06 Haziran 2015

Büyük tahammül

Bir bayram havasında gittikleri yerde bir bomba patladı… Onlar bir yana savruldu ayakkabıları bir yana…

Bazı fotoğraflar vardır ki sadece aklınıza değil kalbinize de çakılır. Bırakın günleri ayları yıllar geçse de orada mıh gibi kalır. Bir fotoğraf sadece bir fotoğraf size koskoca bir tarihi anımsatır. 1 Mayıs 1977’de meydanda yere yığılmış insanlar, 19 Aralık’ta battaniyeye sarılmış mahpuslar, Roboski’de katır sırtındaki ölüler… Reyhanlı’da ellerini göğe açan anne, Soma’da mezara kapaklanan çocuklar… 15 yaşında toprağa verdiğimiz Berkin’de Gülsüm Elvan’ın pencereden bakan haykıran yüzü… Boğazınız düğümlenmeden, eliniz kilitlenmeden bakamazsınız… Aynı acı, aynı yerde yıllar geçse de durur… Eksilmez ama yanına yenileri eklenir. Çünkü bu ülke tarihi ve coğrafyası acıyla kaplıdır. Biz bu ülke tarihini o fotoğraflardan, bu ülke coğrafyasını da o katliamların yaşandığı yerlerden öğrendik…

Saatlerdir dönüp dönüp bu fotoğrafa bakıyorum. Saatlerdir bu fotoğraftaki iki ayakkabının sahiplerini düşünüyorum. Nerede olduklarını nasıl olduklarını. Onlar şimdi nerede? Oraya kimlerle gitmişlerdi? Anneleri babaları ne yapıyor?  Nasıllar? Evden nasıl çıkmışlardı. “Geç kalma!” diye tembihlenmişlerdi belki. Bir de “Dikkatli ol” denmiştir mesela, gülümseyerek başlarını sallamışlardır. Bir bayram havasında çıkmışlardı yola kesinlikle. Heyacanlıydılar kesin… Ve en güzel kıyafetlerini giymişlerdi…

Giderken yanlarına coşkularını almışlardı, umutlarını, sevinçlerini… Geleceğe dair düşlerini… Ama ölümü almamışlardı… Yaralanmayı, parçalanmayı almamışlardı…

Koskoca bir şehrin meydanında bayram havasında yapılan bir mitingde bombalar patladı…

Onlar şimdi nerede?

 

Ellerinde en fazla bayrak vardı, belki flama, belki de bir döviz insanı gülümseten bir şey yazıyordu üzerinde. Sabırsızlıkla Demirtaş’ın konuşma yapmasını bekliyorlardı…

Bir bayram havasında gittikleri yerde, koskoca bir şehrin meydanında bomba patladı… Onlar bir yana savruldu ayakkabıları bir yana…

Sonra ne oldu?

Bu ülkenin en büyük şehirlerinden birinde seçime iki gün kala bir mitingde bomba patladı. Ve haber kanallarının bundan haberi olmadı(!) Aradan saatler geçmesine rağmen haber kanalları üç maymunu oynamaya devam ediyor. Açıklamalar sadece iktidar cephesinden olunca yayınlanıyor.

Bir koca şehirde bombalar patladı ve polis panzerini yaralanan insanların üzerine sürdü, gazını onlara sıktı…

Ve yine aynı sırada bu ülkede yaşayan herkesin Cumhurbaşkanı olan Erdoğan Eskişehir’de Cumhuriyet gazetesini tehdit edip Suriye’ye tırlar dolusu silahı gönderilmesini eleştirenleri ve afişe edenleri “"Sizin hiç mi vicdanınız hiç mi insani bir tarafınız kalmadı" diye suçluyordu.

Seçim çalışmaları başladığından beri HDP’ye 170’in üzerinde saldırı oldu. Seçim büroları tahrip edildi, bayrakları yakıldı, seçim çalışması yapan insanlarına saldırıldı. HDP büyük bir sağduyu örneği gösterdi ve deyim yerindeyse kaşını bile kaldırmadı. Yetmedi seçim büroları bombalandı. MHP ve HDP arasında gerilim yaratılmak istendi. MHP’de HDP’de prim vermedi. CHP ile HDP arasında yarış ve karalama kampanyası başlatıldı. CHP de, HDP de onlara uymadı…  Yetmedi araçlarına ateş açıldı. Seçim çalışması yapan insanları katledildi. HDP sakinliğini korudu. Yetmedi diri diri insan yaktılar. Olmadı… Olmadı çünkü onlardan gayrı herkesi bir derdi vardı… Barış ve huzur… Adalet ve özgürlük…  Yetmedi yüzbinlerce insanın katıldığı mitinge bomba koydular.  Biri henüz 16 yaşında dört kişi hayatını kaybetti…

Ne uğruna? İktidar…

Her seçim öncesi hemen hemen tüm siyasetçilerin en beylik lafı “bu seçimler çok önemli” dir. Seçmen ikna edilmek için ülkenin içinde bulunduğu duruma dair uzun uzun tahliller yapılır, vaatler sıralanır.  2015 Genel Seçimlerinin farklı olduğu konusunda siyasetçisiyle seçmeniyle ilk kez hemfikiriz. Ülke tarihinde ilk kez kendine oy vermeyeceğini düşündüğü her insanı düşman gören ve onu yok etmek isteyen bir anlayışla karşı karşıyız. İktidar uğruna her türlü saldırıyı, çirkefliği reva gören, saldırı dilini körükleyen, öven, halkı kutuplaştırmaya çalışan, kendi tabanı dışında ayrım gözetmeksizin tüm halka böcek muamelesi yapan bir anlayışla karşı karşıyayız. Her türlü saldırı ve provokasyon olabilir düşüncesine alıştırıldığımız, ikna edildiğimiz bir seçim süreci yaşıyoruz. Erzurum’da CHP tırı şehre sokulmuyor, Diyarbakır’da meydana bomba konuyor…

Bombalamanın hemen ardından Demirtaş’ın yaptığı açıklamanın, HDP’lilerin kitleyi sakinleştirme çabasının adı “Büyük Tahammül” dür. Ve tam da o “büyük tahammül” bizi umutlandıracak, yarına olan inancımızı, güvenimizi tazeleyecek şeydir. Saldırının hemen ardından CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun  sosyal medyadan paylaştığı “Unutulmasın ki milyonlarca oy bile tek bir canın karşılığı olamaz.” mesajı ne yaparlarsa yapsınlar başaramayacaklarının kanıtıdır.

Seçimlerde oy verir ya da vermezsiniz. Parlamenter sistemi sağlıklı bulmuyor, demokrasi getireceğine inanmıyor olabilirsiniz. Ya da başka bir parti sizin taleplerinize, düşüncelerine yakın olabilir.  Taraftarı, seçmeni, üyesi, destekleyicisi olabilirsiniz. Ama bunca saldırı karşısında kararlılığından ve sabrından bir adım geri atmayan bir partiye sahip çıkmalısınız. Bu oy vermek anlamına gelmez. Bütün bu saldırıları, bu katliam iklimini lanetlemek, karşı çıkmak, set olmak boyun borcumuzdur… 

Seçime saatler kaldı… Bu seçimlerden demokrasi çıkacak mı bilmiyorum ama bolca kan çıktı ve can alındı…  Bundan sonra daha fazla can alınmasın daha fazla kan akmasın diye seçim günü sandık başlarında olmaktan ve hangi partiye olursa olsun verilen her oya sahip çıkıp, her türlü saldırıyı bertaraf etmekten başka bir seçeneğimiz insanlık adına yok. İnanın yok…

“Amaan ne uğraşacağım ne değişecek” diye düşünüyorsanız o fotoğraftaki ayakkabılara bir kez daha bakın derim… Kana bulanmış o ayakkabılar bizim büyük tahammülümüz ve inancımızdır… 

Yazarın Diğer Yazıları

İş cinayetlerini birlikte durdurabiliriz

Seranay Sarıkaya’nın kiminle birlikte olduğunu, Kıvanç Tatlıtuğ’un tamirhane açtığını, Berkay’ın kolyesinin 300 bin lira olduğunu biliyoruz ama Adem Karaca çalıştığı inşaatta işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirleri alınmadığından, üst katlardan başına mermer blok düşmesiyle öldüğünde ruhumuz duymadı

Nasıl kadın katili olunur?

Daha ne kadar ölmemiz lazım? Ne kadar ölsek ikna olursunuz?

Cinsel yönelim değil nefret bulaşıcıdır

Tecavüzcüleri aklayan yasalara alkış tuttuğunuzda, takım elbiseyi, kravatı "iyi hal"e saydığınızda öldü sizin muhafazakârlığınız, gökkuşağının tüm renkleri gelse kurtaramaz