22 Şubat 2021

Normal bir Türk ailesi

Avukat bey haklı, "normal bir Türk ailesi" işsiz bir baba, çalışamayan bir anne ve çocuklardan oluşur! Ve bu "yapının" kayınpederiyle ortak müellifi olarak Berat Albayrak da aynı kaderi paylaşmış bulunuyor! Tek fark Berat Bey'in cukkası sağlam, kira derdi yok, hatta danışmanlık işi yapmak için kiralamak üzere yalı bile aradığı iddiaları var

"Normal bir Türk ailesi" kavramından, Berat Albayrak'ın avukatı sayesinde haberdar oldum.

İstifa ettiğinden beri ortalıkta görünmeyen Berat Albayrak'ın nerede olduğunu da yine aynı avukat sayesinde öğrenebildik.

Avukat beyin açıklaması şöyle:

"Sn. Berat Albayrak görevinden ayrıldığı günden bu yana normal bir Türk ailesinde olduğu gibi evinde eşi ve çocukları ile zaman geçirmektedir."

Buradan anlıyoruz ki Berat Albayrak, istifa ettiği 8 Kasım gününden beri evinde, eşi ve çocukları ile oturuyormuş!

Tıpkı, Albayrak'ın devri iktidarında işini kaybeden yüzbinlerce aile babasının yaptığı gibi yani!

Avukatının vurgusu da bize gösteriyor ki işini kaybetmiş bir baba, çalışamayan bir anne ve çocukların bir evde topluca vakit geçirmeleri Türkiye'de "normal" bir durum.

Zaten TÜİK'in işsiz saydığı insanlarımıza, bir de iş bulma ümitleri kalmadığı için işsiz saymadığı insanlarımızı eklersek, her Türk hanesi başına en az 1 işsiz olduğunu da görüyoruz.

Bu durumda avukat bey haklı, "normal bir Türk ailesi" işsiz bir baba, çalışamayan bir anne ve çocuklardan oluşur!

Ve bu "yapının" kayınpederiyle ortak müellifi olarak Berat Albayrak da aynı kaderi paylaşmış bulunuyor!

Tek fark Berat Bey'in cukkası sağlam, kira derdi yok, hatta danışmanlık işi yapmak için kiralamak üzere yalı bile aradığı iddiaları var.

Yani onun adına çok üzülmemiz gerekmiyor, bu yaşta işsiz kaldı diye!

Öte yandan Türk ailesinin "normal" olanı olduğuna göre bir de "anormal" olanı var demek ki.

Diyalektik materyalizmin "zıtların birliği", Mevlana'nın "her şey zıddıyla kaimdir" dediği durum yani.

"Anormal Türk ailesi" de bu durumda tanımı gereği babanın iş sahibi olduğu, annenin çalışabildiği, çocuklarıyla ancak akşam sofrasında buluşabilen bir aile olmalı.

Ki TÜİK istatistiklerine bakarsak, evlenecek çağdaki yetişkin nüfusun istihdam oranı bunu doğruluyor.

Bu tür hanelerin sayısı, "normal" hanelerin sayısından az ve sayının bu göreceli azlığı o aile tipinin "anormal" olarak nitelenmesine yol açıyor sanırım.

Ve bu "anormal Türk ailesi tipinin" müellifi de yine Berat Bey ve kayınpederi.

Onun için Berat Bey, günah keçisi gibi bir kenara ittirilirken kayınpederinin iş güç sahibi bir aile reisi olarak hayatına devam edebiliyor olması da haliyle beni üzüyor.

Dileyelim, Erdoğan ailesi de bir an önce "normal bir Türk ailesi gibi" yaşamaya başlasın!

* * *

Devlet sözünü tutamadığında!

Federal Almanya'nın Hanau kentinde, geçtiğimiz yıl 19 Şubat akşamı bir ırkçı  terörist, dördü Türk olmak üzere dokuz genci katletmişti. Öldürülen öteki gençler Bosna, Bulgaristan, Polonya, Romanya ve Afganistan kökenliydi.

Öldürülen 9 genç, katliamın birinci yılında Hanau'da düzenlenen törenlerle anıldılar.

Bu törenlerden birinde Federal Almanya Cumhurbaşkanı Frank Walter Steinmeier bir konuşma yaptı, kurbanların yakınlarından özür diledi. Konuşmasından şu cümleyi sizler için cımbızladım:

"Devlet kurbanlara karşı koruma, güven ve özgürlük sözlerini tutamamıştır.''

Bu sözleri okurken, sanırım acısı hâlâ çok taze olduğu için, PKK tarafından hunharca katledilen 13 vatandaşımızı hatırladım.

Burnundan kıl aldırmayan, vatandaşlarına hesap vermeyi zayıflık addeden ceberut devlet geleneğinin bir sonucu olarak arkalarından bir özür bile dilenmedi.

Özür dilenmesini bırakın, medeni bir ülkede muhalefetin mutlaka sorması gereken soruları sorduğu için CHP Genel Başkanı'na söylenmedik söz bırakmadılar.

Tabii politik medeniyet açısından Türkiye ile Almanya'ya kıyaslayacak değilim. Kıyaslayacak olursam bizim devlet yöneticilerimize söylemem gereken bazı sözler hoş karşılanmayabilir.

Ancak, terör örgütünün elinde 6 yıla yakındır rehin tutulan vatandaşları için kılını bile kıpırdatmayan bir iktidarın, utançla başını öne eğmek yerine, soru soranlara bir de efelenmesine ne demeli, bilemiyorum.

* * *

"Kaçan kurtulur" ülkesi

Geçtiğimiz hafta Mars'a inen ABD uzay aracının "yükü" arasında 10 milyon insanın adına hazırlanmış "sembolik" iniş kartları da varmış.

Böylece 10 milyon kişi, fiziken Mars'a gidememiş olsa bile "ismen" Mars'a iltica etmiş bulunuyor.

Bu 10 milyon kişinin 2 milyon 500 bininin Türk olduğunu söyleyeyim ki konumuz da zaten bu.

Ertuğrul Özkök, Hürriyet'teki yazısında bunu ümit verici bir sayı olarak tanımlıyor; "gözlerini gökyüzüne dikmiş bir nesil"!

Ben öyle tanımlamıyorum: Bu "gözünü gökyüzüne değil, yurtdışına dikmiş bir nesil" gibi geliyor bana.

2019 yılının 23 Nisan'ında NTV'nin özel yayınına katılan bir öğrenciyi hatırladım, Mars'a giden isimler ile ilgili haberleri okurken.

Sunucu Simge Fıstıkoğlu, Darüşşafaka öğrencisine gelecek planlarını sorunca şu yanıtı almıştı: "Almanya Köln Üniversitesi'nde tıp okumak istiyorum, ondan sonra da belki Alman vatandaşı olurum."

Ondan bir yıl sonra Yeditepe Üniversitesi ile MAK Danışmanlık tarafından gerçekleştirilen bir araştırmanın ortaya koyduğu sonuç da şuydu:

Bir başka ülkenin vatandaşlığına geçmeye hazır olan, 18 – 29 yaş arasındaki vatandaşlarımızın oranı yüzde 64.

Aynı araştırmaya göre gençlerimizin yüzde 76'sı bir yabancı ülkede yaşamak için can atıyor.

Daha önce T24'te yazmıştım, Asgardiya isimli hayali uzay ülkesine yerleşmek için başvuranlar arasında Türkler ikinci sırada, birinci sırada Çinliler var. Nüfusa oranlarsanız, Türkler birinciliği uzak ara elde tutuyorlar. (Fırsatını Bulan Kaçıp Gitmek İstiyor. 4 Eylül 2020)

Yani işin aslı şu ki, 19 yıllık AKP iktidarı, gençlerimiz için Türkiye'yi yaşanmaz bir ülke haline getirdi.

İş ümitleri yok, mezun olunca liyakate bakılmayacağını, torpil gerektiğini biliyorlar, ülkenin genel siyasi atmosferi çatışma ve gerilimden ibaret, gelecek korkuyla beklenen belirsizliklerle dolu!

Gençlerin böyle bir ülkeden gitmek istemelerinde bir tuhaflık yok aslına bakarsanız.

Yukarıda sözünü ettiğim araştırmanın sonuçlarından biri de, gençlerin nereye gitmek istediği ile ilgili.

Gençlerimizin tercih ettikleri ülkeler ise Avrupa ülkeleri (Yüzde 43), ABD – Kanada (Yüzde 39,8) ve İskandinav ülkeleri (Yüzde 14,8).

Gördüğünüz gibi memleketimizin geleceği olacak çocuklar, özgür, demokrat, hükümetlerden hesap sorulabilen, bireysel hakların teminat altında olduğu ülkeleri tercih ediyorlar.

Anayasalarında "dini İslam" yazan bir ülkede yaşamayı hayal eden, böyle bir ülkeye kapağı atmak isteyen de yok.

Sadece bu bile Türkiye'den neden kaçıp gitmek istediklerini ne kadar açık ortaya koyuyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Suriyelilere vatandaşlık hazırlığı mı?

İktidarda kalabilmek için aklına gelen her yolu deneyen, aynı zarftan çıkan dört oydan üçünü geçerli, birini geçersiz saydırabilen bir zihniyete sahip AKP, Suriyeli sığınmacılara bakıp, kendine ait bir oy deposu mu görüyor?

Düş sattım aldanmışlara...

Saray'daki ekibi, propaganda mekanizmasını harekete geçirerek birbiri ardına açıkladığı bu paketleri alay-ı vâlâ ile halka satabilir. Ancak unuttukları bir şey var: Boş midelerin gurultusunu bastırmaya dünyanın en büyük propaganda makinelerinin sesi bile yetmez!

Yakında Amerika'yı da keşfederler!

Aradan geçmiş üç çeyrek yüzyıl, beyimiz hâlâ "insanların doğuştan sahip olduğu haklardan" söz ediyor. Magna Carta'nın üzerinden 8 yüzyıl geçmiş, bizimkilerin aklına masumiyet karinesi yeni geliyor. Cumhurbaşkanı'na bunları "yeni" diye kim yutturduysa, helal olsun!