10 Ekim 2021

Saçı olan da kullanmış, keller de; peruğun tarihi…

İlk peruk 5100 yıl öncesinde başa geçirilmiş

Eski Mısır dönemine ait arkeolojik araştırmalarda ortaya çıkarılan mumyalar üzerinde yapılan bilimsel çalışmalardan anlaşıldığına göre peruk kullanmanın izlerine 5100 yıl öncesinde rastlanılmış. Bu dönemde kraliyet ailesi için yapılan peruklarda özellikle gümüş kullanılması çok yaygınmış. Ülkeyi yönetenlerin perukları aynı zamanda iktidarı da simgelediği için o kadar büyük ve ağır oluyormuş ki, taktığı peruk yüzünden yürümekte zorlanan prenseslere korumaları kollarına girerek destek olmak zorunda kalıyorlarmış.

Eski Mısır'da soylular ve zenginler için de kölelerin saçlarından, koyun yününden, muz ağacı lifinden, palmiye yapraklarından ve bazı meyvelerin posasından yapılan peruklar da kullanılıyormuş. O dönemin izlerini taşıyan, saç tellerini bir arada tutabilmek için de balmumu kullanılarak hazırlanmış ve tamamen insan saçından yapılmış olan peruk bugün Kahire Müzesinde sergilenmekte.  

İlginçtir, eski Mısır'da peruk kullanımının doğal kelliği örtme dışında farklı nedenleri de varmış! O günü anlatan çizimlerden ve arkeolojik araştırmalardan anlaşıldığına göre, Eski Mısır'da saçların ustura ile kesilmesi hem sıcak iklimde rahat etmeyi sağlıyormuş hem de haşerata karşı çok etkiliymiş. Saçlarını ustura ile kesen soylu sınıf mensuplarının önemli günlerde ve günün önemli saatlerinde peruk takması, onları ayrıcalıklı kılıyor, bakımı kolay olduğu için de tercih ediliyormuş. Zaten yönetici sınıfın kullandığı peruklar, halkın kullandıklarından daha değişik biçimlerde, farklı renklerdeymiş. Her sınıf aynı giysi gibi, kendini tamamlayan ve kendisine özgü şekilde tasarlanan peruğunun başkaların taktığına benzememesine özen gösteriyor, sokakta başka, resmi törenlerde de başka peruklar takıyorlarmış.

Eski Mısır yaşamından günümüze ulaşabilen peruk örnekleri bugün Kahire Müzesinde sergilenmekte

Soylulara peruk yapmak için sokaklarda güzel saçlı olanlar aranmış

Mısırdan uzak coğrafyalara yayılan peruklar Çin'e kadar ulaşmış, erken dönemlerde ortaya çıkan peruklar Çin kültüründe şiirlere, şarkılara, edebi eserlere bile konu olmuş; yıllar içinde soylu sınıf kadınların tercih ettiği güzellik aksesuarına dönüşmüş.

Çin'den yayılan peruk kullanımı Japonyada popüler olmuş, özgün tasarımlı peruklar Japon aristokrasinin ve geyşaların vazgeçilmezleri arasında yer almış

MÖ. 1046 - 771 yılları arasında Batı Zhou Hanedanlığı kraliçeleri ve üst sınıfın soylu kadınları, ibadetlere ve halk arasına olacakları büyük etkinliklere katıldıklarında topuz tipi peruklarına mücevherler takarlarmış. Çin edebiyatına konu olan efsanelere göre, açgözlü ve acımasız yerel muhafızlar tarafından herhangi bir yerde görülen güzel saçlıların saçları zorla tıraş edilerek peruk yapımı için alınır, direnenlerin de başları kesilerek saçlarıyla birlikte soylulara gönderilirmiş. Arkeolojik araştırmalarda ortaya çıkarılan mezarlarda görüldüğü şekliyle, bu yıllarda gerçek saçtan yapılan perukların yanı sıra saf ipekten yapılmış siyaha boyanmış tipleri de kullanılıyormuş.  

MÖ 770 – 476 tarihleri arasında ilkbahar ile sonbahar dönemlerinde Çin'de kullanılan peruk takma alışkanlığı önce Kore yarımadasına, sonra da Japonya'ya sıçramış, tarihsel süreç içinde Eskimolara kadar da uzanmış!  

MÖ 206 – MS 220  yılları arasında hüküm süren Han Hanedanlığı sırasında Çin ve Japon sahne sanatlarında sık görülen peruk kullanımı, estetik görünümü yanında yüklenen simgesel değerlerle ritüelik imgelere de dönüşmüş.

Japonların cılız ve zor uzayan saçlarına daha kalın ve daha karmaşık yüksek topuzlar yapabilmek için eklenen peruklar, farklı modellerde de kullanılmış, saça eklenen çok değişik şekillerdeki “topuz” tipi peruk takma alışkanlığı yüzyıllar boyunca devam etmiş. Bu yıllardan günümüze dek süregelen bir döngüde, geleneksel Japon saç stilleri perukla özdeşleşmiş.

Geleneksel Japon “Noh” ile “Kabuki” tiyatrolarında ve geçmişin izlerini günümüze taşıyan Tayland “Khon” gösteri sanatlarında hala görülen peruk kullanımı, Doğu- Güney Doğu Asya'nın sanatçı insanlarının kendilerini ifade etmesinin bir yolu olmuş.

21 Eylül 1949'da Komünist Partinin, Pekin'de Çin Halk Cumhuriyeti'ni kurması sonrasında saç modelleri daha basit hale gelmiş, çok daha az peruk kullanılmış ama son yıllarda liberalleşen ve dışa açılan Çin'de eski alışkanlıkların canlandığı, topuz tipi perukların yaygın olarak kullanıldığı gözlemleniyormuş.

Savaş esiri Almanların sarı saçları Eski Roma kadınlarının peruk tercihi olmuş 

Mısır kültüründen yayılan peruk, Eski Yunan'da, Roma'da, Asur, Sümer ve kadim Mezopotamya uygarlıklarında da yoğun olarak kullanılmış. Eski Yunanlılar daha ziyade alınlarını süsledikleri kâkül benzeri takma saçları tercih ederken, Eski Roma'da erkekler çıplak başlarını göstermemek ve törenlerde saçlı görünmek için sarı renkli peruklar takarlarmış. Hatta kaynaklarda Roma kadınlarının ve erkeklerinin kel olsunlar ya da olmasınlar, zaman zaman peruk kullandıkları da yer alıyor.

Roma dönemine ait bir "peruk" Amerikadaki Metropolitan Müzesi koleksiyonunun değerleri arasında

Roma İmparatorluğu döneminde yaşayan zengin Romalı kadınlar genellikle saç stillerinin hacmini ve görünen etkisini büyük ölçüde artıran çok abartılı saç eklentileri takarlarmış; süslendiklerinde başlarına sarı tonlardaki renklerden yapılma peruklar geçirip, üstüne de soyluluğun simgesi olarak altın tozu serperlermiş. Bazı peruklar doğal görünmek için giyilse de, yeşil gibi, pembe gibi zıt saç renklerinden oluşan örgülü perukları da özellikle kullananlar varmış. Roma perukları için tercih edilen sarı renkli saç, Germen savaş esirlerinden, Alman  köylülerden ve kölelerden temin edilirken siyah saçlar uzak diyarlardan, baharat ülkesi Hindistan'dan getiriliyormuş.  

Ne yazık ki, İtalya'nın nemli iklimi nedeniyle, Roma İmparatorluğu'ndan günümüze ulaşan çok az peruk örneği kalmış. Zaten onlar da nadide müze raflarında yerlerini çoktan almışlar.

Ortaçağ'da peruk kullananlar kilisenin hışmına uğramış

Hoşgörü, eşitlik, insan hayatına saygı gibi insancıl söylemlerle yeşermeye çalıştığı yüzlerce yıl boyunca baskın inançlar tarafından zulüm ve eziyet gören Hıristiyan kilisesi, gücü eline geçirdiği andan itibaren tolerans mesajlarını terk etmiş, bırakın farklı inanç sistemlerine saygıyı, hayatın her alanına müdahale etmeye başlamış. Tiyatroya, bilimsel araştırmalara, el yazmalarına, toplu eğlencelere, kısacası günlük yaşamın her alanına yeni kurallar getiren kilise tabii ki, saç kesimine, kıyafet şekline ve kullanılan aksesuarlara da yasaklar koymuş. İlginçtir, Kilise her fırsatta peruğun karşısında olmuş, peruğun şeytanın gizlenmek için kullandığı bir kıyafet olduğunu, peruk takanların Hıristiyanlığın bereketinden faydalanamayacaklarını yaymış. Gerek telkin, gerekse de sindirme yoluyla peruk kullanımını yüzlerce yıl boyunca durmaksızın engellemeye çalışmış. Önce kiliselere perukla gelmek yasaklamış, ilerleyen yıllarda da peruk kullanmakta ısrar edenler aforoz edilerek cezalandırılmış. Uzun lafın kısası, neredeyse tam bin yıl boyunca Avrupa'da kimse peruk takamamış.

Avrupa'da peruğun gelişim tarihindeki en önemli kişilerden biri, 1558 yılında tahta çıkan İngiltere Kraliçesi I. Elisabeth olmuş. Kraliçe, peruk kullanmaya öylesine meraklıymış ki, gittikçe azalan ince saçlarını gizlemek için kullandığı hepsi kızıl tonlarda, seksen ayrı çeşitten oluşan peruk koleksiyonu bile varmış. Dönemin İngiliz soylu kadınları, güzellik sembolü olarak gördükleri kraliçeyi örnek alıyor, onun zambak beyazı çehresine bolca sürdüğü pudrayı ve kızıl renkli peruklarını taklit ediyorlarmış.

1600'lerde peruk kullanımı

17. yüzyılda peruk yapımı, tasarımı ve bakımı en itibarlı mesleklerden biriymiş.

Peruğun erkekler arasında yayılmasının öncüsü 1600'lü yıllarda yaşamış Fransa Kralı XIII. Louis. Genç yaşta saçları dökülen Kralın başlattığı peruk modası, aristokratik sınıfı oluşturan soylular ve zaman içinde de, saraya hoş görünmek isteyen halk arasında öyle yayılmış ki, peruk üretimi ciddi bir iş dalı haline gelmiş. Düşünsenize, bu yıllarda sadece sarayda kırk tane kadrolu peruk yapıcısı varmış. Geniş lüleler halinde omuzlara, hatta sırta kadar inen saçlar peruklardan dökülüyor, peruk bakımı günün önemli bir kısmını meşgul ediyormuş. 

At kılından yapılmış bu peruk 1600'lü yılların zevklerini yansıtmakta

At ve bufalo kılından, koyun yününden yapılmış peruklar 17. ve 18. yy Fransız edebiyatına konu olmuş, omuzlara kadar inen sarı tipleriyle tiyatro - opera sahnelerinde görülmüş, Moliere'nin komedilerinde abartılı aksesuar olarak kullanılmış.

Fransa'da bu yıllarda bir papaz, mahkemedeki yargıçlık görevine uzun saçlı peruğuyla çıkmış ve bu durum kısa sürede tüm mahkemelerce benimsenmiş. Böylece özel hayatlarında peruk takan yargıçlar mahkemelere de perukla gelmeye başlamışlar, mahkeme salonlarında peruğun varlığıyla birlikte adalet aranır olmuş. Ne var ki, 1789 Fransız ihtilalı sonrasında peruklu soylular kendilerini giyotin önünde bulmuşlar, peruk takmak hızla önemini kaybetmiş hatta asillerden nefret etmenin sembolü olarak görülmüş.

17 yy'dan itibaren koyun yününden, at ve bufalo kılından yapılan peruklar aranır hale gelmiş, edebi eserlere konu olmuş, peruk yapımı - tasarımı önemli bir meslek olarak gelişmiş

Fransa'dan İngiltere'ye sıçrayan peruk kullanılması hiç duraksamamış, yapım teknikleri, tasarımları, modelleri gelişerek devam etmiş; hatta II. Charles, bir ara ülkedeki yüksek sınıfların peruk takmasını zorunlu hale getirmiş. 1795 yılında saça ve peruklara püskürtülen pudra miktarı o kadar artmış ki, Uganda'daki Victoria Gölü civarından getirilen sabun taşından üretilen pudra üzerine çok ağır vergiler konulmuş. Pudranın zor erişilir olması, tabii ki, peruk kullanımını da olumsuz yönde etkilemiş, peruklar, el yakan fiyatlarıyla geçim sıkıntısı yaşayanların anca vitrinlerde görüp iç çektikleri bir aksesuar haline gelmiş.

Fransa Kralı XIII. Louis'in genç yaşta dökülen saçlarını perukla kapatması, aristokratik sınıfı oluşturan soylular ve saraya hoş görünmek isteyenler tarafından da taklit edilmiş, peruk kullanımı 17.yy'da popüler hale gelmiş

Peruk icat oldu, kellik bozuldu

Peruk kullanımı, İngiliz Milletler topluluğundaki Galler ve Avustralya'da halk oylamasıyla mahkemelerden kaldırılmış ama hepimizin gözüne bir şekilde çarptığı haliyle, İngiltere'de hâkimlerin, bazı din adamlarının ve meclis üyelerinin sembolik olarak kullanımları sürmekte. Ama yazmadan geçmeyeyim, yenilikçi kanattaki İngiliz politikacılar öncülüğünde bir süredir peruk kullanımı sık sık sorgulanıyor, hatta parti programları hazırlanırken yakın bir gelecekte kaldırılmasının programlara alınması konuşuluyormuş.

Hinduların dilek adadıklarında ya da bir dilekleri gerçekleştiğinde saçlarını mabetlerde usturaya vurdurması yaygın bir gelenek! Bu şekilde tapınaklarda biriken adak saçlarının, zaman zaman mabetler yararına açık artırmalarda satılması ve bunların zenginlere hazırlanan perukların üretiminde kullanılması bana göre kapitalizmin ikna gücünü de vurguluyor olmalı! Son aylarda ekonomimizi derinden sarsan, rezerv birikimleri buharlaştıranlar ve ilave vergilerle duvara çarptıranlar duymasınlar,  geçtiğimiz yıl Tanzanya Maliye Bakanı Mpango, gelir artırıcı önlemler kapsamında ithal peruklara yüzde 25, yerli peruklara ise yüzde 19 vergi konulacağını açıklamış. Yine de, her şeye rağmen Tanzanya piyasasında 4 ila 130 ABD doları aralığında her keseye uygun peruk bulunabiliyormuş.

Hindu ibadetlerinde ritüelik olarak kesilen saçlar toplanıp işleniyor, dünya peruk endüstrisine hammadde olarak satılıyormuş

1920'li yıllarda Avrupa ve Amerika'da başlayan peruk kullanımı aynı yıllarda insanları perde önünde kilitleyen sinemanın da etkisiyle dünyanın her tarafına yayılmış. Bu konuda yazılacak o kadar çok şey var ki, aklımda birikenler bir başka yazının içeriğini doldurmaya hazır bile! Siz söylemeden ben yazayım, tabii ki mevzu en sonunda ışıltılı sahneleri dolduran gösterilerdeki sanatçıların saçlarına, miting alanlarındaki politikacılara, toplantı salonlarında milyonların altına imza atan iş adamlarının kullandığı gözle anlaşılmayacak biçimde doğala yakın tasarımlarıyla yeni nesil peruklara da gelecektir.

Berberlik, berber malzemeleri ve saç kesimi dünyanın her yerinde koleksiyonerlerin ilgisini çekmekte. Zaten yerel kültürün berberlikten anladığı şeklini bir araya getiren koleksiyonların dönüştüğü değerli birikimlerden oluşan berberlik müzeleri dünyanın farklı şehirlerinde kapılarını meraklı gözlere açmakta. Karşınıza çıkarsa lütfen göz atmayı ihmal etmeyin, uzunca bir süredir “Bizimev Tv”'de hazırlayıp sunduğum ve her hafta bir koleksiyoneri tanıttığım “Koleksiyoncu” programımda berberlik ve berber aksesuarları üzerinde çekilmiş özel bir bölüm var. Düşünüyorum da, günlük yaşama dair olarak bu konuda kim bilir elinde ne kadar ilginç birikimleri olanlar da vardır; keşke duyarlı (!) Belediyelerden ses çıksa da hepsini bir araya getirebilsek, gelecek kuşaklara mirasımız olarak gözler önüne serebilsek!  

Kel başa şimşir tarak, ya da kelle yatan perukla kalkar gibi düşünmeyin, peruk insana hayallerini yaşatan bir tasarıma dönüşebilir. Yeter ki gözünüz, gönlünüz, başınız ve aynanız onu sevsin, kucaklasın. 

Güzellikleri biriktirmenizi dilerim.

Günümüzde çok farklı tekniklerde yapılan yeni nesil peruklar aslından ayırt edilemeyecek şekilde güzellik katmaya devam ediyor

Yazarın Diğer Yazıları

Çikolatanın tarihi (4): Küresel lezzet

Çikolatanın günümüz değerine dönüşmesinin ardında yüzlerce yıllık çaba ve tükenmeyen deneysel araştırmaların ivmesi var 

Çikolatanın tarihi (3): "Acı su"dan lezzete, evrensel beğeniye

1700'lü yıllar kakao acı suyunun aromalarla tatlandırılmasının, farklı pişirme yöntemleriyle yenebilir hâle getirilebilmesinin denemeleriyle geçmiş

Çikolatanın tarihi (2): Tanrıların yiyeceği

Avrupaya 1500'lü yıllarda gelen çikolata yıllarca yenmemiş, acı su olarak değerlendirilmiş ve -genelde- ilaç olarak kullanılmış