23 Şubat 2025
‘Kutsal’ kelimesi güçlü bir dinsel saygı uyandıran ve bozulmaması, dokunulmaması gereken üstüne titrenilen değerleri ifade ediyor.
Diğer yandan kutsal kelimesinin eş anlamlısı olan ‘mukaddes’ tüm kusurlarından ve eksikliklerinden azade olan, kutsal ve yüce manasına geliyor. Göksel ve ilahi kelimeleriyle de eş anlamlı olarak kullanılıyor.
‘Mukaddes’ kelimesi kültürümüzde bir kadın ismi olarak da kullanılıyor; yani kadın olmakla yan yana tutulan bir değer.
Üzerinde yaşadığımız Anadolu toprakları tarihler boyunca Kibele, Artemis, Meryem Ana, Fatma Ana gibi bereketi ve kadınlığı temsil eden, kutsal kabul edilen kadın figürlerine ev sahipliği yapmış topraklar olma özelliğini taşıyor.
Tüm bu bilgi ve kültürel öğrenmelerden hareketle; kutsal kelimesinin çağrışımları arasında yaratıcı, doğurgan bir varlık olarak kadının ve anneliğin ilk sıralarda yer aldığını tahmin ediyorum.
‘Kutsal’ Oyunu
Kutsal kelimesi üzerinde neden bu kadar durduğumu ve buradan konuyu kadın beynine nasıl bağlayacağımı şimdi anlatacağım.
Geçtiğimiz günlerde sevgili arkadaşım Banu Zeytinoğlu’nun nazik davetiyle ‘Kutsal’ adlı oyunun prömiyerine katıldım. Oyunun isminden ve afişinde gördüğüm üç kadın oyuncunun resminden hareketle oyunun konusunun kadınlık veya annelik üzerine olduğu tahmininde bulundum.
Bana bunu bir çırpıda düşündüren yukarıda da bahsettiğim gibi ‘kutsal’ kelimesinin kültürel ve tarihsel çağrışımlarıydı.
Prömiyer gecesi izleme fırsatı yakaladığım ‘Kutsal’, ödüllü yazar Morgan Lloyd Malcolm’un annelik üzerine yazdığı sarsıcı ve duygusal metinden sahneye uyarlanmış bir eser. Tuğrul Tülek’in rejisiyle sahnelenen oyuna Seda Türkmen, Neriman Uğur ve Ümmü Putgül etkileyici performanslarıyla damga vuruyor.
Oyun; anne olmakla birlikte gelen zorlu duygular ve kaygılardan hareketle anneliğin en zorlu yönlerine dair samimi, gerçekçi ve sarsıcı bir yüzleşme sunuyor. Hep ‘kutsal’ olarak tanımlanan anneliğin bir kadın için nasıl katmanlı ve karmaşık bir dönüşüm olduğunun altını çiziyor.
Anne olan bir kadının beyninin kaygılar, uykusuzluk, yetersizlik hissi ile birlikte insana nasıl oyunlar oynayabileceğini ve bu kaygıların nelere yol açabileceğini çok gerçekçi ve çarpıcı bir anlatımla sahneye taşıyor. Oyun yalnızca anneliği değil çocuk olmayı ve nesiller arası aktarılan öğretileri de odağına alıyor.
Oyunu izleyen herkesin kendinden pek çok ize rastlayacağını düşünüyorum. Ben, Seda Türkmen’in çok gerçekçi ve etkileyici bulduğum performansıyla hayat verdiği taze anne ‘Nina’ karakterinde yeni anne olduğum zamanın izlerine rastladım. Uykusuzluk ve kaygılar eşliğinde şefkat, sevgi, endişe, öfke gibi duyguları iç içe geçmiş, annelikle ilgili beklentiler ve gerçekler arasında sıkışmış olan yeni anne İlksen’le yıllar sonra yeniden karşılaştım.
İlk kez tiyatro sahnesinde izleme fırsatı yakaladığım oyuncular Seda Türkmen, Neriman Uğur ve Ümmü Putgül’ün dinamik ve duygu yüklü performanslarına hayran kaldım. Sade bir tasarıma sahip olan sahne dekorunun ışık ve müzik tasarımının katkısıyla kazandığı dinamizm de oyunun izleyici üzerinde bıraktığı etkiye çarpıcı bir katkı sunuyor. Oyunda emeği geçen herkesi tebrik ederim. Sizlere de fırsat yaratıp ‘Kutsal’ı görmenizi tavsiye ederim.
Anne Beyni
‘Kutsal’da Nina karakteri üzerinden yeni anne olmuş bir kadının beyninin uykusuzluk, kaygılar ve yetersizlik hissinin de katkısıyla ona ne gibi oyunlar oynayabileceğinin bir örneğini izliyoruz.
Peki anne olunca kadınların beyninde neler oluyor?
Bilimsel çalışmalar kadın beyninin annelikle birlikte geri dönülmez bir şekilde yapısal ve işlevsel olarak dönüştüğü gösteriyor.
Amerikalı bilim insanı ve nöropsikiyatrist Louann Brizendine ‘Kadın Beyni’ adlı kitabında anne beynine bir bölüm ayırıyor. Bölümde paylaştıklarını kısaca özetleyecek olursam;
- Doğum süreciyle birlikte beyinde ateşlenen oksitosin anne beyninde yeni reseptörler aktive ediyor ve nöronlar arasında binlerce yeni bağ kurulmasını sağlıyor.
- Bebek doğduğu andan itibaren bebeğin kafasının, teninin, kakasının, tüm beden sıvılarının kokusu kimyasal olarak annenin beynine damgalanıyor. Bu sayede bir anne diğer bebekler arasından kendi bebeğini %90 oranda ayırabiliyor.
- Çok kısa bir sürede içinde aşırı korumacılık anneyi ele geçiriyor. Annenin bebeğini koruma ve onu hayatta tutma endişesi tüm beyin devrelerini ele geçiriyor.
- Kadının beyni ve gerçeği annelikle birlikte geri dönülmez bir şekilde değişiyor ve bu belki de bir kadının hayatında yaşayabileceği en büyük değişim.
- Beyin taramalarında annenin yeni doğan bebeğine duyduğu aşk romantik aşka benzer bir görüntü sergiliyor. Her iki ilişkide de beyinde salınan dopamin ve oksitosin ilişkide bağ kurulmasını sağlıyor. Zevk ve ödül ile ilişkilendirilen beyin kimyasalı dopamin, anne beyninde östrojen ve şefkatle ilişkilendirilen oksitosin ile yükselişe geçiyor. Anne bebeği ile kurduğu ilişkide büyük bir tatmin yaşıyor.
- Primatologlar; insanların işbirlikçi yetiştiriciler olarak evrimleştiğini belirtiyor ve annelerin kendilerini öngörülebilir güvenli bir ortamda hissedebilmeleri için çocuklarını yetiştirirken etrafındaki diğer annelerin desteğinin çok değerli olduğunun altını çiziyor.
- Dişiler üzerinde yapılan çalışmalar, çevresindeki annelerle sıkı sosyal bağlara sahip olan annelerin çocuklarının yaşama oranının diğerlerine oranla daha yüksek olduğunu gösteriyor.
Yani ‘Bir çocuk büyütmek için koca bir köy gerek’ diye boşuna dememişler.
Maalesef modern dünya düzeninde belki de anneleri en çok zorlayan şey aslında ilkel kodlarında bulunan o bir köy dolusu annenin desteğini artık bulamıyor olması ve ilkel beyninde kodlanmış olan dişilik, annelik ihtiyaçları ile modern dünyanın gereklilikleri arasında sıkışıp kalmış olması.
Kadın beyninin işleyişine ve erkek beyniyle arasındaki farka merak duyuyorsanız Louann Brizendine’nin ‘Kadın Beyni’ adlı kitabına bakmanızı öneririm.
Herkese keyifli bir pazar ve iyi haftalar dilerim.
İlksen Utlu kimdir? Çukurova'da doğdu ve büyüdü. Orta ve lise eğitimini Tarsus Amerikan Koleji'nde tamamladı. Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu. 10 yıl İngilizce öğretmenliği yaptı. Eğitim yolculuğu son yıllarda farkındalık çalışmaları alanında devam ediyor. Bir eğitimci ve hayat öğrencisi olarak hayatın içinde yaptığı gözlemleri ve farkındalık üzerine yaptığı çalışmaları harmanlayarak, insan gelişimine ve iyi oluş hallerine katkıda bulunmak üzere kitaplar yazıyor. Yazarın "Üzüntü ile Neşe, Gezerler Hep El Ele' ve "Ahenk İçinde' adlı kitapları bulunuyor. |
Gerçek zenginler gösterişe ihtiyaç duyar mı?
Çarpık ve kimliksiz yapılaşma kentlerin ruhunu, hafızasını ve kimliğini yitirmesine sebep olduğu gibi iklim krizine de katkı sunuyor
‘’İktidar yetkiden çok sorumluluktur’’
© Tüm hakları saklıdır.