11 Ağustos 2019

"İnsan eti seven" diktatör: İdi Amin

Düşmanlarını ve muhaliflerini yediği de hala konuşuluyor, iktidardayken yaşattığı vahşet de...

Güç elindeyken, insanlık onurunu hiçe sayan ve tarihin kara yüzünde kalıcı iz bırakacak trajedileri yaşatan bir diktatörün hayat kesitinden bir sayfa açacağım bugün. Onun için söylenecek o kadar çok şey var ki; tüm dünya dillerindeki "onur" sözcüklerini bir araya getirsek, vahşeti yaşattığı insanların acısını hafifletemeyiz, diye düşünüyorum..

İdi Amin 70'li yılların çok konuşulan liderlerinden biri. O günlerin dünyasında bugünkü gibi iletişim olmasa da, Uganda da kötü şeylerin yaşandığı -eminim- çok yerde konuşuluyordu. Batı dünyası menfaatlerine zarar vermemek adına İdi Amin'in insanlık onurunu hiçe sayan uygulamalarına -bu tür durumlarda hep yaptığı gibi- kayıtsız kalıp da görmemezliğe geldiği için, acılar birbiri ardına yaşanmış olmalı.

99 Depreminde Kenya'daydım. Davet edildiğim güzel bir sofrada Victorya Gölü'nden tutulan balıkların tadından, lezzetinden konuşuyorduk. Bol ve ucuz olduğunu duyunca sevindim de! Fakat anladım ki, yörede insanlar farklı düşünüyorlarmış; hatta bu balıklardan yemek istemiyorlarmış. Şaşırdım, neden diye sordum; anlattılar. Yani yazacaklarımın bir kısmını bizzat yaşayanlardan, yerli halktan dinledim.

Efendim olay Uganda'da, İdi Amin'in devlet başkanlığı sırasında yaşanıyor. İdi Amin ülkesinde 1971-1979 yılları arasında devlet başkanlığı yapan bir asker. Aslında o insanlığın yüz karası bir faşist. Uyguladığı insan hakları ihlalleriyle halkına, özellikle de Asya kökenli göçmenlere cehennemi yaşatmış birisi. Resmi olarak beş eşi olsa da, farklı ilişkilerinden çok sayıda çocuğu olduğu biliniyor. Kendini ülkedeki her şeyin sahibi, tüm kadınların kocası, malın, mülkün, paranın efendisi olarak gören bu katil, bir gün Hintli bir kadınla birlikte olmak istemiş. (Bir hatırlatmada bulunayım, Afrika'nın çok yerinde, özellikle 19. yüzyılda Asya'nın farklı ülkelerinden İngilizler tarafından çalıştırılmak üzere getirilmiş göçmenler var.) Anlatılanlara göre, Hint cemaatinin ileri gelenleri gitmişler ve başkana saygılarını sunarak adetlerinin farklı olduğunu, Hintli kadınlara bu gözle bakmaması ricasında bulunmuşlar. Ve aldıkları cevap 24 saat içinde ülkeyi terk etmeleri yönünde olmuş.

Konuşurken sesi titreyen görgü tanığı, yaşanan katliamların bundan sonrasını kolay anlatamadı. Çatallaşan sesi, titreyen elleri ve terleyen yüzüyle neredeyse o günleri tekrar yaşıyormuşçasına dehşet içindeydi. Yabancı düşmanı ve cani İdi Amin'in ciddiyetini bilen Hintliler ve Asya kökenliler, hemen toparlanıp kafileler halinde Kenya sınırına doğru yola çıkmışlar. Anlatılanlara göre, şanslı kişiler, malını, mülkünü hatta iç çamaşırlarını bile Uganda topraklarında bırakarak anadan üryan bir şekilde de olsa Kenya'ya geçebilmişler. Tabii ki, yaşanan asıl felaket geride kalanlar için gerçekleşmiş. On binlercesi öldürülmüş; çoğunluğu da Victoria Gölü'ne atılmış. Meğerse onun için gölde balık patlaması yaşanıyormuş. Kulaktan kulağa dolaşan ve topluma mal olmuş bir inanışa göre, gölde yaşayan balıklar bu nedenle yıllarca beslenme sorunu çekmemişler. Yediğim balık mideme oturdu, ne diyeceğimi bilemedim, dondum; kaldım…

Muhammed Ali'ye bile meydan okumuştu

Ve İdi Amin canisini okumaya başladım. 1925 yılında doğan İdi Amin, gençliğinde farklı spor dallarında çalışmış. 1946'da bir acemi er olarak orduya katılmış, 1951 yılında çavuş olmuş. Aşırı sert ve acımasız sorgulama yöntemleri yüzünden girdiği her yerde kötü bir izlenim bırakmış. 1952 ve 1956 yılları arasında, Kenya sınırlarında yaşayan Mau Mau kabilesinin isyanına karşı İngiliz birliklerinde savaşan İdi Amin'e İngilizler 1958 yılında teğmen rütbesi vererek onurlandırmışlar. Teğmen deyip geçmeyin, İngilizler teğmen rütbesini koca ülkede sadece 2 kişiye vermiş ve biri İdi Amin olmuş. Demek ki bir bildikleri vardı, diye düşünmeden edemiyorum.

Yaşamında askerlikle ilgili çok yaşanmışlıklar var ama sizleri sıkmamak adına buraları kısa geçiyorum. 1962'de yüzbaşılığa terfi etmiş, 1963 yılında da İngiltere'de bulunan Wiltshire piyade okulundaki komuta subayları kursuna gönderilmiş. Gördüğünüz gibi yaşamında hep bir İngiliz desteği olmuş yani. Devlet Başkanı Obote, Amin'i 1966 yılında tuğgeneralliğe, 1967 yılında da genel sekreterliğine atamış.

Altın, kahve ve fildişi kaçakçılığına adı karışan, komşu devletlerin iç savaşlarına bulaşan, ülkede bulunan İngiliz ve İsrail ajanlarıyla sıkı ilişki içinde olan İdi Amin, Devlet Başkanı Obote'nin Singapur'da düzenlenen İngiliz Milletler Topluluğu toplantısına katılmak üzere ülkeden ayrılmasıyla yönetimi ele geçirmiş ve kendini ölene dek başkan ilan etmiş.

İlk tanıyan İsrail oldu, ilk ziyaretini oraya yaptı 

Hakkında neler söyleniyor, neler! Mesela düşmanlarını yediğine inanılıyor. Hizmetinde çalışanların anlattığına göre buzdolabı insan kafalarıyla doluymuş. İnsan eti yediğini bizzat gören olmamış ama bir keresinde danışmanlarından birine "kalbini istiyorum, çocuklarını yemek istiyorum" diye bağırdığının şahitleri varmış.

Kendine rütbeler vermeyi de çok seviyormuş. Statü olarak İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth ile eşdeğer olduğunu, hatta ondan çok üstün olduğunu iddia etmekten ayrı bir zevk duyuyormuş. Bu işi o kadar ileri götürmüş ki, İngiliz Uluslar Topluluğu'nu Kraliçe'nin değil de, kendisinin yönetmesi gerektiğini çok yerde söylemiş. Kendine de zaten sık sık "İskoçya Kralı" diye hitap edermiş. Nasıl bir dengesizden bahsettiğimizi görün diye yazıyorum, eski bir boksör olduğu için Tanzanya Devlet Başkanı'na sorunları ringde çözmeyi önermiş.

Çok sayıda insanı acımasızca uyguladığı işkencelerde sorgulamalardan geçiren, hapishanedeki mahkumların bir kısmını dinamitle havaya uçuran, ordunun neredeyse üçte birlik kısmını idam ettiren İdi Amin'in itibarı ülke içinde azalsa da, ne akla hizmettir bilmiyorum ama 28 Temmuz 1975 tarihinde Afrika Birliği'nin başkanlığına seçilmiş.

Filmlere, romanlara konu Entebbe Baskını

27 Haziran 1976 günü, Tel Aviv - Atina - Paris seferini yapan Air France yolcu uçağı, Atina'dan kalktıktan kısa bir süre sonra, içindeki 248 yolcusu ve on iki mürettebatıyla beraber kaçırılmış ve Libya'da yapılan yakıt ikmali sonrasında Uganda'nın Entebbe şehrine indirilmiş. Unutmadan söyleyeyim, İsrail yanlısı olarak bilinen İdi Amin, gücünün doruğuna ulaştığında Filistin Kurtuluş Örgütü destekçisi olarak görülmek istemiş.

Entebbe'de İsrail vatandaşı olmayanlar serbest bırakılmış ve 85 Yahudi rehine ve uçak personelinin hayatı karşılığında İsrail, Kenya, Fransa, İsviçre ve Batı Almanya'da bulunan 53 Filistinli mahkumun serbest bırakılması istenmiş. Uçağı kaçıranlar İdi Amin'in desteğinden ve askeri gücünden emin olduğu için rahat bir pazarlık ortamını yaşamaya başlamışlar.

İsrail Hükümeti zaman kazanmak için pazarlıklara başlamış ama bir yandan da operasyon için harekete geçmiş. Serbest kalan yolculardan da alınan bilgiler doğrultusunda plan yapılmış, krokiler çizilmiş, operasyonu gerçekleştirecek ekip yola çıkmış. Bu arada İdi Amin'in şirretinden çekinen Kenya devleti zor da olsa İsrail tarafından ikna edilmiş ve Kenyatta Havaalanı'nın kullanılmasının izni alınmış.

Filmlere konu olan Entebbe Baskını bir kargo uçağının sahte izinle, ya da izinsiz olarak hava alanına inmesiyle 3 Temmuz gecesi saat 23.00'te başlamış. Toplam 100 kadar komandonun katıldığı operasyonda bir grup rehineleri kurtarmaya çalışırken, bir grup da havaalanında bulunan Uganda ordusuna ait uçakları ve donanımları bir daha kullanılamaz hale getirmiş. 53 dakika süren operasyon sırasında uçağı kaçıran yedi kişinin yanı sıra onlarca Uganda askeri de öldürülmüş. Ve izinsiz olarak gelen ekip, rehinelerle birlikte yine izinsiz olarak havalanmış, ülkeden ayrılmış.

Radyoları başında rehine krizinin nasıl biteceğini merak eden dünya kamuoyu, İsrail yolunda olan askerlerin anonsuyla şaşkınlık içinde kalmış olmalı. Üzerinde çok şey yazılan, filmlere konu olan ve hala konuşulan Entebbe Baskını, İdi Amin için yıkıcı bir etki bırakmış. Kinini ülkedeki Kenya asıllı insanlardan aldığı söyleniyor.

Afrika kıtası gibi, özgürlükçü rejimlerin yeşeremediği bir yerde normal mi karşılamak lazım bilemiyorum ama 1977 yılında Birleşmiş Milletler'in insan hakları konusunda Uganda liderini kınayan kararları, Afrikalı diğer liderlerin çabasıyla durdurulmuş.

Kendi kendine verdiği unvanlara doymadı

Kendini mareşal ilan eden İdi Amin, kuzeydeki Kagera bölgesini almak için 1978 yılında Tanzanya'ya savaş açtı. 30 bin kişilik Tanzanya ordusu karşısında yenilince 13 Nisan 1979 tarihinde ülkesini terk etti. Önce on yıl kalacağı Libya'ya, ardından Irak'a ve son olarak da Suudi Arabistan'a gitti. Uganda'da İslamın yayılmasına katkı sağladığı için Suudi Arabistan, bir daha siyasetle uğraşmaması şartıyla kendisine sığınma verdi. 16 Ağustos 2003 tarihinde vefat ettiğinde 78 yaşındaydı.

Bugün Uganda'da İdi Amin döneminde uygulanan vahşeti gözler önünde seren müzeler var. O dönemin izlerini yaşayan ve yaşatan her şey bireyler ve kurumlar tarafından toplanıyor. Geçmişin ibret alınacak yaşanmışlıklarını gelecek nesillere aktarmak üzere biriktirilenler arasında pullar, madalyalar, efemeralar, resimler, göçe zorlananlara ait eşyalar ve döneme tanıklık eden objeler var. Ne dersiniz; bu tür vahşetlerin bir daha yaşanmaması, barışın ve sevginin tüm dünyada etkin olması için dünü iyi bilmek gerekmiyor mu?

Güzellikleri biriktirmenizi dilerim!..

Yazarın Diğer Yazıları

Hobileri olsaydı Kaz Dağları'nı zehire bulamazlardı

Hobi sahibi bireyler içlerinde doğal yaşama ve estetik değerlere saygı barındırır

Osmanlı sarayında İtalyan müziği

Osmanlı'ya gerek gösteri, gerekse de eğitim vermek için gelmiş çeşitli batılı müzisyenler ve farklı sanat toplulukları var

Gelin faşizmin koleksiyonunu yapalım

Koleksiyonculuk toplumların belleğidir; geçmişin değerlerini de yarınlara taşır, unutulmaması gereken vahşetlerin izlerini de…