01 Eylül 2019

Gece metrosuyla 'karanlık'tan şafağa...

O kadar hasret kalmışız ki adil bir ülkeye, Ekrem İmamoğlu'nun İstanbul'da "24 saat ulaşım" kararı bile bize büyük bir umut ışığı olabiliyor

Bazıları gece sever. Çünkü gündüzün "ışık rejimi"ne ait makyajlar silinmiştir artık; gece durudur. Karanlık bir ormanda yıldızlara bakıp, binbir çeşit kuş sesine kulak vermektir gece... Evrende bir kum tanesi bile olmadığımızı hatırlatır. İnsanların elini eteğini çektiği yarı ıslak caddelerde, en özgür adımlar gece atılır. Ve elbette "aşk"tır gece... Birbirine sımsıkı sarılan sevgililere Andreas Frege'nin tabiriyle o anlık "ölümsüzlüğü" tattırır.

Bazılarıysa mahkûmdur geceye... Sırf mesai yapanlar değil, nice evsiz barksız yaşar gecenin koynunda. Gece çöktü mü, nice terk edilmiş, gidecek yeri olmayan biçareye rastlarız parklarda ve otobüs duraklarında... Gece, Woody Allen'ın "Midnight in Paris"ine masalsı bir fondur. Martin Scorsese'in "After Hours" filmidir aynı zamanda; "tekinsiz" ve sürprizlerle doludur!

"Milli irade" geceyi sevmez!

Özellikle 9-5 çalışan, ev taksidi ödeyen, arabasını değiştirme hayali kuran geniş kitleler, geceyi pek sevmezler. Onların kutsal amaçları ve bu amaçlar için daha çok paraya ihtiyaçları vardır. Bunun için de gündüz daha çok çalışmalı, gece uyunmalıdır. Birçok dilde yer alan "gece hayatı", bu bakımdan bir grup "özgür insan"a hitap etmektedir. Tiyatroya, sergiye ve sinemaya gitmek, çıkışta bir yerde yemek yemek, hatta oradan bir bara kapağı atmaktansa evde bedava izlenecek diziler vardır. Gece hayatı "hovardalık"tır. Durum dünya genelinde böyleyken,  bizde bir de "milli irade" söz konusudur. Bu irade, "gece hayatı" denince sanatı ve sosyalleşmeyi değil; direkt olarak içki ve seksi anlar. Artık yargı düzeyinde ülkeye egemen olan bu zihniyet, sokak ortasında tecavüze uğrayan gencecik kadınlara "O saatte orada ne işin vardı?" diye soracak kadar da küstahtır. Böyle bir zihniyetin İstanbul gibi bir "megapol"de vapur seferlerini 23.15, metroları 24.00'te durdurması gayet olağandır.

İhaleye fesat gündüz karıştırılır...

Tablo böyleyken, hafta içi Ekrem İmamoğlu'nun duyurduğu "İstanbul'da 24 saat ulaşım" uygulaması sembolik de olsa önem arz ediyor. Yıllardır ulaşımdan kentleşmeye, vergilerden  ceza kanunlarına kadar her alanda sadece kendi kitlesine göre adımlar atan, "öteki yüzde 50"yi zerre kadar umursamayan bir iktidarla karşı karşıyaydık. Şimdi "öteki yüzde 50", nihayet demokratik yollarla kendisinin de temsil edildiğini görüyor. Böylece "artırılan tren saatleri" gibi basit bir gelişme, adeta bayrama dönüşüyor. Fesat karıştırılan ihaleler, soyulan kurumlar, akraba kayırmacılık, doğa talancılığı gibi "en helalinden" işler gündüz yapılırken; "günahkâr gece"lerde metro istasyonları artık pırıl pırıl parlıyor.

"Öteki yüzde 50"nin kabuğunu kırmak

Daha başkan olur olmaz evlere aylık iki ton suyu "yaşam hakkı" olarak bedava veren İmamoğlu, işin söylem boyutunda da farklı bir siyasetçi modeli çiziyor. Bröve töreninde önce kadın metro sürücülerini tebrik eden İmamoğlu, İSPARK'ta tek bir kadın çalışan olmamasından yakınıyor. Obezitenin arttığını anlatıyor ve bunun için İstanbul'a güvenli yürüyüş yolları yapmayı vadediyor. Hamasetten uzak; günlük hayata, üstelik hayali bir "yüzde 50"nin değil, çoğumuzun hayatına dokunacak cümlelere o kadar hasret kalmışız ki... Bunları dinlemek bile yıllardır nasıl bir bayağılık, nasıl bir çürümüşlüğe maruz kaldığımızı gösteriyor. Tüm bunların üstüne İmamoğlu'nun Diyarbakır ziyareti, "öteki yüzde 50"nin kabuğunu kırıp çok daha geniş bir toplumsal mutabakata varmak açısından ayrıca değer kazanıyor.

Tünelin ucunda küçük bir ışık belirdi sanki!..

Açık olmak gerekirse, daha başkan seçildiği ilk günden beri İmamoğlu'na "öteki yüzde 50"nin müstakbel cumhurbaşkanı olarak bakıldığı ortada. Hatta İmamoğlu'nun dualı fotoğraflarına, kadın-erkek havuzlarını birleştirmemesine yönelik "seküler tepkiler" de bu hayalin bir kanıtı olarak ortaya çıkıyor. Ama öncelikle somut icraata odaklanmayı unutmamak gerekiyor. Herkesin İmamoğlu'ndan beklentileri farklı. Ulaşımı hızlandırabilecek mi, depreme karşı ne önlemler alacak, Taksim Meydanı'nı ve Beyoğlu'nu düzeltebilecek mi? Hepsini zaman gösterecek. Bunun için de biz hayatının en değerli yıllarını kalitesiz bir yönetimle, "ikinci sınıf" vatandaş olarak geçirenlerin azıcık daha sabretmesi gerekecek.

Her kuyunun bir dibi, her felaketin bir sonu vardır. Elbette Türkiye de bir gün daha yaşanılabilir, daha adil, daha kendisiyle ve dış dünyayla barışık bir ülke olacak.

İşte, biz "özgür insanlar" için gece metrosu göründü bile!.. Elbet tünelinin ucunda küçük bir ışık da belirecek!

TIKLAYIN - İstanbul'da 24 saat hizmet verecek metro hatları açıklandı

Yazarın Diğer Yazıları

Aşkta da AHBAP, kavgada da: Haluk Levent

90'larda hüzünlü şarkılarıyla girdi hayatımıza... Şimdi organize ettiği hayır işleriyle yine çok popüler, yine gündemin tam ortasında...

Sanal kimlikler ve 'Galatasaraylı' Fenerbahçeliler

Henüz pembe kar yağmadı ama Galatasaray Lisesi'ne Fenerbahçeli müdür atandı! Bakalım yeni milenyumda daha neler göreceğiz?!.

Belçika'da evlenmenin 'şiddet'li hazzı!..

Avrupa'daki konvoylu ve silahlı düğünler, dördüncü kuşak "gurbetçiler"de "yerli ve milli"liğin devam ettiğini bize gösteriyor