10 Eylül 2021

Alfabe ve ulusal tarih

Dilsel ölçütler çerçevesinde baktığımızda Arap alfabesini kullanmakta ısrar etmemizi gerektirecek dilsel, pratik bir durum yok. Değiştirip daha uygununu almak için her türlü neden var. Yani uygulamaya karşı çıkmanın gerekçesi dilsel değil,  İslam çerçevesinde Arap alfabesine duyulan saygı.

AKP çevresinin Atatürk uygulamalarını eleştirmek—ya da lanetlemek—üzere gündeme getirdiği “suçlar” listesinde alfabe değişikliği de yer alıyor. Bunu yapmakla milleti tarihinden koparmış. Ben bunu “suç” saymak falan bir yana, isabetli bir karar olduğunu düşünürüm. Bunu da birçok kere yazdım, ama bu konular deşilirken bir sefer daha yazayım. Yalnız Atatürk’ün dille ilişkisi bu alfabe değişimiyle sınırlı kalmıyor. Onlarla ilgili değerlendirmem çok farklı. Onu ayrıca yazarım; bugün alfabe üstünde duralım.

Dil öncelikle sestir. Yazı çok çok uzun zaman sonra gelmiş ve her yere de yayılmamıştır. Yazı, son analizde, konuşurken çıkardığımız sesleri temsil eden işaretlerdir. Bildiğiniz gibi, bu işaretleri saptamanın değişik yolları bulunmuştur. Mezopotamya’da pişmemiş, yumuşak kil üstüne keskin ve sert bir cisimle çizdikleri çentiklerle “harf” yapmış, Mısır’da yerli bitkilerden papirüs üstüne temeli resim olan harfleri çizmenin daha pratik olacağına karar vermişlerdir. Bu resim-yazılara “piktogram” diyoruz. Çin’de de muhtemelen yazı “piktogram” temelinde başlamış, sonunda her kelimenin bir yazılı biçimi oluşmuştur.  Buna da “ideogram” diyoruz:  yani “fikrin resmi”. Onun için, alfabelerini Çin’den alan Japonya’da, Kore’de v.b. “baba” kavramı birbirinden tamamen farklı seslerle telaffuz edilir, ama Çin kökenli “baba” yazısını o öteki dillerle konuşanlar da okuyup anlayabilir.

Bizim kullandığımız alfabelerin de kökeni “piktogram”dır. “Alfa” (“elif”) öküzdür.  Ters çevirine iki “boynuzunu” görürsünüz. “Beta” (“be”) evdir (Arapça’da kelime “beyt”). “Delta” bir üçgenden türemiştir ve delta anlamına gelir. Ve benzerleri, böyle gider. Yunanlar da, Sami halklar da bu alfabeyi benimsemiş, aslında Latin alfabesi de buradan türemiştir. Ama bu süreç içinde “piktogram” ortadan kalkmış, bir işaret bir sesi temsil eder hale gelmiştir.

Böyle olduğuna göre, konuşurken telaffuz etiğimiz seslerin hepsinin bir “harf” olarak bir simgesi olması gerekmez mi? Akılcı olanı ve pratik olanı bu değil midir?

Peki, Türkçe’nin sesleriyle Arap alfabesinin simgeleri arasında böyle bir ilişki var mı?  Bir ölçüde var tabii;  ama “bir ölçüde”...

Yazıyla sıkı fıkı bir ilişkisi bulunmayan Türkler’le o zamana kadar Müslüman olan Araplar bir tarihte Orta Doğu dediğimiz bölgede karşılaştılar ve bunun sonucu, bir cümlede özetleyecek olursak, Türkler’in İslam dinini benimsemesi oldu. Müslüman Araplar göçebe Türkler’e kıyasla daha ileri bir medeniyet düzeyinde yaşıyorlardı;  dolayısıyla Türkler yalnız dini değil, bir yığın kültürel fenomeni Araplar’dan ve daha yakın oldukları İran’dan aldılar.  Bu alfabeyi Araplar’la ırken akraba olmayan Farslar da almışlardı. Bu koşullarda “harflerle sesler uyuşuyor mu?” gibi soruların kimsenin aklına gelmesi beklenemezdi.

Ama pek iyi uyuşmuyordu, örneği şimdi “ünlü” dediğimiz (eskiden “sesli” derdik, “sessiz ses” olabilirmiş gibi) “vokaller” Türkçe’de çoktur ve “anlam ayıran ses” anlamında “fonem”dir--yani önemlidir: a,e,ı,i,o,ö,u,ü.  Bunların son dördü ve ayrıca “v” sesi tek bir simgeyle, “vav”la yazılır.  “ı” ile “i”yi ayırt edecek simge yoktur.  Konsonlardan “ç” ile “p” de Arapça’da kullanılan sesler değildir.  Muhtemelen bizden önce Farslar (onların dilinde bu sesler var), sorunu, varolan bir simgenin altındaki tek noktayı üç noktaya çıkararak çözmüşler.

Türkçe’de olan bazı sesleri gösterecek simge olmadığını söyledim. Örneklerini verdim. Bu arada “Kaf” ile “kef”e de değinebiliriz.  Arapça’da olan bu ayrım bizim benimsediğimiz alfabede yok.  Bizim dilde bunların “fonem” olduğu çok örnek yok:  yağış şekli okan “kar” “kaf”la, ticarette geçen “kar” ise “kef”le yazılabilirdi. Biz bunu “^” ile ayırıyoruz. Aslında Latin alfabesinin “q” harfi ile de çözebilirdik, ama nedense buna gerek duymamışız.  Gerek duymamamızın sonucunda “Pe-ke-ke” mi, “Pe-ka-ka” mı türünden kendi boyunu aşan sorunlarla da karşılaşıyoruz.

Türkçe sesleri veren birçok simgenin yanı sıra (”yumuşak ge” denen alamete hiç değinmiyorum) olmayan seslerin simgeleri olduğunu söyleyerek devam edeyim.    Örneğin üç ayrı “h” var.  Bunların biri bizim kullanmadığımız gırtlaktan gelme “h”.  Batı dillerinde genellikle “kh” diye yazılan harf.  İki tane “t” var.  “S” de öyle, “z” de.  Bizde olmayan seslerden “ayın”...

Bunun Türkçe yazmak için ideal alfabe olduğunu söyleyebilir misiniz? “Esre”si. “ötre”si birtakım ek kurallar. Yani çeşitli (ve bizim için gereksiz) sorunlar.  Farslar yakınmadan, yüzyıllardır kullanıyorlar, ama onların dillerinin ses yapısıyla daha iyi uyum gösteriyor.

Dilsel ölçütler çerçevesinde baktığımızda Arap alfabesini kullanmakta ısrar etmemizi gerektirecek dilsel, pratik bir durum yok. Değiştirip daha uygununu almak için her türlü neden var. Yani uygulamaya karşı çıkmanın gerekçesi dilsel değil,  İslam çerçevesinde Arap alfabesine duyulan saygı. “Kuran” dili olduğu için dil de kutsal sayılıyor.  Bu tabii bilimle değil, inançla ilgili bir düşünce.  Osmanlı yıkıntısı üstünde yeni bir toplum oluşturmaya çalışan bireyse ya da kolektif iradenin okur-yazar bir toplum hedefine varmayı kolaylaştırmak için bu konuda böyle bir çözüme başvurması anlaşılır bir şeydir.  Atatürk’ün, şüphesiz, İslam’la bir sorunu vardı;  ama böyle bir sorunu olmayan bir devlet yöneticisi de alfabe konusunda aynı kararı verebilirdi.

Alfabenin değişmesiyle toplumun tarihiyle ilişkisinin koptuğu iddiası da bence sağlam temellere oturmuyor.  Arap alfabesini (ya da alfabelerini)  nasıl çözeceğini bilen zaten çok az kişi vardı. Nitekim, değişimden önce okur-yazar oranı neydi, değişimden sonra ne oldu, bu rakamlar da epey bir şey anlatıyor—tabii burada hesaba katılması gereken başka önemli etkenler de var.

Ayrıca, alfabe değişti diye eskisini öğrenmek de yasak olmadı.  İsteyen kolayca öğrenir (ben iki haftada iyi kötü okuyabilir hale geldiğimi hatırlıyorum—tabii el yazısı sökemiyorum ama bu alfabe değişmese de ciddi çalışma gerektiren zor bir iş). 

Ağırdan alındığı kesin ama “eski Türkçe”de kalmış belli başlı edebiyatın Latin alfabesine transkripsiyonu yapıldı denebilir.

Yazarın Diğer Yazıları

Türkler ve Türkçe

“Öz Türkçe” akımı olsun, “Güneş-Dil Teorisi” olsun, ikisinde de “ırkçılık” vardır—bu iki yaklaşım birçok bakımdan birbirinin karşıtı gibi dursa da, temelde böyle bir ortaklık vardır.

Diktatörlük

Kuvvetler ayrılığını Tayyip Erdoğan’ın ortadan kaldırması kötü ve Atatürk’ün kaldırması iyi bir şey mi?

30 Ağustos ve Atatürk

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan bu 30 Ağustos’ta Mustafa Kemal’i minnetle anmayı ihmal etmiyor. Tayyip Erdoğan’ın aniden bir “Mustafa Kemal sevgisi” geliştirdiğini düşünemeyeceğimize göre onu böyle davranmaya zorlayan nesnel bir “basınç” olmalı. Bu nedir, bilmiyorum; MHP ile ittifakı olabilir mi? Olabilir. Ama daha “aşağıdan yukarıya” bir basıncın da payı olduğunu düşünüyorum.