26 Mayıs 2022

Kamu kaynaklarıyla özel vakıf olmaz

Erdoğan ailesi de bu vakıflar ile ilgili olarak özel bir hesap peşinde değilse, iktidardan düştüklerinde vakıfların yönetimini seçilmiş kamu yöneticilerine ya da doğrudan doğruya Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün yönetimine devredeceklerini taahhüt etmelidir

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun önceki akşam açıkladığı "vakıf" belgeleri, iddia ettiği gibi Erdoğan ailesinin yurtdışına kaçma planının bir parçası mıdır, bilemem.

Bu bana sanki biraz aşırı bir yorum olur gibi geliyor.

Bu konudaki düşüncelerim ikinci yazıda.

Ancak şurası açık: Bu vakıflara gönderilen para, yurtdışına yapılmış açık bir servet transferidir.

Söz konusu Türken Foundation, ABD'de düzenli olarak denetlendiği ve bu bilgiler herkese açık olduğu için zaten gözlerimizin önünde olan bir vakıf.

CHP'nin ABD Temsilcisi Yurter Özcan, Kılıçdaroğlu'nun son açıklamasından üç hafta önce bu vakıf ile ilgili son bilgileri açıklamıştı.

Görülüyor ki Türken Foundation'ın topladığı "yardımların" tutarı 30 Haziran 2020 itibariyle 67 milyon ABD Doları'na ulaşmış.

AKP yöneticileri, bu vakfın yurtdışındaki öğrencileri FETÖ'nün elinden kurtarmak için burs verdiğini açıklıyorlar.

Ancak ABD'de verdikleri son vergi beyannamesine göre herhangi bir öğrenciye burs verilmiş de değil.

Bu vakfın boksör Muhammed Ali'nin çiftliğini satın aldığını ve New York Manhattan'da lüks bir gökdelen yaptığını da biliyoruz.

Türken Foundation 2014 yılında ABD'de kuruldu. ENSAR ve TÜRGEV'in ortak kuruluşu. Bu Vakfın kurucuları arasında Recep Tayyip Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan da var. Kızı Esra Albayrak (Eski Bakan Berat Albayrak'ın eşi) Yönetim Kurulu üyesi.

Bu vakıf, Erdoğan ailesinin sahip olduğu servetle kurulmuş değil.

Büyük ölçüde kamu ile iş yapan iş adamlarının yardımlarından oluşuyor.

Kamu ihaleleriyle beslenen sadece yandaş medya değil yani.

Devlet ile şu kadar milyon dolarlık işi olan bir iş adamı, kendine gösterilen 

Vakıf ya da vakıflara da yardım etmek zorunda kalıyor. Bu bir devlet sırrı değil zaten.

Bu tür "zorunlu bağışları" yapmak mecburiyetinde kalan iş adamlarının kapalı ortamlarda bu durumdan nasıl yakındıklarını, "yaka silktiklerini" biliyoruz.

Kuşkunuz olmasın ki yarın iktidar değiştiğinde bu iş adamları ya yeni muktedirlerin kuracağı bu tür vakıflara para yağdıracaklar ya da geçmişte hangi vakıflara, nasıl bir serveti, ne tür zorlamalarla yatırdıklarını açıklayacaklar.

Hatta belki hatırlarsınız, belli bir rakamı getirip, teslim etmeyen bir iş adamının kucağa nasıl oturtulacağı ile ilgili bir telefon kaydı da bir dönem kulaktan kulağa yayılmıştı.

Mesela Başkent Gaz, Kızılay üzerinden Ensar aracılığıyla ABD'deki vakfa 8 milyon dolar bağışlamıştı.

Bir özel şirket, bir vakfa bağış yapıyor ama bu bağış önce Kızılay'a oradan Ensar'a oradan Türken'e gidiyor.

Bu kadar dolambaçlı yollara neden gerek görülüyor dersiniz?

Öte yandan bu tür vakıfların bir diğer gelir kaynağı ise doğrudan doğruya kamu kurumları.

AKP'nin yönetimindeyken İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyeleri'nin ayni ve nakdi katkıları bu tür vakıflara yönlendirildi.

Bu vakıflar, AKP ve Erdoğan iktidardan düştükten sonra da bu aile bireylerinin kontrolünde kalmaya devam edecekler.

Kamu kaynaklarını kullanan bir vakfın, herhangi bir TC vatandaşının kontrolünde kalmasının anlamı ne olabilir?

Muazzam bir servetin transfer edildiği bu vakıfların bir yandan siyasetin finansmanında kullanılacağı diğer yandan da aile bireylerinin ihtiyaçlarına yanıt vereceğini söylersek, haksızlık mı etmiş oluruz?

Dedikodulara ve şüphelere meydan vermemek için doğrusu şu olmalıydı:

Vakıfların kuruluş senetlerine, bu vakıfların seçimle gelen devlet yöneticileri tarafından yönetileceği yazılmalıydı.

Mesela 15 Temmuz Şehitleri için toplanan yardımları değerlendirmek amacıyla kurulan vakıf, Aile Bakanı'nın başkanlığında yönetiliyor.

Bakan değişince, başkan da değişiyor.

Erdoğan ailesi de bu vakıflar ile ilgili olarak özel bir hesap peşinde değilse, iktidardan düştüklerinde vakıfların yönetimini seçilmiş kamu yöneticilerine ya da doğrudan doğruya Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün yönetimine devredeceklerini taahhüt etmelidir.

Aksi takdirde ağızlar torba olmadığı için büzülemeyecektir!

* * *

Dedikoduyla muhalefet, gerçekleri sulandırır

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bir süredir böyle randevulu açıklamalar yapıyor.

Saat 22.00'de beni bekleyin, bakın neler geliyor gibisinden.

Herkesi bir heyecandır alıyor.

Ancak ben artık o kadar da heyecanlanmıyorum. Zahmet edip Netflix'den çıkıp, Halk TV'yi açmıyorum.

Çünkü artık biliyorum ki Kemal Bey'in bu randevulu açıklamalarını zaten önceden biliyoruz.

Kemal Bey, somut olaylar üzerine kendi yorumunu ekleyip, eski bilgilerle yeni bir açıklama yapıyor.

Önceki gün de böyle oldu.

Evet, kamu kaynaklarıyla kurulmuş vakıflar aracılığıyla gerek yurtdışında gerekse yurt içinde Erdoğan ailesinin yönetimine milyonlarca dolar tutarında bağışlar yapılıyor.

Bu bağışlar "başımın gözümün sadakası olsun" kıvamında bağışlar da değil.

Milyonlarca dolardan söz ediyoruz ve tesadüf bu ya bu bağışları yapanlar da kamu kaynaklarıyla beslenen girişimciler.

Bundan amiyane tabirle "kıllanmak" normal.

Durduk yerde niye birileri, bu ülkeyi yöneten bir insanın çocukları olmak dışında hiçbir vasıfları olmayan birilerinin kurduğu vakıflara bu paraları yağdırsınlar?

Ancak bundan Kemal Kılıçdaroğlu'nun yaptığı çıkarımlar yapılabilir mi?
Hiç sanmıyorum.

"Erdoğan ailesi, yurtdışına kaçacağı için vakıflara para aktarıyorlar" iddiası bir varsayım.

Kim bilir, belki de kaçmayacaklar da vakıfların kaynaklarını politikada kendi ailelerinin geleceği için kullanacaklar.

Belki de gerçekten hayır yapacaklar, sadece bu para trafiğine bakarak bunu iddia edebilir miyiz?

Kılıçdaroğlu, çok önemli bilgileri deyim yerindeyse sulandırıyor.

Bu fikirleri kendisine kim veriyor bilmiyorum ama arasına biraz mesafe koysa iyi olur.

Kendi başına gerçekten çok vahim olan bir gerçeği, kanıtlanamayacak bir iddiaya dönüştürmek kimin işine yarar?

Açıklamalara girişmeden önce bir nefes alıp, sakince düşünürse yanıtını bulacak kadar zeki olduğunu biliyoruz.

Yazarın Diğer Yazıları

Atarlı – giderli ergen diplomasisinin sonu

"Diklenmeden dik duran adamın", Biden ile yaptığı bir telefon görüşmesi ve bir kare fotoğraf uğruna yelkenleri suya indirdiğini saklayabildiklerince saklamaya çalışacaklar

Bu milletin "bir" derdi var

Millete sarılacağı bir umut vermek gerek ve muhalefet seçime bir yıl kalmışken hâlâ havanda su dövüyor!

Büyük Birader işbaşında

Geniş kitlelerde yaratılan hoşnutsuzlukların siyasi bir tepkiye dönüşmesini engellemenin yöntemi de onlara, içinde kaybolup, tepkilerini başka yerlere yöneltmelerini sağlayacak başka bir gerçeklik sunmak