11 Aralık 2018

Siz koşturun ben sizin yerinize yavaşlarım

Biz, dinlenmesini de yavaşlamasını da pek beceremiyoruz

Yılın bugünleri gelince yavaşlamaya başlıyorum.

“Yılın diğer günlerinde sanki çok hızlısın da…” derseniz diyecek bir şeyim yok.

Ama yılın bugünleri gelince iyice, ama iyice yavaşlıyorum.

Dünyada ne olup bittiğine zaten az olan ilgim hızla nano ölçeğe iniyor. Günde bir defa dinlediğim haberleri bile dinlememeye başlıyorum.

Yazı yazma iştahım azaldıkça azalıyor.

Tatil havasına giriyorum. Bahçede daha çok vakit geçireyim, daha çok okuyayım, daha çok dağ bayır yürüyeyim, arkadaşlarımla daha çok vakit geçireyim istiyorum. 

Bu vites ufaltma alışkanlığını yabancı basına çalıştığım günlerde edindim.

Biz, dinlenmesini de yavaşlamasını da pek beceremiyoruz

Batılılar, aralık ayının başından itibaren işlerini rölantiye alıyorlar.

Sadece Noel günü değil Noel’e birkaç gün kala ve Noel’den birkaç gün sonra, neredeyse tamamen duruyorlar.  Sürüne sürüne yılbaşı gecesine varıyorlar ve sürüne sürüne yılın birinci gününe yetişiyorlar.

Kendilerine gelmeleri ocak ayının ortasını buluyor.

Bu sürede kaçabilen kaçıyor ve gazeteler normal boyutlarının dörtte birine iniyor. Bazı günler hiç çıkmıyorlar.

Bizdekine ters bir tarz.

Biz, dinlenmesini de yavaşlamasını da pek beceremiyoruz.

Bizde bayramlar böyle Noel tipi bir araya uygun değil.

Bayram dediğin, ne kadar uzun olursa olsun, büyük koşuşturmalar arasına sıkıştırılmış küçük bir koşuşturmacadır; o günler de telaş içinde geçer, özellikle büyük bir şehirde yaşıyorsanız - ki büyük olmayan şehir mi kaldı?

Değişik bir sürat, değişik bir yorgunluk.

Bilmiyorum biliyor musunuz: İnsan denilen yaratığın 300 bin yıllık tarihinde, yakın zamanlara gelininceye kadar mesai diye bir konsept yoktu.

Eğer okuduğum bütün kitaplar yalan söylemiyorsa zamanın yüzde 90’ı boş zamandı

İnsanlar ihtiyaçlarını elde edinceye kadar çalışır, gerisini çalışmayarak ne yapılırsa onu yapmaya ayırırlardı.

Eğer okuduğum bütün kitaplar yalan söylemiyorsa zamanın yüzde 90’ı boş zamandı.

İngiliz gezgin Geoffrey Gorer* 1935 yılında yayınladığı Afrika Dans Ediyor adlı kitabında, Senegal’deki Fransız bölge yöneticisinin en büyük şikâyetinin yerlilerin “hırstan ve meraktan yoksun”  olması olduğunu yazıyor.

Yılda kırk gün civarında ekip biçmek yerlilerin bir yıllık ihtiyaçlarını karşılamaya yetiyordu. Bunun dışında, hangi teşvik veya ödül verilirse verilsin yerlerinden kıpırdamıyorlardı.

Yüz günün on birinde çalışıyorlardı, demek ki, ve Fransız yönetici, ki 360 günün 360’ında da çalışıyordu, her gün çalışıp ihtiyaç duymadıkları şeyleri satın almadıkları için zencileri aptal addediyordu.

Öyle görünmese de, dünyaya çalışmak için gelmediğimiz açık.

Ne için geldik peki?

Avrupalıların istilasına uğramadan önce yerlilerin Afrika’da, Amerika’da Avustralya’da ve Pasifik adalarındaki  yaşam tarzına bakacak olursanız onun cevabı da açık:

Başkalarıyla birlikte olmak, dans etmek, avarelik yapmak, dinlenmek ve utanmasız sık sık sevişmek için.

*

Siz bilirsiniz.

Siz koşuşturmaya devam edin, ben sizin yerinize yavaşlarım.


*Africa Dances/ Geoffrey Gorer /Türkçesi yok

 

Yazarın Diğer Yazıları

Önce Türkiye’yi büyük yapın

Hem bir uçağı hem de onu düşürmek için yapılan düşman bir sistemi satın almak, bir yandan verem mikrobu diğer yandan antibiyotik almaya benzemiyor mu?

Iskarta

Türkiye, bir daha aynı hataya düşmemek için, Erdoğan ve AKP deneyimini - ne kadar acı olursa olsun - sonuna kadar yaşamalıdır

Tükenmeyen birini bulmak

Galiba aşkı tükenmeyen birisi ile tanımlamak, içinde bir çelişki barındırır: Kişi tükenmeyebilir ama aşkın doğası tükenmektir. Belki bu nedenledir ki Murdoch sadece “bulmak” kelimesini kullandı. “Tükenmeyen birisini bulmak: tükenmeyen aşkın en basit tanımı budur,” demedi