04 Ekim 2019

Jacques Chirac: Fransız siyasetinden bir yıldız kaydı

Türkiye’nin yerinin Avrupa Birliği içinde olduğuna inanan, Chirac emsali, bir Avrupalı lideri ne zaman görebiliriz?

20. yüzyılın en tanınmış Fransız asker ve siyasetçisi General De Gaulle’ün ardından, bu ülkedeki merkez sağın ve De Gaulle’cü siyaset geleneğinin önde gelen ismi, Jacques Chirac, geçtiğimiz hafta, 86 yaşında, sağlık durumunun kötüleşmesi neticesinde hayatını kaybetti. Defin töreni öncesinde, binlerce Fransız, halkın ziyaretine açılan saygın politikacının naaşı önünde sıraya girerek, 12 yıl cumhurbaşkanı sıfatıyla ülkesine hizmet eden eski liderlerine son kez saygı ve sevgilerini sundular.

Önümüzdeki dönemlerde Jacques Chirac ağırlığında yeni bir Fransız lider daha çıkar mı bilemiyoruz. Ancak kendisinden sonra sadece bir dönem görev yapabilen cumhurbaşkanları Nicolas Sarkozy ve François Hollande’ın Fransız halkı nezdindeki karneleri ve sicil notlarının vasatı aşamadığını biliyoruz.

1988 yılında Fransa’da düzenlenen cumhurbaşkanlığı seçimleri döneminde, Cenevre’de Birleşmiş Milletler nezdindeki Türkiye Daimi Temsilciliği’nde görevliydim. İkametgâhınız, İsviçre-Fransa sınırına pek yakın, sakin, şirin ve lüks şehir Cenevre’deyse, adeta iki ülkede birden yaşarsınız. Bu çerçevede 1988 yılı Fransız cumhurbaşkanlığı seçimlerini yakinen izleme fırsatımız oldu. Jacques Chirac’ın, tecrübeli rakibi sosyalist François Mitterand ile televizyonda yaptıkları canlı tartışmaların yüksek seviyesi ve kalitesi gerçekten etkileyiciydi.

Jacques Chirac, iyi performansına rağmen 1988 yılında, kurt politikacı François Mitterand karşısında 2. kez mağlup oldu. Kendisine cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmak ancak 1995 yılında nasip oldu. Fransız halkı, 14 yıl aradan sonra, 1995 seçimlerinde, sosyalist Lionel Jospin’i değil, merkez sağı ve De Gaulle tipi milliyetçiliği savunan, 1977 yılından itibaren Paris Belediye Başkanlığını sürdüren, 2 kez başbakanlık görevi üstlenen Jacques Chirac’ı Fransa’nın başına getirdi. Chirac, 7 yıl sonra, 2002 yılında düzenlenen seçimleri de kazanarak 2007 yılına kadar Elysee sarayında oturmaya muvaffak oldu.

Vefatının ardından, Jacques Chirac’ın geçmişine şöyle bir baktığımız takdirde, öne çıkan ve en çok hatırlanan etkileyici icraatı, 2003 yılındaki ABD’nin Irak’ı işgaline karşı çıkışıdır. ABD ve İngiltere’nin dışında kalan ülkelerin neredeyse tamamında, Chirac’ın, Irak’ın işgali kararına karşı, cesaret ve kararlılıkla sergilediği, akıllı, doğru ve uzak görüşlü tutum, işgale gerekçe gösterilen birçok unsurun gerçeği yansıtmadığının anlaşıldığı günümüzde, derin bir takdirle hatırlanmaktadır.

Fransa’da merkez sağ hükümet Irak’ın işgaline karşı gelirken, İngiltere’de sosyal demokrat görüşleri savunan İşçi Partisi hükümetinin ABD yanında Irak’ın işgaline dâhil olması herhalde tarihin ideolojik bir cilvesi olarak telakki edilmektedir. Nitekim geçtiğimiz yıllarda İngiltere’de, o dönemin başbakanı Tony Blair aleyhinde ülkesini gereksiz yere savaşa soktuğu savıyla soruşturma açılmış, 3 dönem arka arkaya seçimleri kazanma başarısı gösteren İşçi Partisi lideri Blair, yanlış kararın sorumluluğunu alarak 2016 yılında İngiliz halkından özür dilemiştir. Bir başka deyişle, ulusal çıkarları savunma dersinden, Chirac sınıfı başarıyla geçerken, Blair’in okuldan kaydı silinmiştir.

Jacques Chirac siyasi hayatı boyunca Arap ülkeleriyle kuvvetli dostluk ilişkileri geliştirmiş ve Filistin davasını desteklemiştir. Bugün hayatta olmayan Fas kralı II. Hasan, Libya lideri Muammer Kaddafi, Irak devlet başkanı Saddam Hüseyin ve Lübnanlı iş adamı ve Başbakan Refik Hariri ile yakın dostluklar kurduğu bilinmektedir. Arap dünyasının bu güçlü isimleriyle ilişkilerinin tabiatıyla Fransa bakımından ciddi iş ve yatırım imkânları manasına geldiğini unutmamak gerekir. Saddam Hüseyin döneminde Irak’ta inşası tamamlanamadan 1981 yılında İsrail uçaklarının saldırısıyla tahrip edilen nükleer santral Fransız şirketleri tarafından inşa edilmekteydi. Chirac’ın, Lübnan başbakanı Refik Hariri’nin 2005 yılında bombalı saldırı neticesinde öldürülmesinin ardından, suçluların (Suriye) ortaya çıkarılması amacıyla uluslararası toplumu kararlılıkla harekete geçirişi hala hatırlardadır. Chirac’ın ölümü üzerine Lübnan’da bir gün yas ilan edilmesi, müteveffaya bu ülkede duyulan saygı ve sevginin kanıtı telakki edilmelidir.

Chirac’ın Fransızca konuşan Afrika ülkeleriyle ilişkilerine değinmediğimiz takdirde yazımızın eksik kalacağı aşikârdır. Kendi halkıyla kurduğu sıcak ilişkilerin yanında, batılı, doğulu muhataplarıyla, Arap liderlerle güçlü dostluklar kuran Chirac, özellikle frankofon Afrika’da çok rağbet görmüş, G8 zirvelerine (halen G7’ye dönüştü) Afrikalı liderler davet etmiştir. Bununla birlikte, Afrika’yla ilgili en güvenilir kaynaklar arasında sayılan Jeune Afrique dergisi, vefatın ertesinde yayınlanan sayıda, Chirac’ın Afrika ülkelerini iyi ve yanında tutmakla birlikte, kıtada demokrasinin zayıf kalmasından ve güçlenememesinden rahatsızlık duymadığını, çok partili hayatın Afrika için lüks olacağını savunduğunu, devlet başkanlarının koltuklarına yapışmalarını ve defalarca seçim kazanmalarını normal karşıladığını ileri sürmektedir. Dergide ayrıca, Chirac’ın, 2002 seçimlerinde kullanmak üzere çok yakın olduğu beş Afrikalı devlet başkanından toplam 10 milyon dolar bağış aldığı iddia edilmektedir. Dergide yazılanlardan, Chirac’ın, ülkesi Fransa’nın geleneksel sömürgeci politikalarını çağdaş yöntemlerle sürdürdüğü sonucu ortaya çıkmaktadır.

Jacques Chirac aleyhinde bir başka olumsuz gelişme, 1977 ila 1995 yılları arasında Paris Belediye Başkanı olarak çalıştığı dönemde, belediye gelirlerini siyasi partisi RPR lehinde harcadığı iddiasıyla (yolsuzluk) aleyhinde verilen ancak tecil edilen 2 yıllık hapis cezası kararıdır (2011). Söz konusu cezanın Chirac’ın halk arasındaki sempatisini ve desteğini etkilemediği ifade edilmektedir.

Avrupa Birliği’ni heyecanla destekleyen, ülkesini Avrupa para birimi Euro’ya dâhil eden, güçlü ve genişleyen bir Avrupa Birliği’ni tercih eden Chirac’ın, gücüne ve kapasitesine inandığı Türkiye’nin AB üyeliğine destek verdiğini, Alman şansölye G. Schröder ile birlikte AB-Türkiye katılım müzakerelerinin başlamasına yeşil ışık yaktıklarını bu vesileyle hatırlatmakta yarar görüyoruz.

Fransız Parlamentosu'nda birkaç yıl tartışıldıktan sonra, “Fransa Ermeni soykırımını tanır” ifadesi içeren yasanın 2001 yılında kabulü, ülkemiz açısından, Jacques Chirac döneminden kalan yegâne olumsuz hatıradır. Bu kararın arkasında, Fransa’daki güçlü Ermeni lobisinin ve Fransız Parlamentosu içindeki siyasi partilerin küçük hesaplarının bulunduğunu biliyoruz. Türkiye’nin yerinin Avrupa Birliği içinde olduğuna inanan, “üyelik yerine ayrıcalıklı ortaklığı” Türkiye’ye yakıştıramayan, Türkiye ile AB’nin daha da güçleneceğine inanan, uzak görüşlü, Chirac emsali, bir Avrupalı lideri ne zaman görebiliriz? Ya da görebilir miyiz? Ciddi tereddütlerimiz mevcuttur.

 


Yazarın Diğer Yazıları

Yolsuzlukla mücadele Peru’da yürütme ile yasama arasında savaşa dönüştü

Oderbrecht rüşvet sisteminin Brezilya dışında en fazla tahribat yaptığı ülke Peru

Rusya Afrika’ya geri dönüyor

Günümüzde Rusya’nın Afrika’da en faal olduğu alan silah satışları ve güvenlik ilişkiler

Arjantin Başkanlık seçimleri IMF reçeteleri gölgesinde ekim ayında yapılacak

Macri yönetimi, kalan 2 ay süre içinde, sıkı para ve maliye politikalarında bir miktar gevşemeye giderek fakirleşen seçmeni rahatlatmaya yönelecek