24 Temmuz 2021

Sine-i millet ya da Erdoğan'a karşı milletin "direnme gücü"ne sığınmak...

Her ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmak isteyen Erdoğan'a karşı Meclis'i bırakıp meydanlara çıkmanın zamanı gelmedi mi?

Erdoğan fena halde ürkmüş durumda.
Çünkü iktidar taşları
çoktan beri yerinden oynadı,
zemin altından hızla kayıyor.
Ayakta durmakta zorlanıyor.
Erdoğan'ın iktidarı kaybetme korkusuna
kapıldığı her halinden anlaşılıyor.
Muhalefete karşı ağzını bozdukça bozuyor.
Yeni yeni düşmanlar buluyor, yaratıyor.
Türkiye'yi içte ve dışta olmadık maceralara
itebilecek savaş tamtamları çalıyor.
Koltuğunu kaybedeceğini anladığı için
"seçim yasaları"yla da oynamaya hazırlanıyor.
Biat medyası artık kendine yetmediği için
sosyal medyayı da tümüyle susturmanın,
muhalefet odaklarını tamamen sindirmenin,
yok etmenin yollarında yürüyor.
Bir başka deyişle:
Erdoğan epeyce bir zamandır
çöküş içinde debelenen bir lider
görüntüsü çiziyor.
İnandırıcılığı gitgide sıfırlanıyor,
güvenilirliği tükeniyor.
Bu yüzden duvara çarpıyor,
nafile bir oyun oynuyor.
Arada bir celalleniyor, gündem değiştirdiğini,
yeni vizyon ortaya koyduğunu sanıyor
ama olmuyor, tutmuyor.
Boşa oynadığının farkında bile değil.
"Evet efendimciler"den oluşan
korodan da hiç kimse Erdoğan'a
bunun nafile bir oyun olduğunu söylemiyor,
söylemeye cesaret edemiyor.
Ama o iktidara tutunma gayretinde.
Her ne pahasına olursa olsun
iktidar koltuğunu bırakmak istemiyor.
Çünkü yaşanmış olan ne kadar
adaletsizlik, hukuksuzluk,
kanunsuzluk, yolsuzluk varsa,
bütün bunlar Erdoğan'ı
iktidara mahkum bir tek adam
çıkmazına sokmuş durumda...
İktidar iplerini elinde tutmak,
Erdoğan için neredeyse
bir ölüm kalım savaşı...
Bu nedenle karşısındaki muhalefeti
yok edilmesi gereken düşman
olarak görüyor.
Bugün Erdoğan'ın rejimi tek adam rejimi.
TBMM bugün göstermelik.

Meclis denetim gücünden yoksun.
Muhalefetin Meclis'te tek bir kanunda,
tek bir maddeyi dahi değiştirecek gücü yok. 
Şimdi Erdoğan böyle bir Meclis'te
seçim kanunlarını kendi istediği gibi
demokrasiye aykırı biçimde değiştirebilirse
ne olacak?
Seçimin meşruiyeti gölgelenmeyecek mi?
Adil seçim, hür seçim güme gitmeyecek mi?
Soruyorum:
Buna karşı muhalefet direnmeyecek mi?
Kılıçdaroğlu'nun "Adalet Yürüyüşü"ndeki
gibi yollara düşmeyecek mi muhalefet,
meydanlara çıkmayacak mı?
Hatta "sine-i millet"e gitmeyecek mi?
Erdoğan'a meydanı boş mu bırakacak?

Son bir noktaya değinmekte yarar var.
Muhalefet ve sözcüleri Erdoğan'ı
hâlâ fazla ciddiye alıyor,
hatta hâlâ sayın diye hitap edebiliyor.
Buna karşılık Erdoğan muhalefet liderleriyle
sözcülerine anayasal konumlarına göre
hitap ediyor mu? Hayır, düpedüz hakaret ediyor,
ağza alınmayacak tanımlar kullanıyor
muhalefet için...
Partili cumhurbaşkanı olarak,
partizanlığını da saklamıyor Erdoğan...
Uzun lafın kısası:
Erdoğan artık gideceğini anladığı için
gayri meşru yollara başvurmaya yöneliyor.
"Saray düzeni"ni ne pahasına olursa olsun
sürdürmenin peşinde.
Bunun için her şeyi yakabilir.
Ciddiye alınacak bir yanı kalmamış durumda.
Erdoğan'ın Meclis'teki mutlak desteğine
gelince...
"Kapıkulları"dır, "Saray düzeni"nin
keyfi idaresini aklayan bir ortaktır.
Soruyorum muhalefete:
Erdoğan'ı ve Meclis'i
kendi başına bırakmak
ve sine-i millete çekilerek,
milletin direnme gücüne sığınmaktan
başka çare kalmadı mı yoksa?..
Muhalefet liderlerinin bu soruyu
ciddiye almalarının zamanı
çoktan gelmiş durumda...

Yazarın Diğer Yazıları

Kürt sorunu... Kılıçdaroğlu... HDP... İmralı... Kandil... Ve barış...

Kılıçdaroğlu'nun, "Kürt sorununu HDP ile çözebiliriz" derken olumlu bir çıkış yaptığını düşünüyorum ama, "aması" da var.

Hrant Dink'ten: “Gelin önce birbirimizin acılarına saygı gösterelim!”

Sevgili Hrant’ın bu sözüydü, yaşadığı acılardı, Erivan’da bir sabah vakti gün doğarken Soykırım Anıtı’nın önünde bana duygu fırtınası yaşatan...

Sevgili Cengo, hayat varken umut bitmez!

İngilizce çıkan kitabını bir yıllık gecikmeyle okurken, Cengiz Çandar'ın ömür boyu süren savaşa karşı barış kavgasını yine sevdim.