10 Ocak 2016

Tadımız kaçmasın

“Çocuklar ölmesin” demek kadar normal bir şey olamaz ama bunu diyen birini linç etmeye kalkışanların 'insan' olduğunu söylemek zor

Bundan birkaç yıl evvel Reşat Nuri Güntekin’in romanından uyarlanan ve reyting rekorları kıran bir dizi vardı.  Yaprak Dökümü. Dizide ne zaman bir gerginlik olsa Hayriye Hanım Ali Rıza Bey’e “Tadımız kaçmasın Ali Rıza” derdi. Ve her ne hikmetse o bu sözleri söyler ama ailenin tadını kaçıracak bir tatsızlık mutlaka olurdu. Dizi birkaç sezon yayınlandı ve Hayriye Hanım “Aman tadımız kaçmasın” diye diye aile yaşanabilecek bütün felaketleri gözümüzün önünde yaşadı.

Son zamanlarda memleketin bir tarafının hali ahvali de tam da Hayriye Hanım gibi “Tadımız Kaçmasın” kıvamında.

THİV (Türkiye İnsan Hakları Vakfı) raporuna göre 6 Ağustos 2015’den bu yana başta Diyarbakır, Şırnak ve Mardin olmak üzere Hakkâri, Muş, Elazığ ve Batman’ın da olduğu toplam 7 ildeki, en az 19 ilçede, resmi olarak tespit edilebilen en az 58 süresiz ve gün boyu sokağa çıkma yasağı ilânı gerçekleşti.

11 Aralık 2015 – 8 Ocak 2016 arasındaki sokağa çıkma yasaklarında 14’ü çocuk en az 79 sivil öldürüldü

29 Aralık’da Figen Yüksekdağ’ın grup toplantısında yaptığı açıklamaya göre 7 Haziran’dan bu yana 61 çocuk, 73’ü kadın 360 sivil öldürüldü.

Ez cümle 7 Hazirandan bu yana binden fazla insan yaşamını yitirdi.

Memleketin Doğusu yani “orada birkaç il var uzakta onlar bizim illerimiz ve bölünmesine izin vermeyiz” diye feryat figan edip ‘birlik ve beraberlik’ mesajları verdiğimiz ülkenin bir yanı aylardır evet aylardır ateş altında.

Biz burada trafiğe sinirlenirken onlar evinden çıkamıyor.

Biz burada sevdiğimiz dizinin yayınlanma saati gecikti diye söylenirken onların elektriği yok.

Biz burada iki gün kar yağdı trafik felç oldu derken onların evleri kurşunlanıyor.

Biz burada Pazar kahvaltısı keyfi yaparken onlar ekmek bulamıyor.

Biz konsere, sinemaya, bara, hafta sonu ‘takılmacasına’ vs giderken onlar sokak ortasında boylu boyunca yatan ölülerini pencereden izliyor. Ölülerini alamıyor, ölülerini gömemiyorlar.

Biz eve gidiyoruz, işe gidiyoruz, tatile, arkadaşa, sinemaya, konsere, sevgilimize…

Ve tadımız kaçmasın diye bütün bunları görmemiş gibi yapıyoruz.

Savaş böyledir biraz bir yerler ateş altındadır öte yanda hayat devam eder. Ama hiçbir şey olmamış gibi mi? Hiç çocuk ölmemiş gibi mi? Hiçbir kadın yedi gün boyunca sokak ortasında kalmamış gibi mi? Hiç bir barış mitingine giden insanlar ölmemiş gibi mi? Böyle mi dönmeli dünya? Hiç…

Televizyon haberleri, gazeteler ülkenin bir yanı ateş altında değilmiş orada sadece ve sadece ‘terör ile mücadele ediliyor’ gibi yayın yapıyor aylardır. Hendekler kapatıla kapatıla, teröristler ölü ele geçirile geçirile bitmiyor. Ama devlet terörün kökünü kazımakta kararlı olduğunun altını kalın çizgilerle her fırsatta her kanalda anlatıyor. Bu arada çocuklar… Yok öyle bir şey çünkü ‘çocuk falan ölmüyor.’ Çünkü hepsi ‘terörist’. “3 aylık bebek de mi?”  Diyecek oluyorsunuz, tadımız kaçmasın diye televizyon kanalları onların haberlerini yapmıyor.

Aman bizim tadımız kaçmasın…

Sonra bir öğretmen “tadımız kaçmasın” diye yapılan eğlence programlarından birinde canlı yayına telefonla bağlandı. Yani biz memleketin hiçbir yerinde hiçbir sorun yokmuş her şey güllük gülistanlıkmış gibi yaşayıp giderken o bir eğlence programına bağlandı. Ve şunları söyledi: “Ekranlarda medyada her şey çok farklı aktarılıyor. Sessiz kalmayın. İnsan olarak biraz daha hassasiyetle yaklaşın. Görün duyun artık bize el verin. Yazık insanlar ölmesin, çocuklar ölmesin, anneler ağlamasın”

Ve o an birilerin tadı kaçtı…

Çünkü bir öğretmen bir eğlence programında canlı yayına bağlanıp yokmuş gibi davranılan hatta ve hatta yok sayılan bir durumu anlatmıştı. Çocuklar ölüyordu…

Oysa Ayşe öğretmen “Ben Diyarbakır’dayım. Öğretmenim, çocuklar okula gelemiyor. Ama siz çok yakışıklısınız” deseydi hiçbir sorun olmayacaktı.

Hiçbir şey yokmuş gibi devam eden bir eğlence programına bağlanıp, ortamı "anormalleştiren" Ayşe öğretmen ana akıma yumruk atmış.(@EmekErez )

Sosyal medya çalkalandı. Hemen öğretmeni linç kampanyası başlatıldı. Medyada “aslında öğretmen değil”, “ Yalanı ortaya çıktı” haberleri boy gösterdi. Programın yayınlandığı kanal ‘zorunlu’ açıklama yaptı. Dedi ki, “23 yıllık yayın tarihinde ülkemizin değerlerine ve menfaatlerine bakışı çok belirgin olup, terörün her türlüsüne karşı Türkiye'nin birlik ve bütünlüğünü ilke edinmiş Kanal D olarak hem böylesi bir provakasyonun hedefi olmanın hem de akla hayale gelmeyecek senaryolarla yıpratılma gayretinin üzülerek farkındayız.” Ve hemen ardından ekledi: “Hukuki süreç başlatıyoruz.”

Bir öğretmenin “Çocuklar ölmesin” demesi kadar normal bir şey olamaz. Ama “Çocuklar ölmesin, analar ağlamasın" diyen birini linç etmeye kalkışanların insan olduğunu söylemek zor. Bu arada Erdoğan’ın çok değil bundan üç yıl önce mesela2 Mart 2013’de, Bigadiç ilçe meydanında yaptığı konuşmada  ''Çözüm sürecine odaklanmışız. Niye? Terörü bitirelim, kan dursun, analar ağlamasın biz bunu istiyoruz” dediğini de hatırlatalım. Kendisi o zaman Başbakan idi şimdi Cumhurbaşkanı oldu.

 

Tadımız kaçalı çok oldu

 

Bir ülkede bir öğretmen “Çocuklar ölmesin” dedi diye linç edilmeye çalışılıyor televizyon kanalı bu konuşmaya ‘provokasyon’ diye açıklama yapıyor ise bizim tadımız çoktan kaçmış demektir. İnsanlıkla ilgili ciddi sorunlarımız var demektir.

Provakasyon “çocuklar ölmesin” diyen bir insanı linç etmeye kakıştığınızda olur.

Bir ülke memleketin bir yanında insanların evi kurşunlanırken siz alkışlarsanız bölünür.

Terör “insanlar ölüyor” diyen bir öğretmen ile ilgili linç sloganları atmak,  aslında kim olduğunu öğrenip onu yok etme planları yapmaktır. 35 günlük bir çocuğun buzdolabımda bekletilmesine, bir annenin cansız bedenin çocukların gözü önünde sokakta günlerce bekletilmesine göz yummak sessiz kalmaktır.

Hani “böldürmeyiz” diye feryat figan ettiğiniz her türlüsüne karşı olduğunuz terörün en büyüğünü “çocuklar ölmesin” diyen bir öğretmeni linç etmeye kalkıştığınızda siz yapıyorsunuz.

Ve bütün bunları tadınız kaçmasın diye yapıyorsunuz ya tadınız da tuzunuzda kalmayacak.

Orada o sokaklar ateş altında olmaya devam ettikçe, o hendekler kazıldıkça, o çocuklar öldürüldükçe bu ülkenin hiçbir köşesinin tadı tuzu kalmayacak. O ateş hepimizi yakacak…

Bizim tadımız çoktan kaçmıştı. Ayşe öğretmen sadece bir yumruk attı.

Yazarın Diğer Yazıları

Mahcubiyet değil mecburiyet

Korkutmak gibi olsun diye söylüyorum; doğa ile savaşa girmeyin kazanamazsınız… Evladınıza bırakmayı hesapladığınız servet bir doğa olayına bakar… Bırakın evladınızı taş üstünde taş bulmazsınız…

Kimse annelerin sevgisini sınamasın!

"Bir anneyi yolundan alıkoyabilirsiniz, işinden, hatta evinden ama evladını düşünmekten onun için elinden ne gelirse yapmaktan alıkoyamazsınız"

Her şey çok güzel olacak

Adaleti sadece kendimiz değil herkes için istediğimizde her şey çok güzel olacak