02 Mayıs 2019

Yeryüzünü canlı tutma veya öldürme

Bilim dünyası, Lovelock'un Gaia hipotezini artık ciddiye alıyor

Bilim dünyasında ortaya atılan yeni fikirler, bazen, kök salmadan önce kabul görmez hatta alay konusu olur.

İngiliz bilim insanı James Lovelock’un 1970’lerde ortaya attığı Gaia Teorisi bunlardan biridir.

Bu teoriye göre, “Yeryüzündeki tüm canlı ve cansız varlıklar, yaşayan devasa bir varlığın parçası ve ortağıdır. Bu ortaklığın bütünü, gezegenimizi yaşam için zinde ve rahat bir habitat olarak sürdürme gücüne sahiptir.”

Lovelock’un tespitlerine göre, yeryüzünün canlıları ortak hareket ederek çevreyi birlikte tanzim eder. Canlılar; hava, su ve toprakla karşılıklı olarak etkileşimleşir.

Fotosentez, yani bitkilerin güneş enerjisini gıdaya çevirirken oksijen üretmeleri, bunun örneklerinden biridir.

Bir başka örneği Amazon yağmur ormanlarında görmek mümkündür. Burada bulunan 400 milyar ağaç, senede beş metreden fazla yağmur alır. Bu gani yağmurun bir nedeni coğrafyadır: Ekvatordaki yoğun güneş ısısının kara ve denizdeki suyun buharlaşmasını hızlandırması; okyanuslardan nem taşıyan rüzgârlar; gelen havanın yükselmesine, soğumasına ve yağmura dönüşmesine neden olan çevredeki dağlar. 

Ama tek neden bu değil: Amazonların zengin yeşilliği her gün gökyüzüne 20 milyar ton su buharı salar. Diğer yaratıkların püskürttüğü kimyasallar yağmur oluşmasına katkıda bulunur.

Bu ve bunun gibi alışverişler dünyada canlılar için en elverişli koşulların süregelmesini sağlar.

Ünlü bilim dergisi Nature’de yayımlanan bir çalışmaya göre, canlıların etkisi olmasaydı dünyanın ısısı 27 santigrat derece daha sıcak olabilirdi.

Lovelock hipotezinin adını, eski Yunan Yeryüzü Tanrıçası Gaia’dan aldı. Bilim dünyası, biraz da bu romantik isim nedeniyle Lovelock’un teorisini ciddiye almadı.

Ama artık alıyor.

Avrupa Uzay Ajansı’nın uydusuna Gaia adını vermesi bu değişikliğin işaretlerinden biridir.

Gaia konusunda bir kitap yazan Fransız düşünür Bruno Latour, insan düşünce hayatında Lovelock’un teorisinin Galileo’nunki (1564-1642) kadar önemli olduğunu söyler.

Gaia Teorisi’nin geçerlilik (ve yeni bir kanıt) kazanmasının bir nedeni de iklim değişikliğidir.

Canlılar bir çevrede sadece yaşamazlar, faaliyetleri ile onu şekillendirirler de. Çevre dediğimiz şey bu şekillendirmelerin bir toplamıdır.

İnsanlık kısacık bir dönemde iklimin dengesini değiştirebildi ise sayısız diğer yaratık, dünyada hayatın var olduğu üç milyar yıl içinde çevreye bir etki yapmamış olabilir mi?

New York Times, birkaç gün önce, Gaia Teorisi’ni anımsattığı başyazısını şöyle bitirdi:

“İnsan gezegenin beyni, bilincidir. Biz yeryüzünün kendinin farkında olmasıyız. Bu çerçeveden bakıldığında, çevre konusundaki sorumluluğumuz daha açık olamaz. Sera gazları salgılayarak sadece iklimi değiştirmedik; evrensel bir canı ağır bir şekilde yaraladık ve biyolojik ritmini ciddi olarak bozduk. Dünyayı meydana getiren canlılardan müteşekkil topluluğun hiçbir üyesi bizim sahip olduğumuz bu imtiyazlı bakış açısına sahip değildir. Biz hariç hiçbiri, gezegensel vücudumuzun adalelerini ve damarlarını göremez. Yeryüzünü canlı tutup tutmama seçeneğine bir tek biz sahibiz.”

Bu sözlere “Âmin”den başka ne denebilir?


Bana yazı için esin veren NYT başyazısını okumak için tıklayın

 

Yazarın Diğer Yazıları

Siz olmadan yapamazdık

AKP döneminin en büyük özelliklerinden biri, kamu parasını kullananlardan hesap sormanın imkânsızlaşmasıdır. Türk medyası bunun kolaylaştırıcısı ve suç ortağıdır

Ayşegül Savaş’la Tavanda Yürümek

Walking on the Ceiling kısa bir zaman önce yayımlandı ve Batı’da ünlü eleştirmenlerden ve yayınlardan övgü aldı

Hayatın en iyi tarafı nedir?

Batı’nın bugün ulaştığı düzeyde feylesofların ve bilim adamlarının büyük payı var.  Her şeyin açıklamasının dinde arandığı karanlık çağların sonunu onlar getirdiler.