17 Ekim 2019

Cumhurbaşkanı’nın kafası giderek karışıyor

Cumhurbaşkanı'nın Münbiç’te rejimin kente tek başına hâkim olmasına itiraz etmeyip, İdlib’de itiraz ediyor olmasını da açıklamakta çok zorlanacağına bahse girerim!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “maiyette uçan gazetecilere” yaptığı açıklamalar, bana biraz kafa karışıklığı yaşadığını düşündürttü.

Bunun da sorumlusu ben değilim, uçaktaki gazeteciler.

Uçakta sebilhane sürahisi gibi bir masanın etrafına dizilip, fotoğraf çektirmeyi biliyorlar, soru sormaya korkuyorlar.

Oysa sorularla konuyu açabilirler, böylece Erdoğan’ın kafasının içindekileri tam olarak anlamamızı da sağlayabilirlerdi.

Erdoğan şöyle diyor:

“Münbiç’e rejimin girmesi benim için çok çok olumsuz değil. Niye? Sonunda bunların kendi topraklarıdır. Ama burada terör örgütlerinin kalmaması benim için önemli. Yani bizim onlara söylediğimiz ‘Burada YPG / PYD kalacak mı kalmayacak mı?’ Sayın Putin’e de ben bunu söyledim. Eğer terör örgütlerinden Münbiç’i temizliyorsanız, buyrun buranın bütün lojistiğini siz sağlayın veya rejim sağlasın. Ama yok bunu böyle yapmayacaksınız, oradaki aşiretler bize ‘gelin bizi kurtarın’ diyor. Çünkü Münbiç’in tamamına yakını yüzde 85-90’ı Arapların. Kürtlerin değil.”

Mesela şu soruyu sormak gerekirdi:

“Esad güçleri, Münbiç’in kontrolünü PYD ile birlikte sağlamaya devam edecek olursa, harekatımız bu noktada duracak mı?”

Sözlerinden anladığımız kadarıyla durmayacak. Çünkü Arap aşiretlerinin “Türkiye’nin yardım etmesini” istediğini söylüyor ve “orası Kürtlerin değil” diyor.

İşte tam burada sormak gerekmez miydi:

“Sayın Cumhurbaşkanı, bu durumda Suriye ordusu ile sıcak bir çatışmanın söz konusu olabileceğini söyleyebilir miyiz? Rusya ve İran ile bu amaçla bir temas oldu mu?” Cumhurbaşkanı, Putin ile telefonda konuştuğunu ve Putin’in “Türkiye – Suriye arasında çatışma çıkmaması için hassasiyet gösterdiğini” söyledi.

O zaman şu sorulmalıydı:

“Münbiç’in Suriye toprağı olduğunu söylediniz. Münbiç’teki Arap aşiretlerinin, kentteki kontrolü Rusya ya da rejimin sağlamasına itirazları mı var?”

Bu sorulardan aldığımız yanıtlarla yeni sorular sorabilir ve Erdoğan’ın tam olarak ne düşündüğünü anlayabilirdik.

Ve sonra tabii şunu da sormak gerekirdi:

“Münbiç’in Suriye toprağı olduğunu, rejim birliklerinin Münbiç’e girmesinin çok olumsuz olmadığını söylediniz. Peki İdlib hangi ülkeye ait bir toprak parçası?”

Cumhurbaşkanı’nın buna yanıtı elbette “Suriye’ye ait bir bölge” şeklinde olacaktı.

O zaman da şunu sormak gerekirdi:

“Bildiğimiz kadarıyla İdlib’de, Suriyeli olmayan cihatçı grupların kontrolündeki köyler de var. Türkiye artık İdlib’deki rejim muhalifi cihatçı teröristlerin temizlenmesi konusunda Suriye devleti ile işbirliği yapabilir mi?”

Uçaktaki gazeteciler bunları sormaya cesaret edemedikleri için yanıtlarını bilemiyorum.

Ama şunu söyleyebilirim: Cumhurbaşkanı, daha az konuşursa, kendisini bağlayacak hatalı açıklamaları daha az yapar.

Hem “terörist temizliği için Suriye’de olmayı”, hem de İdlib’de “teröristlere Suriye rejiminin müdahalede bulunmasını önlüyor olmayı" aynı anda açıklayamaz çünkü.

Münbiç’te rejimin kente tek başına hâkim olmasına itiraz etmeyip, İdlib’de itiraz ediyor olmasını da açıklamakta çok zorlanacağına bahse girerim!

Kader, Erdoğan’ı adım adım Beşar Esad’a yaklaştırıyor.

Şu “Esad mı, Esed mi” tartışmasını yeniden başlatmakta yarar var sanki.

***

Dünya gemi sahibi çocuklar günü

Geçen hafta “Dünya Kız Çocukları Günü” kutlandı. Ben de kutladım tabii, kız çocuğum var.

Gerçi kız çocuğum olmasaydı da kutlardım, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak için her fırsatı kullanmak gerekiyor.

Sonra da UNESCO, NATO, CENTO, Şangay Beşlisi, Okçular Vakfı, TÜGVA ve AKP Gençlik Kolları’na bir öneride bulunmaya karar verdim.

Bundan böyle mesela 17 Ekim günleri ya da her yıl ekim ayının üçüncü perşembesi “Dünya Gemi Sahibi Çocuklar Günü” olarak kutlansın.

Bu ilhamı almamı borçlu olduğum kişiler Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve yakında onun yardımcısı olacağı söylenen, şimdilik düz milletvekili Binali Yıldırım’dır.

Bu iki değerli Türk büyüğünün çocukları, babalarının siyasette yükselmelerine paralel olarak gemi taşımacılığı işinde büyüdüler, uzmanlaştılar.

“Babam başbakan oldu, bakan oldu” deyip, yan gelip yatmadılar.

Bugün bayrağımızı dünya denizlerinde dalgalandırıyorlar ve onların bu başarılarıyla en az babaları kadar gururlanıyoruz.

Ancak bu başarı bununla sınırlı kalmamalı.

Türkiye’de genç işsizliği feci durumda. İşsiz gençlerin sayısı geçtiğimiz yıla göre yedi puan arttı.

Dört gençten biri işsiz. İstatistik kurumumuz, bazı gençleri “zorunlu askerliğin” arkasına saklamasa aslında üç gençten birisi işsiz çıkacak.

Onun için birilerinin bu gençlerin önünü açması lazım!

Ve en iyi örnekler de bu gemici çocuklar.

Dar gelirli ailelerde büyüyüp, bir anda armatör olup, milyon dolarlarla oynamaya başladılar ve bu başarıya giden yolu açıklarlarsa, bir çok gencimize ilham kaynağı olabilirler.

Biliyorsunuz bunun sırrını daha önce Binali Yıldırım’a sordum, savcıya şikâyet etti. Savcı da dava açtı, beni hapse attırmak istiyor.

Ama bunun için kendisine kırılmış değilim. Hatta olur da hapse girersem, kendisine boncuktan bir de tespih yapacağım, benden bir hatıra olsun diye, söz. (Tespihi Sarı – lacivert yapsam olur mu?)

Ama lütfen bu işin sırrını açıklasınlar ki milletin çoluk çocuğu da kendine bir iş edinsin, cepleri para dolsun.

Onun için bugünü Dünya Gemi Sahibi Çocuklar Günü ilan ediyorum ki “farkındalık” artsın, gemiler alınsın, yükler taşınsın!

Asker selamı! (“Niye yazının sonunda asker selamı vermedin diye kızarlar belki” düşüncesiyle, yazıyla belirtmiş bulunuyorum.)

 

Yazarın Diğer Yazıları

En değersiz "eğitimli emek": Üniversitede hocalık!

Anlı şanlı holdinglerimiz dahil olmak üzere bütün vakıf üniversitelerinde çalışan doktoralı, hatta doçent, profesör unvanlı öğretim üyeleri, aynı holdingin, kendileriyle aynı "kıdemde" bir yöneticisinden daha az maaş alırlar.

Çocuklarımızın çoğunluğu "aptal" olabilir mi?

Şunu sorabiliriz herhalde: Bu okullarda okuyan ve okuyacak çocukları, dünyadaki yaşıtlarıyla eş değerde bir eğitim olanağına kavuşturmak için ne yapıyorsunuz?

"Cinayet" ile suçlamak zorunda kalmayalım

Kaçmayacağını zaten herkes biliyor, kaçmak isteseydi çok önce kaçardı. O halde, son derece ciddi sağlık sorunu olmasına rağmen niye hala tutuklu yargılanıyor?