30 Kasım 2021

Kılıçdaroğlu'nun bilmecesi ve CHP'nin açmazı

CHP'nin asıl açmazı burada yatıyor. Emekten yana bir program mı ortaya koyacak, neoliberal politikaları kendisinin daha iyi uygulayacağını söyleyen bir program mı? Yoksa ikisinin arasında dengeyi hedefleyen bir program mı?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, geçen gün evinin mutfağında çektiği bir video yayınladı.

Şu sözlerine dikkatinizi çekmek istiyorum:

"Nefsine yenilen sorumsuz liderler ve iktidarlarının yapamadığını ben yapmak istiyorum. Hayatımın bu aşamasında neyleyim ben sarayları, paraları? Ben nefsimi körelteli çok uzun yıllar oldu. Tek bir muradım var benim, o da milletimin gelecekte bana dua etmesidir, o kadar."

Havanda su dövme eylemini andıran Türk tipi politika yapma biçiminde, her yöne çekilebilecek sözler bunlar.

Kılıçdaroğlu, bu sözleriyle Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunu mesele yapmayacağını, kazanabileceği daha garanti görünecek bir adayın önünü açacağını mı anlatmaya çalışıyor?

Yoksa tam tersine, parlamenter sisteme geçişin alt yapısının da oluşturulacağı bu geçiş döneminde en iyi Cumhurbaşkanı adayının kendisi olacağını mı ihsas ediyor?

Sarayla, parayla ilişkisi olmadığını vurgulayıp "nefsini de körelttiğini" söylediğine göre birincisi olmalı diyebilirsiniz.

Seçimi kazanabilecek güçlü bir adayın arkasında durarak bugüne kadar politikada kimsenin yapmayı başaramadığına mı talip?

Öte yandan daha önce söyledikleriyle birlikte değerlendirecek olursak da tam tersi bir sonuca ulaşabiliriz.

Egosuna yenik düşmeyecek, sistemin değişmesinin yolunu açacak, bu arada da ittifak – koalisyon ortaklarının birlikte oluşturacakları programı uygulayacak, bir Cumhurbaşkanı tarif etmemiş miydi?

O tariflerdeki ipuçlarından yola çıkacak olursak da bu sözleriyle aslında kendi adaylığını üstü örtülü olarak ilan ediyor gibi görünüyor.

"Havanda su dövme esaslı Türk tipi politika yapmak" derken de bunu anlatmaya çalışıyordum.

Kılıçdaroğlu öyle ortadan konuşuyor ki bu sözleri, oraya da çeksek gider, buraya da çeksek gelir.

Daha önce de yazmıştım, seçime 19 ay var ve bugünden bir aday ilan ya da tarif etmek gereksiz bir iş.

Sistemi değiştirtebilmek için de Cumhurbaşkanlığı seçiminde Recep Tayyip Erdoğan'ı yenmek tek başına yeterli değil.

TBMM seçimini de kazanmak, Anayasa değiştirecek bir çoğunluğa ulaşılamasa bile referanduma götürecek çoğunluğu sağlamak gerek.

Seçime yaklaşılırken araştırmalar Erdoğan'ı kimin yenebileceğini gösteriyorsa aday da o olmalıdır.

Bugünden şu kazanır, bu kazanır diye zar atmanın bir anlamı yok.

Ancak bugünden yapılması gereken, geniş kitlelerin teveccühünü kazanabilecek bir programı ortaya koymaktır.

Meclis çoğunluğunu kazanabilecek olan şey, Cumhurbaşkanı adayının kişiliğinden daha çok ortaya konulan ortak program olacak.

Erdoğan, kontrolsüz ve dizginsiz bir şekilde vahşi kapitalist bir programı yürürlüğe koydu.

İzlediği bu politikanın bir tek amacı var: Ekonomik büyümenin maliyetini ucuz emeğin sırtına yıkabilmek.

Erdoğan'ın ezeceği bu insanlara neyle ümit verilecek?

Yaşadıklarının "yabancıların oyunu" değil, işgücünün değerini pul etmeyi hedefleyen bir politikanın sonucu olduğunu ve bunun kader olmadığını vurgulayacak bir programı kim ortaya koyacak?

Sistemin kendisiyle hiçbir sorunu olmayan sağ partiler mi?

CHP'nin asıl açmazı burada yatıyor.

Emekten yana bir program mı ortaya koyacak, neoliberal politikaları kendisinin daha iyi uygulayacağını söyleyen bir program mı?

Yoksa ikisinin arasında dengeyi hedefleyen bir program mı?

Bugün için bu soruların yanıtı, Cumhurbaşkanı adayının kim olacağından daha çok önem taşıyor.


Çizgi: Tan Oral

* * *

Tam öğrenmişti ki seçimi kaybediyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkmenistan dönüşü uçakta, kendisine sorulmasına izin verdiği soruları yanıtladı.

Yanıtlarından bir tanesini not ettim:

"İktidara geldiğimiz ilk günden itibaren, belki de tarihimizde ilk kez kendi ihtiyaçlarımıza, önceliklerimize ve gerçeklerimize uygun bir ekonomi politikası izledik. Buna da aynı kararlılıkla devam ediyoruz. Yani biz ekonomik olarak da bağımsızlaşma mücadelesi verdik. Bu adımları attıkça, içeriden dışarıdan vesayetçilerin dirençleriyle, ekonomimize yönelik türlü saldırılarla karşılaştık. Bunların her birini milletimizle birlikte bertaraf ettik. Bizi kendi istedikleri çizgiye çekmek isteyenlerin kur, faiz oyunlarına prim vermedik, vermiyoruz. Büyüme yolculuğumuzda yatırım, üretim, istihdam, ihracat hep önceliğimiz oldu. Felaket tellallarına, mandacı iktisatçılara, ekonomik tetikçilere aldırış etmeden hedeflerimize yürümeyi sürdüreceğiz."

Bu sözlerden ne anladınız?

Böyle söylediğine göre iktidarda geçirdiği 19 yıl boyunca "kendi ihtiyaçlarımıza ve önceliklerimize ve gerçeklerimize uygun bir ekonomi politikası" izlememiş.

Neden?

Bütün bu süre boyunca tek başına iktidardaydı.

Başkanlık sistemine geçildiğinden beri MHP'nin ve Devlet Bahçeli'nin himmetine muhtaç ama ondan öncesinde ne istese yapabilecek siyasi güce sahipti.

Daha doğrusu biz öyle zannediyorduk.

Bunca yıldan sonra "kendi gerçeklerimize ve önceliklerimize uygun" politika uygulamaya başladığına göre o yıllarda bize gösterdiği kadar güçlü değilmiş.

Demek ki o yıllarda "vesayetçilerin, felaket tellallarının, mandacı iktisatçıların ve ekonomi tetikçilerinin hedeflerine uygun" hareket ediyormuş.

Ne diyeyim, bilemedim.

"Tam öğrenecekti ki seçimde yolcu olacak" diye bitireyim bari.

Yazarın Diğer Yazıları

Avantası Yüksek İhaleler Cumhuriyeti

Çocukları ani bir şekilde zihin açıklığına kavuşan, eşlerinin kollarında aniden Hermesler, Chaneller beliren, en üst düzey kamu yöneticisinin bir yıllık maaşıyla bile alınamayacak saatleri takmaya başlayanlar kimlerse, para onların arasında paylaştırılmıştır

"Güzel ivme" buysa, daha güzelinden Allah korusun!

Artık ne yiyor ne içiyorsa ruhuna öyle bir pozitif enerji yüklenmiş ki her şey ona şahane görünüyor

"Yeri ve zamanı" beklerken tren kaçmasın

Bugün mutfak yanıyor, fırsatı kaçırırsanız o gün memleket yanar