Kasım 2018

Osman Kavala davası

Osman Kavala, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin ve Reis’inin icraatından memnun değildir, bu nedenle bir yıldan beri hapistedir

Bugünlerde Osman Kavala hapishanede geçen zamanının bir yılını doldurdu. Bilindiği gibi bu bir yıl boyunca iddianamesi yazılamadı – ya da yazılmadı. Dolayısıyla şimdi bir yıl eden bu hapislik sebebini kendisi (ya da avukatları v.b.) bilmiyor. Hukuken tuhaf bir durumda- bir boşlukta, ortada iddianame yok, karar yok. Verili koşullarda itiraz edecek bir şey de yok.

Bir yılda iddianame yazılmaması dünyada benzeri görülmüş şeylerden değil. Onun için, Osman Kavala hakkında bir şey yazacak herkes, şimdi benim yaptığım gibi, yazıya işin orasından giriyor. Bunu hep yapıyoruz ama çok doğru bir şey yapmıyoruz, çünkü bunu ha bire vurgulayınca kamuoyuna, “iddianame yazılırsa durum normale dönecek” diye özetleyebileceğim bir kanaat şırınga etmiş oluyoruz.

Oysa Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında yaşıyoruz. Bu iktidarın kabaca 2013’ten bu yana özellikle saçma sapan darbe girişiminden sonraki zaman diliminde “adalet” sürecinde nelere kadir olduğunu birçok örnekle gördük. “Sübliminal” mesajlar vermek bu dönemin parlak buluşlarından biri. Örgüt üyesi olmadan örgüt propagandası yapmak da öyle. Bu tür iddianamelerden bir çok örnek gördük. Bunları yazma alışkanlığı edinmiş savcılar var. Savcıların sözünden çıkmayan yargıçlar var. Neydi o, savcıyı taklit etme ve yankılama telâşı içinde, sanığa “bir yıldan üç yıla” mıydı, öyle bir ceza veren yargıç?

Evet, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin “adalet dağıtımı” bu çerçevede sürüp gidiyor ve Nazlı Ilıcak, Şahin Alpay v.b. “ağırlaştırılmış müebbet” cezasına çarptırılıyor. Bu, Türk Ceza Kanunu’ndan “idam” cezası kaldırıldığı için böyle. Yani idam orada olsa bu insanlar idama mahkûm edilecek!

Bir üniversite rektörünün kalkıp Müslümanlar olarak Cumhurbaşkanı’na itaatle yükümlü olduğumuzu ve ona itiraz etmenin “savaş” emrine uymamak anlamına geldiği ve dolayısıyla haram olduğunu söyleyebildiği – bunları söyleyen kişilerin “rektör” yapıldığı- bir dönemin “adalet”inin kanatları altında yaşıyoruz.

Onun için Osman Kavala da bu üslup içinde karalanmış bir iddianameye kavuşabilir. Bu bir ayıbı belki ortadan kaldırmış olur, ama bundan gayrı bir anlamı olmaz.

Çünkü asıl ayıp Osman Kavala’nın herhangi bir suçu olmaksızın bir yıldır hapiste tutuluyor olması.

İddianame “namevcut” olduğu için Osman Kavala kendisine nasıl bir suç “atılacağını” bilmiyor. Ama “yandaş” tabir edilen medya bunları biliyor, yazıyor.

Biz de böylece, Henri Barkey ile aynı baz istasyonuna bağlı telefonları olması gibi insanın kanını donduran “cürüm”lerinden haberdar kılınıyoruz. Hattâ daha da ötesi, lokantada karşılaşıyor, birbirlerine “merhaba” diyorlar. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin “adalet”i; Henri Barkey’in darbe yaptığını tespit etmiş, kesinleştirmiş (Brunson’ın da daha nelerini tespit ettiği gibi); dolayısıyla şimdi onunla el sıkışan da “darbeci” oluyor.

Osman Kavala herhangi bir yurttaşın yapmasının doğal, yasal ne diyeceksiniz, normal bazı eylemlerde bulunmuştur. Kendisi Adalet ve Kalkınma Partisi’nin ve Reis’inin icraatından memnun değildir. Bu nedenle bir yıldan beri hapistedir. Onunla benzer durumda daha yığınlarla insan bulunmaktadır.

Ve Adalet ve Kalkınma Partisi “adalet”ini dağıtmaya devam etmektedir.