19 Haziran 2022

Maduro neden hâlâ iktidarda?

Venezuela'da keskin bölünme ve ekonomik felaket yerli yerinde duruyor. Muhalefetin ifadesiyle: "Biz onları yok edemedik, onlar da bizi yok edemediler," sonucuna ulaşıldı

Türkiye yayın dünyasında, kendisinden en çok söz edilen başkan unvanına sahip... Ekonomik çöküşüyle Türkiye'nin gelecek kehanetlerinde, uyuşturucu ticaretindeki karanlık şöhretiyle, son beş yılda ülkeden ayrılan 7 milyon göçmeniyle kendisi ve ülkesi fena halde göz önünde...

2018'de en düşük katılım (yüzde 46) fakat ezici bir oranla (yüzde 67,8) bir kez daha dertli ülkenin başkanı seçildi.

Göreve geldiğinden bu yana toplumsal ve siyasi şiddet, açlık rejiminin sembolü oldu. 

Baskı, yozlaşma ve kötü yönetim sonucu vatandaşlarını dev bir insani krize sürüklemiş olmakla anılıyor. 

Bir zamanlar Latin Amerika'nın en zengin ülkesi iken, enflasyon akıl almaz seviyelere fırladı, Venezuelalılar tarihlerinde benzeri görülmemiş bir göçle ülke dışına kaçtılar. Sadece komşuları Kolombiya'ya 2 milyona yakın insan göç etti.

Ülkenin sağlık sistemi çöktü ve ilaçlara erişimden mahrumlar. Açlık yaygın ve marketlerin rafları bomboş. Su ve elektrik kesintilerini çok yaygın.

Dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip bir ülkeyi bu hale getirmek oldukça zor ve tamamen yönetim ile alakalı. 

Fakat bu kadar çaresiz koşullarda nasıl yeniden seçildi ve 2025'e kadar uzanan başkanlığa tutunmayı nasıl başardı?

Her şeyden önce Chavez'den çok şık bir siyasi miras devralmıştı. 

Kendi ömrünün kısalığı hakkında fikri olmayan Chavez, anayasa üzerindeki kontrolünü en üst düzeye çıkarmak için anayasa referandumu yaptı. Oysa Venezuela'nın yeni veya değiştirilmiş bir anayasaya ihtiyaç duyduğuna inanmak için hiçbir neden yoktu. Fakat bilmedikleri şey bir bütün olarak, ihtiyaç olmayan her yeni anayasanın otoriterliğe yol açacak bir "hiperbaşkanlık" sisteminin habercisi olduğuydu.

Eşi görülmemiş oylama kuralları altında düzenlenen referandumda, Chavez koltuklarının yüzde 90'ından fazlasına, sahip oldu ve tam burada felaket yaşandı: Tüm karşıt güç kurumlarının sindirilmesiyle birlikte, yüzde 44,3 katılım oranıyla referandumla kabul edilen yeni anayasa, Chavez'e geniş kapsamlı kararname yetkileri ve ordu üzerinde geniş bir kontrol verdi. Gücü tek elde toplar toplamaz olağanüstü hâl ilan etti, Kongre'nin kanun yapma yetkisini aldı. Yargıyı yeniden yapılandırdı.

Anayasa artık diktatörlüğü koruyan bir kâğıt bariyerdi. 

2013'te halefi Chavez'in ölümüyle mükemmel bir güç dokunulmazlığı ile devralmıştı. Buna rağmen seçmenlerini başkanlığının tehdit altında olduğuna ikna etti.

Chavez'in sadık (chavista) valilerine iç güvenliği teslim etti. 

Kendisine ilişkin tekrarlanan suikast planları ve dış güçler komploları propagandası her zaman canlı tuttu.

Ordunun üst sınıfına gıda ve petrol endüstrilerinin yanı sıra karlı madencilik bölgelerinin kontrolünü vererek askeri sadakati sağladı.

Vatanseverlik ve sosyal yardım kartlarını, yoksul seçmenlerin sadık çaresizliğiyle birleştirerek yeniden başkanlığını güven altına aldı.

Sivil, askeri ve siyasi liderleri hapsetmeye devam etti ve gıda dağıtımını bir sosyal kontrol aracı olarak kullandı.

Kendisine karşı itirazları yerel seçkinler ve "emperyalistler" tarafından ortaklaşa yürütülen ‘sabotajlar'a bağladı.

Ve propaganda-ikna ve güç üçgeniyle halkına maliyeti korkunç olsa da dayandı ve kazandı. ABD'nin ve cılız muhalefetinin; çökmesi ve yandaşlarıyla ülkeden kaçması hayali de çöktü.

Geçen hafta Türkiye'yi ziyaret eden ve hükûmete topraklarında (kalitesi ve etkinliği soru işaretleri ile dolu) buğday yetiştirme ve altın rezervlerinden faydalanma sözü veren Venezuela Devlet Başkanı Maduro'dan söz ediyoruz.

ABD'nin "diktatör" olarak tanımlayarak yaptırım uyguladığı Maduro'dan... 

Sonuçta Venezuela'da keskin bölünme ve ekonomik felaket yerli yerinde duruyor. Muhalefetin ifadesiyle: "Biz onları yok edemedik, onlar da bizi yok edemediler," sonucuna ulaşıldı. 

Aslında Maduro rejiminin dayanmasının arkasında İran, Rusya, Küba, Çin ve daha küçük destekçilerinde oluşan uluslararası bir ittifakın gücü var. Savaştan hemen önce Rusya, Venezuela'nın temerrüde düşmesini önlemek için 3 milyar dolarlık krediyi yeniden yapılandırmış, Çin'de 5 milyar dolarlık kredi sağlamıştı.

Türkiye, ABD'nin Maduro hükümetine yönelik yaptırımlarına karşı duruyor ve Çin, İran ve Rusya grubuna katılarak Venezuela'nın yanında yer alıyor. 

Maduro'nun ziyareti aslında Nikaragua ve Küba, Washington'un ev sahipliğinde düzenlenen ve davet edilmediği Amerika zirvesini protesto amaçlıydı. Ve protestosu Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov'un da aynı zamanda Ankara'ya gelmesiyle beklenenden daha fazla dikkat çekti.

Ancak Putin'in Ukrayna'ya karşı savaşının doğrudan bir sonucu olarak, ABD Karakas'a göz kırptı ve heyetler görüşmelere başladı. 

Venezuela'nın petrol gücüyle, Ukrayna savaşı sonucunda yükselen küresel petrol fiyatları ile mücadelede tedarik arttırmak için Maduro'nun yatıştırılması ve bağışlanması gerekiyordu.

Görünüşe göre bu sadece bahane! Washington, Putin'in işgalinden epey önce Maduro ile barışmayı planlamıştı.

Bu fiyasko bir kez daha ABD'nin başka ülkelere lanetli bir demokrasi dayatması yapmasının iflasını gösteriyor. 

Öte yandan da enkaz halinde ekonomi, toplumsal çatışma, asayiş suçlarında patlama ve kötü kamu yönetimine rağmen otokratik iktidarların, iktidarlarına tutunabildiğine de kanıt teşkil ediyor!

Mehmet Önal Kimdir?

Mehmet Önal İstanbul'da doğdu. Hukuk lisans ve yüksek lisans tahsilinden sonra İngiliz Parlamentosu ve Atlantik Konseyi'nde çalıştı.

İzleyen dönemde enerji sektöründe çalışmaya başladı. Ticari görevlerden sonra enerji dönüşümü ve iklim değişikliği kamu politikaları üzerine uzmanlaştı.

Avrupa Birliğini'nin teknik iklim değişikliği danışman organı olan Sıfır Emisyon Platformu'nda ve İngiltere'de Karbon Yakalama ve Depolama Derneği'nde görev aldı. İklim değişikliği temalarında Avrupa'da, Orta Doğu'da ve Asya'da birçok devletin yürüttüğü çalışmalara katıldı.

Profesyonel olarak kamu politikaları ve siyasi gelecekler üzerine senaryo çalışmalarında yer alıyor, büyük toplumsal gelişmeler, sosyolojik değişimler, insanlık için varoluşsal tehdit oluşturan etkenler ve küresel jeopolitik konular üzerine kafa yoruyor. Enerji sektörü profesyoneli olarak Londra ve İstanbul'da yaşıyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Muhammed Bin Salman'ın sevenleri ve sevmeyenleri var, ama görmezlikten gelmek mümkün değil

Krallık gerçek bir reform sürecinden geçiyor. Kadınlar özgürleşiyor. Halkın sanat ve kültürel faaliyetlere erişimi artmakta. İklim değişikliği ile mücadelede büyük adımlar atılmakta ve ülke, bölgeye birçok anlamda öncülük yapıyor

Tarihin büyük istihbarat fiyaskoları

İstihbarat toplamak kadar istihbaratı analiz etmek de ancak çok zeki insanlara özgü bir yetenektir. Cehalet ve/veya komplocu zihinler analizin önündeki en büyük engellerdir

İstihbaratta karmik ödeşme

Dünyanın en büyük teknoloji casusluğu ABD'nin ilk atom bombası geliştirdiği dönemdeki teknik sırların, Ruslar tarafından çalınmasıdır